DEVLETİM DİYENLER…

10 Şubat 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
542 defa okundu.
DEVLETİM DİYENLER…

Herkesin bir ömrü var. Sizlerde; toplum neyi önemsiyor değil. Siyaset ne emrediyor bakışı hakim.

Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından olan STK’ların daha görünür bir hale gelmesi ile birlikte, kamu-sivil toplum işbirliğinin gelişmesi devlet erkinin yaklaşım ve bakışıyla mümkün. STK’larda kapasite gelişimi, Devlet, Kamu ve Sivil Toplum işbirliği ile mümkündür…

Sivil Toplum hem Türkiye’de hem de dünyada gelişmekte ve toplumsal hareketlilikle birlikte yeniden şekillenmekte olan dinamik bir alan. Özü itibariyle de homojen bir yapı değil. Sivil toplumun örgütlenmiş şekli olan şeklidir.

Türkiye’de örgütlenmenin hâlâ olumsuz algılanması, hatta belirli dönemlerde artan baskıların bir sonucu olarak örgütlenmekten korkulması. “Örgüt” yerine kuruluş denmesi bile ülkedeki bu tedirginliğin bir sonucu!

Türkiye’de STK’lar farklı alanlarda çalışan gönüllü örgütlerden düşünce kuruluşlarına, sosyal hareketlerden vatandaş inisiyatiflerine, hükümet dışı örgütlerden sendikalara ve meslek odalarına kadar geniş bir yelpaze içerisinde hareket eden bir alanı temsil ediyorlar. Ben devletim diyenler hangi yelpazede yer alıyor? Halk mı? Siyaset mi? Oysa maaşları siyasetçi değil. Toplum ödüyor. Siyasetçiyi de toplum besliyor.

Ben köşe yazarıyım. Genel tabirle gazeteci. Ben topluma hizmet etmeyi kendisine şiar edinmiş bir kimliğim. Toplum beni kabullenmiş. Beğenenler var. Beğenmeyenler var. Yerel yöneticilerin, topluma hizmet eden ve 85 üyesi olan bir kuruluşa sırtını dönmesi. Önemsiz görmesi, çokta şık değildir. Bizler TC yaslarına uygun kurulmuş Topluma gerçek manada hizmet üreten legal kuruluşuz. devletle işbirliği yapmak bizi değil, toplumu güçlü kılar. Bunun içindir ki herkesimden herkesin bir ömrü var. Sizinde var.

Bizler hamasetin, kandırmanın ve oyalamanın peşinde olan kuruluş değiliz. Topluma tam manasıyla hizmet ediyoruz. Bunu ispatı çok kolay. Hiç bir kurum bizi yok sayma lüksüne ve keyfiyetine sahip değildir. Her şeyin bir manası birde ahlakı var.

Bizler bu şehre, bu ülkeye 15 yıldır gönüllü olarak hizmet üreten, topluma sosyal fayda sağlayan, kuruluş amacı olan Doğa ve Çevrenin yanı sıra, toplumsal gelişim ile demokratikleşme, insan hakları, gençlik, eğitim, sağlık, engelliler, kalkınma vb. gibi farklı alanlarda amaç ve kapasitesinin üzerinde çalışan bir derneğiz. Kırşehir’den Dünya’ya uzanan bir pencereyi aralayan bir kuruluşuz. Özellikle Kırşehir’e kazandırdıklarımızı hiç kimse reddedemez.

Çağdaş toplumlar yaratmak. Bilinçli ve eğitimli kitle oluşumu devletin temel ilkeleri içindeyken, bazı konularda kent yöneticileri adam sendeciliğe arkasına dönmüş ise STK’ların oluşması toplumun örgütlenmesi kaçınılmazdır. Örgütlü toplum böyle doğar. Bizde böyle doğduk. Diğer yanda kendi çevresinde dönen, yasalardan ve makamdan icazet sahibi, etrafındaki dalkavuklarla yön bulan bürokratların sadece duvarlara çakılmış vesikalık fotoğraflardan öteye izleri kalmaz.

Küresel sivil toplum ittifakı olan CIVICUS 2015 raporunda Türkiye’de sivil alanın daraldığı tespit ediliyor. Bu görüş açıkça ötekileştirme çabalarının bir parçası olarak karşımıza çıkıyor ki, bu anlayış toplumu bölmeye zemin hazırlıyor. İktidarın memuru; bizleri, İktidarın halkı, muhalefetin halkı diye ayrıştıramaz. Anayasadaki “Türkiye Cumhuriyeti demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” biçiminin şekillendirdiği devlet taraflı anlayışı reddeder.

Amacım kimseyi terbiye etmek değil.

Ben Mustafa Bağ olarak devlet terbiyesi almış bir kimliğim.

Sözüm; bu şehirde ben devletim diyenlerle, ben bu şehrin bilim odağının akademisyeniyim diyenlere. Halka sözüm yok. Zaten ben halkım. Ben eğitimsizsem sizler suçlusunuz. Fütursuzsam sizler çıldırtıyorsunuz. Asabiysem kendinize bakın ki; keyfiyetinizin kılcal damarlarınıza nasıl sızdığını belki görürsünüz. Sizler çevrenizdeki dalkavuklardan hiç bir şeyi görmüyorsunuz. Kral çıplak diye bağırıyorsam çocuk olduğumdan değil. Gördüğüm için bağırıyorum.

