ATATÜRK’E SALDIRMANIN AYMAZLIĞI…

20 Mart 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
ATATÜRK’E SALDIRMANIN AYMAZLIĞI…

Yaşadığımız bir akıl tutulması değil… Bir vicdan tutulması!

“Aklınızı başınıza devşirin, çatışmayın”… Diyenler ne yazık ki akıllı değiller. Bu ülkede ben gücüm diyenlerin dümen suyundan kurtulamamış bir muhalefet sorunu var.

Amacım şeamet (uğursuzluk) tellallığı yapmak değil. Ben Demokratik, Laik, Çağdaş, Hukukun üstünlüğünü şiar edinmiş Cumhuriyetle yönetilen bir ülkede yaşamak istiyorum. Çünkü bu ülkenin kuruluş felsefesinde bu var. Beğenmeyenler. Bize İslam’ın ağırlaştırılmış karanlık çağ doktrinini enjekte etmeye uğraşanlar. Çağ artığı imamlar, Arap ülkelerine değil de, neden demokrasi yönünden çağdaş ülkelere giderler? Yatırımları neden Amerika, İngiltere, İspanya, İtalya, Fransa gibi ülkelerdedir? Bunlar; bu millete ahlak tan dem vururken, bu ülkeden vergi kaçırmak için Malta ve Man adalarını seçerler.

Temel hak ve özgürlüklerin en temel ve olmazsa olmazı ise, düşünce özgürlüğüdür. Düşünce özgürlüğü, insan onuru ve insanın maddi ve manevi varlığını geliştirme temel hakkına dayanır. Bu anlayış özgür bir birey olmanın ve özgür bir topluma sahip olmanın en önemli öğelerinden birini teşkil eder.

Düşüncelerini özgürce açıklamaktan yoksun kılınan bireylerden oluşan bir toplumun sosyal, kültürel, politik ve ekonomik alanlarda ilerlemesi mümkün değildir…

Özgür bir biçimde düşüncenin oluşumuna, yaşanmasına, açıklanmasına izin verilmeyen bir toplumda, bireylerden değil, ancak tek tip ve devletin istediği gibi programlanmış makinelerden söz edilebilir. Böyle bir sistem ise, bir kısır döngü şeklinde, sorgulamayan, yanlışların düzeltilemediği ve bu yüzden de bir grubun keyfiyeti çerçevesinde işleyen bir devlet yapısı hayata geçecektir.

Susmak kabullenmektir.

Bölüyorlar. Akıllarınca dışlıyorlar. Yoksulluğuyla satın alınanları, yarın bir başkası daha kolay satın alacaktır. Sonuç vatansız kalmaktır. Onların amacı midelerin pek olmasıdır. Gerisi boştur. Kuru lakırdıdır. Ama çoğunluk onlardır.

Dost-düşman, ihanet-sadakat gibi klişeleşmiş lakırdıların, özellikle iç politikada kendilerine kullanım alanı bulmaları haline inanan kitlelerin sürüklenmesini ellerini ovuşturarak izleyen emperyalistler. Bu işleri organize eden ve alet olan ‘George soros’un piçleri.

Yaşadığı toprakların tarihini bilmeyen bir kitle, bu topraklarda yaşıyor. Birileri kullanıyor. Ülkenin tarihini değiştiriyor. Milletin sırtlarına basa, basa şatafat ve lüks içinde tepede yaşayanlar ve altındakiler. O’ki aşağıda yaşayanlar; Demokles’in kılıcı altında sessiz. Kıpırdamadan, korku içinde, benim sorunum değil; diye, diye yaşıyor.

Türkiye Cumhuriyetini kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’e saldırmanın hafifliği ve siyasilerin tutumu. Türkiye’nin içinde ve dışında, bir kısım siyasetçiler dahil; sistematik olarak, planlı olarak Atatürk düşmanlığı yürütülüyor. Avrupalılar, Kürtçüler, Tarikatçılar, Sözde Dindarlar ve muhafazakar olduklarını iddia eden siyasetçiler. Düşmanlığa yönelik yürütülen bu kampanyaların baş aktörleri bunlar, ülkeye yön verip yeniden dizayn etmek için el-ele-ler. Bunlar Mustafa Kemal Atatürk’e ve eserlerini. Hatıralarına saldırmakta hiçbir beis görmüyorlar. Amaçları tek adam rejimiyle ülkeyi kargaşa ve kaosa sürüklemek istiyorlar.

“Birileri var ama Atatürk yok. Kültür bakanlığının zaferin yıldönümü için “BİRİLERİ VAR” sloganıyla hazırlattığı kamu spotu ve afişlerde Ulu Önder Atatürk’e yer verilmedi”. 18.03.2018 Sözcü.

Onlar akılları sıra Atatürk’ü silmek istiyorlar. Çanakkale Belediye başkanına konuşma yasağı getiren anlayışı bu millet sorgulamıyorsa. Oluşturan bu algının bu milleti nereye sürüklediği açıkça ortadadır. Susmak. sessiz kalmak insanlık suçudur.

