Yavuzca

20 Mart 2021
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2458 defa okundu.
Yavuzca

18 MARTTA TABYALARA ÇELİK YAĞIYORDU

İdris Yavuz

Çanakkale’de Altı büyük İngiliz savaş gemisi, savunma tesislerini hedef aldılar. Her iki kıyıdaki obüs ve ağır havan toplarıyla dövmeğe başlamıştı. Boğazın suları fıskiye gibi gökyüzüne yükseliyor, gemilerden dumanlar çıkıyordu. Muazzam bir topçu düellosu başladı. Bütün tepelerin ardında şimşekler çakıyor ve alevler göklere yükseliyordu. Öğleden sonra, açılan ateş azaldı. Düşman, Türk tabyalarını imha ettiğini düşünüyordu. Bu arada kuvvetli bir ateşle karşılaşan Fransız Filosu geriye çağrıldı. Fakat, bir anda korkunç bir patlama duyuldu. Bütün gözler birdenbire simsiyah dumanların içinde kalan Fransız savaş gemisi Bouvet’e çevrildi.

Dost ve düşman, herkes, koca geminin nasıl yana yattığını ve iki dakika içinde alabora olarak bütün mürettebatı ile battığını gördü. Diğer Fransız gemileri de topçu ateşinin içinde kalmışlar ve önemli yaralar almaya başlamışlardı. Bu sırada sancak gemisi Suffren, suyun üzerinde batmamaya çalışıyordu. Diğer bir gemi, Gaulois ise topçu düellosu sırasında iskele tarafından önemli bir yara almışken bir de mayına çarptı ve batmaması için, Bozcaada yakınında baştankara edilip, karaya oturtulmak zorunda kalındı. Ayrıca, bir yandan da İngiliz mayın tarama gemileri mayın tarlasına karşı harekete geçirildi.

Filo komutanı durumu yine de kendilerinden yana görüyordu. Bu şekilde, Londra’ya iyimser bir radyo mesajı da göndermişti. Fakat kısa süre sonra, her şey tersine döndü. Topçu atışlarıyla her yer toz ve duman içinde kalmıştı. Bu arada savaş kruvazörü, HMS Inflexible’ in her iki direği tutuşmuş yanıyordu [3]

Öte yandan, geçidi tutmakta olan Türklerin durumları giderek kötüleşiyordu. Toplarının bazıları sıkışma yapmıştı. Yarısı ise yıkıntıların altında kalmıştı. Topçularla, ateş kontrolleri arasındaki bağlantı önemli ölçüde kaybedilmişti. Halen ateşe devam eden birkaç bataryanın atışları gittikçe bozulmaktaydı. Gelibolu tarafındaki on üç numaralı tabya, içerden bir patlamayla toz duman içinde kalmış ve neredeyse tamamen görünmez olmuştu. Türk topçusunun maneviyatı bozulmuş gibi görünüyordu. Savaş artık neredeyse tek taraflı seyrediyordu.

            MEHMETCİĞİ CANLI CANLI YAKTILAR

İdris Yavuz

İngiltere’nin resmi Savaş Muhabiri, Avusturyalı gazeteci Bean’in günlüğünde insanın tüylerini diken diken eden şu sözleri dikkat çekmektedir: “25 Nisan Pazar gecesi Gemiler Limni’den geldi. Ta uzaklarda bir takırtı duyuyorum. İlk defa işitmeme rağmen hiç şüphem yok, ilerdeki tepelerde yoğun çarpışmalar oluyor. Sandalımız, 50-60 santimetre derinlikte bir suda karaya çekildi. Kumsala dek suları yara yara yürüdüm ve sonunda Türk topraklarına ayakbastım.

Her gün kampa Türk esirler getiriliyordu. Avustralyalılar ve Yeni Zelandalılar Türkleri esir almayıp yaralıları öldürme yolunda üstlerinden emir aldıklarını söylediler.

