DEMOKRASİ VE YEREL YÖNETİM…

30 Eylül 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
DEMOKRASİ VE YEREL YÖNETİM…

Yaşanabilir kentin temelinde “katılımcı demokrasi” yatar. Yani Halk vardır. Kısaca Biz varız.

Demokrasi çok büyük bedeller isteyen son derece uzun bir süreçtir, Eğitimde-Sağlıkta-güvenlikte ve sosyal hayatta atılacak akılcı ve hukuka dayalı adımlar yerelden, genele doğru ülkeyi Demokrasiye bir an önce kavuşturacağı gibi günü kurtarmak için yapılacak çalışmalarda bizi daha beter belalar ile karşı karşıya bırakacağını görmezden gelmek “Eyvah” demenin kapılarını aralamaktır.

Sizlerle Hürriyet Gazetesi yazarı olan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yakınlığı ile bilinen Abdulkadir Selvi’nin Cumhurbaşkanının “Metal Yorgunluğu” ifadesinin altındaki ana faktörün yerel yönetimlere yönelik bir tasfiye kararı olduğunu açıkça yazmıştı. Bu yazıyı sizlerle paylaşmıştım. Metal Yorgunluğu kavramı içinde ilk fire İBB Kadir Topbaş ile başladığı görüşü.

Bu ülkede Demokrasinin işlediğini söylemek mümkün değil. Evden çıkıp bakkala gidip iki ekmek alıp eve geri dönmek demokrasi olabiliyorsa, tepedeki adamın halkın seçtiği bir kişiyi de görevden alması veya istifaya zorlaması akıl tutulmasından öteye değildir. Şark kurnazlığı siyaset değildir. Kandırmaktır. Yanıltmaktır. Toplumla dalga geçmektir.

Halkın oylarıyla seçilmiş bir başbakan olan Ahmet Davutoğlu hiçbir açıklama yapmadan istifa edip, çekip gitti. İBB Topbaş’ta aynı yolu izledi. Başbakanın yerine Ulaştırma Bakanı Binali, önce atandı, sonra Genel kurula seçtirildi. Başbakan yapıldı… İBB Topbaş yerine gelecek kişi Başakşehir Belediye Başkanı Mevlüt Uysal önce atandı, sonra Belediye Meclisine seçtirildi. Bu anlayışa normal demek biraz zor olsa gerek.

Her ikisinde halk yok. Halk olmayınca Demokraside yok demektir. Halkın seçmediği hiç kimse, halka değil atayana hizmet edeceği için “Kukladır”… Halk kendi adayları yerine bir adamın işaret ettiği adamı seçmek zorunda bırakılıyorsa; bunun adı dayatmadır. Hür irade değildir. Yasal dayanak kulpu takmak adıyla seçtirip onaylatmaktır.Türkiye’de artık hiçbir şey kural ve kaidelere göre yapılmıyor. Tek adam baskısı veya tek adam rejimini halk hâla hissedemiyorsa, baskıcı bir anlayışın, totaliter anlayışın ayak seslerine kulaklarını tıkamışsa kapısının zili çaldığında eyvah demenin faydası olmayacaktır. Bu gidişat sizleri korutmuyor mu? Doğrusu ben korkuyorum.

Metal Yorgunluğu ifadesi ardından Türkiye genelinde onlarca AKP’li İl ve İlçe Başkanları da ya görevlerinden alındı ya istifaya zorlandı. Yerlerine seçilmişlerin ötesinde atanmış İl, İlçe Başkanları tesis edildi. Hukuk ülkesinde böyle bir demokrasi olamaz. Hoş bu ülkede ne kadar hukuk varsa, o kadarda demokrasi var.

Siyasi Parti Genel Başkanlarının, Türkiye’nin siyasal ve toplumsal yaşamlarını doğrudan etkileyen vesayet anlayışları mutlak kırılmalı. Siyasi Partiler birer Sivil Toplum Örgütleridir. Siyasi Parti Genel başkanları yıllardır adım, adım geliştirdikleri vesayet bu ülkede güvensizliğin oluşmasında yer, yer şiddetin egemen hale gelmesi ile Türkiye’de kamusal ve toplumsal alanın tümünü etkilediği, tahrip ettiği gerçeği vardır.

İl ve İlçe Başkanlık koltukları siyasiler için bir sıçrama tahtası. Milletvekilliğine, Belediye Başkanlığına, bunlar olmaz ise Türkiye Genelinde açılacak olan Münhal kadrolarda iş verilmesi vs. Hele bu koltuk iktidar olan bir siyasi erkin güdümündeyse çok daha kıymetli. Bunun içindir ki siz sadece gönülden değil. Etinizle, kemiğinizle Genel başkana yakın olacaksınız ki. İstenilen kişi olabilesiniz.