Bir zamanlar Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı, bugün Kültür bakanı olan Numan Kurtulmuş, ‘kamu, bir takım kişileri zengin etme yeri oldu. Bu geçtiğimiz hükümet zamanında da böyleydi bu hükümet zamanında da böyle. Aradaki fark, ciplere şimdi başörtülüler, sakallılar biniyor önceden başkaları biniyordu”… Diyen bir adamın bugün Atatürk düşmanlığına su taşıması olağandır; demeyin. Orada onun işi ne? Diyebiliyor musunuz. Bütün mesele bu!

Bunların Atatürkçülüğüne ne kadar inandınız? Bu ülkede kurucu değerlere önce küfretmek. sonra sahiplenmek siyaset modası. Bunun içindir ki; susmak kabullenmektir.

Bana saygı duymayan kim olursa olsun. Bende O’na. Ve onun kimliğine asla saygı duymam. Ben insanım. Ben adam gibi adamım. Benim değerlerime saldıranlara misliyle cevap verme hakkım var. Türkiye Cumhuriyetinin varoluş kimliğinin altında öncelikli olarak Çanakkale var. Ben bu ülkeyi kuranlara ve emanet edenlere asla saygısızlık, vefasızlık etmem. Bunun içindir ki; bu ülkenin ahlaksızlardan alacağı ders yok. Bu ülkenin Deli kadir gibi soytarılardan tarih öğrenenlerin yönetmesine de ihtiyacı yok.

Amaç; Atatürk’e düşman nesil yaratmak. Atatürk’ü tarihten silip yeniden dizayn edilmiş ülke şekillendirmek… Kim bunlar sorusunun zamanı gelmedi mi? Kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırmak. Yargıyı bağımlı kılmak. Sarayda yapılan atama kuraları. Partili (Taraflı) Cumhurbaşkanını ayakta

karşılayan, alkışlayan yeni savcı ve hakimler. Yargı bağımlılığının en büyük göstergesi. Orduyu Atatürk’ten kopartmak istiyorlar. Parti ordusu haline gelen bir ordu kimlerin güvenliğini sağlamaya muktedir olabilir. Tankın üzerinden rabia ve ülkücü işareti yapan subay. Siyasetçi gibi ortada gezen bir genelkurmay başkanı.

Atatürksüz Çanakkale tarihi yazmaya kalkanlara bir iyice bakın. Kim bunlar! Bunların içsel çıkışları ön yargıdan çok ideolojik refleks. Bu çıkışları özellikle yapıyorlar. Adam sendeci, haybeci toplum yarattılar. Bu toplumu, bu anlayışla sürüleştiririz zannediyorlar. Bunlar yıllardır Mustafa Kemal Atatürk adını tam telaffuz etmezler. Ya Gazi, Ya Mustafa Kemal. Derler… Neden Atatürk kelimesi bunları rahatsız eder. İdeolojileri Vahhabilik (Tüccar, Dinciler) olanların tek amacı din ile kandırdıkları toplumun tepesinde saltanatlarını sürdürmek. Onlar %49’un dışında kalanlara da boyun eğdirmek istiyorlar. Bunlar tek cümleyle “Din baronlarıdır”…

Tepede; adları muhafazakâr kesim olarak beliren gruplaşmalar ve son dönemde daha açıktan yürüyen İslamcılık çıkışları. Partili Cumhurbaşkanı Erdoğan “İslam’ın Güncellenmesi gerektiğini bilmeyecek kadar acizler… … “Şimdi bir çok hoca efendi beni tefe koyup çalacak. Rabbim bizi tefe koymasın.” dedi mi? Dedi. doğrumu doğru. Peki neden bu sözlerin arkasında duramadı. Tarikat imamlarından gelen tepkilere neden sessiz! Kendisi, devletin birçok kadrolarının tarikat müritlerinin işgali altında olduğunu iyi biliyor. FETO sentezinde diğer paraleller.

Devlet inançla değil. Akılla yönetilir.

Türkiye Cumhuriyeti, ulusal bir devlet olarak kurulmuştur. Devletin sahibi bir hanedan ya da belli bir zümre değil, toplumu oluşturan yurttaşların tümüdür. Yurttaşlar, kendisine Tanrı’nın yeryüzündeki gölgesi (Zıllulah=Halife) olarak bakılan bir hükümdarın kulu ve tebaası değilim diyebilmeli. Bir dinin ya da peygamberin ümmeti, bir imamın ya da kilisenin cemaati olarak değil, kendi yazgısını kendi kararıyla belirleyen bir ulusun, aralarında ırk, renk, dil, sınıf, cinsiyet farkı gözetmeksizin eşit haklara sahip özgür bireyim demeli…

Güçlü olmak din baronlarının himayesinde, din bezirganlığı yapmak değildir. Güçlüysen bezirganlığa, kulluğa ihtiyacın yok ki; Yurttaş; egemenlik doğaüstü bir güce değil, kayıtsız şartsız ulusa aittir demiyorsa teslimiyet başlamış demektir. Hiç kimse; yeniden tarih yazmaya kalkışmamalı. Hiç kimse; Şanla şerefle dolu Türk tarihini buruşturup çöpe atamaz.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com