2 Mayıs gecesi Türkler Munster hattını yarmışlar, karargah bölüğünü darmadağın etmişler. Hattaki askerler de arkalarından gelen insan seslerini duyunca kendi adamlarının takviyeye geldiğini sanmışlar, tereddüt belirince bir çavuş adamlarından bazılarına birer el ateş etmelerini emretmiş. Ateşin ardından “Allah Allah” sesleri yükselmiş. Ön hattakiler derhal ateş açmışlar ve 15 kişiyi öldürmüşler. Eğer bizim Tommy’lerimiz böyle savaşıyorsa. Yaralıları öldürmekle öğünen bazı Avustralyalıları gördüm.

Bu topraklara ayak basalı 15 hafta oldu. Bugün hayatımda gördüğüm en alçakça davranışlardan birine şahit oldum. Sığınağımın hemen karşısında 100 kadar Türk ile 2 Alman esirin barındığı tutukevinin çevresine benzin döküp tutuşturuldu. Zavallı esirlerin hiç birisi sağ kalmadı. Bu görüntüyü seyredip gülüşenler arasında, İngilizler de Avustralyalılar da vardı. Bu işi yapanların ağzını burnunu dağıtacak onurlu bir kişi yok muydu acaba?

Bu esirlere yapılan muamele insanın yüzünü kızartacak derecede idi. Oysa bildiğimiz kadarıyla Türkler esir düşen asker ve subaylarımıza olağanüstü iyi davranıyorlar.4 Mayıs: Türkler, yaralılarımızı teknelerimize yüklememize izin verdiler.

Savaş muhabiri Bean,: “16 Aralık: Anzak Koyu olağanüstü ıssız. Evraklarımızı yaktık. Tüm mevzilerimizi çırılçıplak bıraktık. Hat boyunca

Türklerin sabah olunca çoktan terk ettiğimiz siperlere hücum etmesi, hiç de fena savaş hikâyesi değil, diye düşünüyorum. İstilacıların kaçışları, 19-20 Aralık 1915 ve 8-9 Ocak 1916 gecesi oldu. Bu olay yıllarca dünya kamuoyundan saklandı[4]

Öğleden sonra 13.45’de Bouvet müthiş bir patlama ile sarsıldı ve güvertesinden gökyüzüne doğru yoğun bir duman yükseldi, hızla devrilip gözden kayboldu. Her şey iki dakika içinde olup bitmişti. Kaptan Rageot ve gemiden kaçamayan 639 kişilik mürettebatı boğuldular Türk topçularının cesareti arttı HMS Ocean ve Irresistible, Albion ve Vengeance ile Swiftsure ve Majestic geldiler ve On bin metrelik menzile girdiler. Ama sonra, bir panik oldu. Dört tarayıcı da geriye döndüler. Komutanlarının tüm çabalarına rağmen Boğaz’ın dışına k                 

BİR KOMUTANIN ÇANAKKALE MEKTUBU

ŞDRİS yAVUZ

 Düşman 24 Temmuz 1915 tarihinde Seddülbahir mıntıkasına intikal ettiğinde, Gaziler Tepesi’ne yetişmek için silaha sarılan bölükteki fedakar dört neferin kahramanlıkları:

Sabah güneşinin dogmasıyla birlikte yüzlerce topun soğuk namlusundan çıkan müthiş mermi sesleri sinir bozucuydu. Düşman üzerine atılmak ve onları yere sarmak için sabırsızlanan askerler harekete geçme emrini aldı.

İleri noktadaki Gazileri takviyeye gidiyorduk. Düşmanın yüzlerce mermisinin düştüğü yeri geçmek biraz tehlikeli ise de, düşmandan intikam almak için hırslanan askerim, din kardeşlerine yardıma yetişmek herhangi bir engel tanımıyordu.