Savaşta bir komutan vurulursa bir altı. O da vurulursa bir altı komuta eder. Devlette devamlılık esastır düsturunda bu vardır. Bunun içindir ki, devlet işleyişi yasak savma babından olmamalı. Miatlı rutin işler asli görev addediliyor, diğerleri savsaklanıyorsa bu keyfiyettir.

Toplumun olduğu kadar resmiyetinde bir nezaket kuralı vardır. Nezaket bir ahlak anlayışıdır. Sizler için önemsiz gibi gelen bazı hususlar, bizler için çok önemlidir.

Toplumu ve yaşamımızı ilgilendiren bir konu. Çevre…

Kırşehir valiliğinde Sulak Alanlara yönelik yılda iki kez toplantı yapılır. Neden mi? Bu iş miatlı iştir. 45 dakika da Kırşehir Sulak alanlarını sorunları masaya yatırılır, çözülür çaylar içilir kalkılır. Bu toplantıda sadece devlet konuşur. Oysa sorunlar en alttan ele alınır tartışılır. En üst yorumlar. Bize devlet terbiyesi böyle verilmişti. Onlar konuşur biz dinleriz. Onlar gösterir bizler izleriz. Kısaca bizler komisyonun imza bloğu. Toplantının konu mankenleri olarak görülürüz.

Çevre politikaların odak noktası gittikçe tekil çevre kirliliği sorunlarından, ekosistem hizmetlerinin topluma sunulmasına ve ekolojik esnekliğin sürdürülmesine ilişkin sistemsel zorluklara doğru kaymaktadır. Gıda ve su güvenliği, sıcak hava dalgaları, sel riskleri ve olası salgın hastalıklar üzerindeki etkileri bakımından iklim değişikliliğinin bu şehirde etkilerini ortaya koyma amaçlı toplantı düzenledik. Konuya doğrudan ilintili kişileri davet ettik.

9 Şubat çağrımızda amacımız toplantılarda bizi dinlemeyenlere, açık ve net mesajları gerçekleriyle ortaya koyarak anlatmaktı. Çözüm üretmekti. Çevresel faktörden Vali uzak olabilir mi? İlgili ( Çevre ve Şehircilik, Tarım ve Hayvancılık, Orman, DSİ, Doğa Koruma) şubeler ve bu şubelerin bağlı olduğu Vali Yardımcısı uzak olabilir mi? Kırşehir Belediyesi, Üniversite, Jandarma…

Çağrıya kulak verip gelmiş olsalardı; zatıalilerine, çevre ve sağlık alanlarında gerçek problemlerin tespitinde gerekse alınacak önlemlerin belirlenmesinde, genellikle, kirlenmeye neden olan kişisel maddeler ve stres yaratıcılar üzerinde yapılan doz-etki çalışmalarının esas alındığı bir sunum; toplumsal eşitsizliklerin oynadığı kilit rol, kaynak kullanım modelleri, çevresel baskılar, çoklu maruziyet ve bu maruziyetin ortaya koyduğu çoklu ve yüklü faktörler arasındaki kompleks bağlantılarıyla, çevresel ve doğa sorunlarına ilişkin daha entegre bir bakış açısı sunmuş olacaktık. Doğa ölüyor biliniz. Diyecektik. Siz devletsiniz ya! Diyecektik. Bozan, kirleten, yok eden devleti, devlete anlatacaktık. Hemi de ispatıyla.

Gelmediniz. Toplumdan uzak olmak sizlerin veri ürettiğiniz anlamına gelmez. Üniversitede Biyoloji bölümü kapandı. Rahatlar. Ancak kanalizasyon ağını kullanıyorlar. Kırşehir’de biyolojik çalışma ve araştırmayı nasılsa 18 Mart Üniversitesi yapıyor. Bundan sonra. Davetiyeyi oraya göndereceğiz.

İhbar hattını aradığımızda Aksaray Jandarma çıkıyor. Bir sonrakine davetiyeyi Aksaray’a göndereceğiz. Ormanı böcek istila etmiş. Orman kurumuş. Yol açmak için ağaç katliamı yapılmış, yol yapan ilgili, firma sarı çizmeli Mehmet ağa. Dava açmışız bir yılı doldurmuş. Bizler bundan sonra davetiyeyi Anakara Orman Genel müdürlüğüne, davayı da, Bolu mahkemelerine açacağız.

Kırşehir’in bir valisi var. Yoğun olabilir. Eyvallah. Ancak yardımcıları da var. Gelin bizi tanıyın. Ne yapıyoruz bakın; kimiz, hinlimiyiz, inlimiyiz. Görün. Gerçek mi konuşuyoruz. Hayalci miyiz. Hele ki bu konuyla ilgili. Vali yardımcısı toplantıda bana; ‘bizler STK’ları biliyoruz’. diyor. Gelseler de kimin ne bildiğini görmüş olsalardı. Davetiyeyi bundan böyle Kayseri Vali yardımcısına göndeririz. Nasıl mı Bal gibi olur. ‘Sehven’ deriz olur biter.

Not… Çağrımıza kulak veren, Tarım, Çevre ve Şehircilik Müdürlerimizle, Doğa Koruma Müdürlüğü temsilcisi arkadaşlarımıza teşekkür ederim.

 

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com