AKP’nin yeniden dizayn anlayışından, Kırşehir’de nasibini aldı AKP İl, İlçe Başkanları değiştirildi. Atanmış olan yeni Başkan, Kırşehir eski milletvekili Muzaffer Aslan… Muzaffer Aslan geçmişte yine İl Başkanıydı. Milletvekili oldu. Sonra! Sonrası malum. Yeniden İl Başkanlığına atama yoluyla getirildiler. Ben böyle bir değişiklikten rahatsız değilim, ancak kuşkularım var. Belki bugünlerde yüksek sesle konuşulmuyor ama! İyi biliyorum ki; bu şehirde benim gibi düşünen, aynı kanıda olan binlerce insan var. İnsanların yüksek sesle dillendirdiği, muhataplarının da sadece “Hayır” kelimesiyle geçiştirdiği bir değişim hazırlığı. “Değişim” Neyin derseniz; Belediye Başkanı Yaşar Bahçeci’nin istifa ettirileceği, sonrası, Muzaffer Aslan’ın Belediye Başkanlığına hazırlanarak seçimlerde aday olacağı. Bu elbette ki o koltuğa oturan için bir hak. Ancak benimde eleştirme ve yorumlama gibi bir hakkım var. Ben bu şehirde yaşıyorum ve Türkiye Cumhuriyeti yurttaşıyım.

Bu söylevler doğruysa!

Bu şehirde Bahçeci’yi siyasi düşüncesine bakmadan bir evlat olarak bağrına basan ve çok seven taraftar ve muhalefet bir kesim var. Bahçeci yaşam tarzıyla, yaklaşımıyla, icraatlarıyla kabul görmüş bir kimlik. Bu gerçek… Bu şehrin parkından, refüjüne. Sokaklarından, caddelerine. Kaldırımlarından, içme ve atık suyuna, çevresel yapılanma ve kentsel dönüşüme kadar pek çok projede izi var. İmzası var. Bu şehir kabuğunu kırdıysa Yaşar Bahçeciyle kırdı. Ben muhalefet olmama rağmen; Bahçeci’nin hayata geçirdiği, planladığı tüm projelerine hayranlıkla bakıyorum. Bahçeci; Yaşanabilir bir kent yaratmıştır. Çalışkan ve üretken. Akıl ve proje adamıdır. Ben salınım yapılan bu söylevlere kulaklarımı tıkamak istemediğim için. Seyirci olmak istemediğim için görüş ve düşüncelerimin sadece bir kısmını paylaşmak istedim. Bu şehrin insanı bugüne kadar insani değerlerine hiç sahip çıkmamıştır. Bu anlayışı Yaşar Bahçeci ile başlatmalı. Yani; sahip çıkma kültürünü geliştirmelidir.

Demokrasilerde halk öne çıkar. Yöneticilerin bireysel yaklaşımı halkın iradesi üzerine tahakküm oluşturuyorsa bu anlayışa Demokrasi denilemez. Bu ülkede her şeye kılıf bulmak çok kolay. Halkın seçtiği bir Belediye Başkanını baskılara dayanamaz hale getirerek istifaya zorlamak bence demokrasi değildir. Türkiye’nin en önemli sorunu, demokrasi ve özgürlükler sorunudur ve ben yerel yönetimlerin demokrasinin gelişmesine çok önemli katkı sağlayacağına inananlardanım. Bu katkıyı Bahçeci’nin uygulamalarında bire bir tanıklık etmiş biriyim. Her düşünceye ve eleştiriye açık. Her fikre saygılı. Sorulan her soruya nezaket içinde karşılıyor ve usulü lisan içinde cevaplıyor.

Bu şehir Belediye Başkanını çok seviyor. Bu zinciri kırmak hiçte kolay olmayacaktır. Kırşehir büyük şehir değil. Hiç kimse başkanı iftira kazanına atmaya zorlamamalı. Açık ve net söylüyorum. Bahçeci kaybederse, Kırşehir kaybeder. Her devirde dalkavuklar vardı. Bu devirde de olacak. Sağduyu bu dedikodulardan uzak durabilmektir. Muzaffer Aslan’da bu şehrin evladı ve hizmetleri var. Güç birlikte üretmekten doğar. Nihayetinde bu şehrin havasını, suyunu kullanıyor ortak yaşam alanlarında bizlere sunulan hizmetleri yaşıyoruz. Kentsel yaşamda hep bir aradayız. Burada siyaset yok. Verilen hizmeti siyasi görüşü ne olursa olsun hepimiz sonuna kadar kullanabiliyor muyuz? Cevap; evetse. Geriye ne kalıyor. Lafügüzaf… Diğer yanda genel politikalar mı? Ona zaten yeterince muhalefet yapıyoruz.

Türkiye’de ve yerelde katılımcı demokrasinin yerleşmesini istiyorsak mutlak surette yerelden başlanmalı. Hatta sokak, mahalle ve apartman düzeyinde demokrasi kavramını görebilmeliyiz. Tepeden inme demokrasi olmaz.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com