Yol üzerinde her nasılsa düşman mermisinden ateş alan bir sandık cephane, yolu tamamen kapadı. Dini, vatanı, milleti için yoldan geçmeye çırpınan fedakârlar, civardan tedarik ettiği kum torbalarını omuzlayarak yanan sandık üzerine dökmek istediler. Bu sırada dört asker birden atıldı. İki saniye sonra sandık, torbalar altında kaldı ve yolumuza mani olacak engel ortadan kaldırıldı.

Bu dört askerin cesareti ve fedakârlığı sayesinde yol tamamen açıldı. Ethem Onbaşı da bu vazifeyi yerine getirdikten sonra sol kalçasından şarapnel misketi ile yaralandı. Ethem Onbaşı bunun üzerine;

—“Bir senedir kullandığım silahımla hunhar düşmana bir kurşun atmadan hastaneye gidiyorum. Bari benim intikamımı siz alın” diye ellerime kapandı, gözlerinden yaşlar akıtarak ayrıldı.

Bu dört yavrunun azmini kurşun, süngü, hatta top bile kesemedi ve onlar kahramanca savaştılar. Ecdadımızın bu fedakârlığına karşılık, onların isimlerini gelecek nesillere bir anı olarak aktarmayı bir görev bilirim.

Buradaki hayatımdan hiç unutamayacağım bir safhayı belirtmeden geçemeyecegim. Sığındere Harbi oldu, Her iki taraf çok telefat verdi. Şehitlerimizin defni için İngilizlere, bir günlük mütareke teklifi yapmak lüzumu hasıl oldu. Cenup Gurubu Kumandanının bu teklifini havi mektubunu kolordumuzdan Erkan-ı Harp Yüzbaşı Yusuf Beyle ben götürdüm. Esasen muharebe cephesi çok uzak değildi. Evvela atlarla, sonra yaya olarak dere tepe aşıp ilk siper hatlarımıza girdik. Düşman siperleri de 100-120 metre ileride görülüyordu. Siperlerin bazı yerlerinden geçerken bize rehberlik eden subay; “Burada çok eğilin! Bu noktada düşmanın makineli tüfeği tespit edilmiştir. Ufak bir karaltı görseler ateş ederler” diyordu.

İlk siperin manzarası çok elemli idi. Buradaki şehitlerimiz ve düşman maktulleri o derece sıktı ki, tıpkı Cuma Namazında bir camide cemaatinin secdeye yatmış manzarasını andırıyordu. Yalnız bu yatış, gayrı muntazamdı ve ebedi bir sükûna dalmış, şehit ve maktullerin mahşeri halinde görülüyordu. Bu ölülerin ağız ve burnuna sinekler yumurtlamış ve buralarda büyüyüp, beslenen sürfeler(kurtlar) tombul ve beyaz birer şekil almış olduğu halde siperlere karınca gibi yürüyor, iğrenç bir manzara hasıl ediyordu. Günlerce açıkta kalmış cesetler kokmuş,etrafa çok fena bir koku yayılmıştı.

Bu hata günlerce gece, gündüz ateş karşısında bulunan kahraman Türk askerleri bu duruma da alışmıştı, mütevekkil, cesur ve metin bir gayretle düşmanı olduğu yere çivilemişlerdi. İlk hatta girer girmez bir beyaz bayrak çıkardık. O hatta, bizim taraf ateşi kesti.

Düşman tarafı sağa sola el bombası atıyor, makineli tüfekle ateş açıyordu, İngilizler de bize karşı bir beyaz bayrak çıkardılar. Yusuf Bey siperin dışına çıktı, benim siperde kalmamı muvafık gördü. Kendisi 50-60 adım ilerledi. Karşı hattan da bir İngiliz subayı çıktı, o da 50-60 adım ilerledi. Birbirine kavuştular. Mektup teslim edildi. İngiliz kumandanları denizde, zırhlıda imiş. Mektubun cevabını sabahtan, akşam geç vakte kadar bekledik. Beyaz bayraklar da bekledi. Akşam üstü aldığımız cevabı Cenup Gurubu karargâhına getirdik. Cevap menfi çıktı. Mütarekeyi kabul etmemişlerdi. Ertesi gün sabah erken büyük bir taarruza geçtiler. Derslerini de aldılar.

İtiraf ediyorum, mektepte kokmuş insan ölüsü üstünde anatomi dersi yapmış ve bir çok otopsi yapmak mecburiyetinde kalmış bir doktorum.

Sinek kurtları ile de Askeri Hıfzısıhha derslerimde ve et muayenelerimde meşgul olmuş bir insanım. Öyle olduğu halde ilk hattaki o koku bir hafta burnumdan çıkmadı, et yiyemez oldum. Kahraman Türk askerleri, her sıkıntıya, her keder ve zahmete alışmış verilen eti de otu da ilk siperlerde yiyor, inançla düşmana silah sıkıyor, hücum edene süngü sokuyordu[1].

                                                    Abdulkadir  (NOYAN) 1.Kolordu Hıfzıssıhha Müşaviri

ÇANAKKALEDE SİYASİ SONUÇLAR

İdris Yavuz

Çanakkale’de denizde ve karada kazanılmış olan her iki zafer, Osmanlı’nın içte ve dışta sarsılmış bulunan devlet onurunu kurtarmıştır.

Çanakkale Zaferi, Batılıların Doğulu müttefiki Rusya’ya ulaşmasına imkân tanımamış, Çarlık Rusyası içerden çökerek, Bolşevikliğin pençesine düşmüştür.

Çanakkale’de Türk savunması aşılabilseydi, Rus ihtilalı patlak vermezdi. Deli Petro’dan beri izledikleri, “Açık denizlere ulaşma” politikalarını gerçekleştirmiş olurlardı.

Çanakkale’deki başarısızlık, henüz savaşa katılmamış olan Balkan Devletleri’nin tutumlarını da farklı yönlerde etkilemiştir. Bulgaristan, Romanya, Yunanistan ve İtalya, bir süre savaş dışında kalmış, Arap ayaklanması bir yıla yakın bir süre geciktirmiştir.

Çanakkale Muharebeleri, İngiltere’nin savaşın başından beri Japonya’dan yapmakta olduğu yardım talebini artırmasını istemesine rağmen, Japonya’nın bu istekleri çeşitli bahanelerle kabul etmemesine yol açmıştır.

Çanakkale savaşı sonucu, dünya siyasi haritasını değiştiren bazı gelişmelere yol açmıştır.

Avustralya ve Yeni Zelanda, İngiliz çıkarları uğruna Çanakkale’de Türklere karşı muharebeye zorlanıp, yabancı topraklarda hayatlarını yitirirken, kafalarında yer alan “Niçin ve kimin için dövüştükleri” gibi cepheden ailelerine gönderdikleri mektupların, açıklanmasında anlaşılmıştır. Nitekim 9 Eylül 1922’de Yunanlılar İzmir’de denize döküldükten sonra, muzaffer Türk ordularının Boğazlar’a yönelip yaklaşmaları üzerine, Churchill’in yeniden yardım istediğine, Avustralya başbakanının, “Tek bir askerin hayatına tehlikeye koymayacağını” ifade ederek bu isteği reddetmeleri önemlidir.

Çanakkale’de, Anzak asker ve komutanları, Çanakkale’de yiğitçe dövüşen Türklerin hem asker, hem de insancıl yönlerini yakından izleyerek, onların, barbar bir ulusun çocukları olmadığını görüp anlamak fırsatını bulmuşlardı.

Çanakkale Zaferi’nin daha ilginç ve anlamlı bir sonucu da, doğunun büyük bir imparatorluğunu oluşturan koskoca Çarlık Rusya’sının yıkılmasıyla kalmamış, ülkesinde güneş batmayan Batılı büyük devlet olan Büyük Britanya İmparatorluğu’nda darbe yemiştir.

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN