

NECİP ADIGÜZEL
Büyük insanlar iyi bir çevrede yetişir.
Benliğimiz aile içersinde birikimlerin neticesidir.
Maddi manevi hastalıkların sebebi :
Anne , baba ve yakınlarımızla olan ilişkilerimizdir.
Neyin doğru ya da neyin yanlış olduğunu en iyi şekilde öğretecek kişiler baba ve annedir.
Emrine kurban olduğum Allah:
Üç kardeşli yetim ve öksüz büyüyen bir hayat başlatdığında;
Hikâyenin başı, ortası yoktu.
Sonucu vardı sadece .
Gençliğini yaşamadan ihtiyarlayan bir ömür.
Bir köşeden dönüp gelecek, geçip giden günlerin hesabını soracak gibi.
Sevdiğimiz bir insanı kaybettiğimizde, bitmeyecekmiş gibi görünen bir keder yolculuğuna çıkarız.
Mart acı.
Mart soğuk .
Mart gurbette ölüm.
Almanya’da geçen Yirmibeş yıl gurbet ise;
Dönüşü ayrılığa bir yolculuk.
Kırsehir-Mardin-Diyarbekir ve tekrar Kırşehir.
“Dört kapılı bir han” Mart.
Ölüm, çoğu zaman unutulan hayatın en gerçek yanı, aynı zamanda da en acıtan tarafıdır. İnsanlar en yakınlarından birini kaybettiği zaman ancak ölümün gerçekliğini idrak ediyor.
Anadolu bozlakları kadar temiz ve geniş bir yürek.
Hayalleri hep bir köşede bekledi.
Düşe kalka geçen ömür.
Kinden ,nefretten uzak .
Hep iyilik yolcusu.
Şefkatli ,vicdanlı.
Sadece bedenen yok.
Ruhen her yerde ,huzur ve sevgi içinde…
Belki çocukluktan bu yana yokluğunu ve yoksunluğunu hissettiğim tek insan.
Yaşadığı zaman hep hüzün dolu bakardık birbirimize.Bu nedenledir ki hüznün ve kederin tarifi babamdır bende.
Kaybı izleyen yıldönümleri zordur.
Acımız öylesine yoğundur ki, bir daha asla gülümseyemeyeceğimizi düşünürüz.
Babamın bir ölüm yıldönümü daha geldi.
Durup,dinlenmek nasip olmadı.
Gidişi ile hava hep erken karardı.
İkindi vakitleri güneşin kızıllığına eş,
yüreğimde külün altındaki köz gibi .
O, muazzam sevgi ve şefkatiyle, yaşamımda attığım her adımın arkasında duran, bana cesaret veren sırt dayadığım dağ idi.
Kaybının üzerinden geçen uzun yıllara rağmen, adını her andığımda gözlerim yaşarıyor.
Çok özlüyorum.
Kıymetli değerlerimizin ruhları şad olsun.
Böylesi anlarda ellerimi açıyorum, gözlerimi yumuyor onur abidesini kucaklıyorum.
Bütün değişmeyen varlığıyla karşımda.
Ölüm, yaşamın içinde.
Ölüm, ardında bıraktığı sızıları ile kalbin bir tarafını , sonsuz bir yasa gömer.
Hasret acıttığında, içime çektiğim havada olduğunu hissedip gülümsüyorum.
Biliyorum ki kederi kaderimdir.
Ve
Şair Cemal Süreya:
“Yüzünüz sabunluyken gözünüzü açmaya benzer” der…
Babanın ölmesini…









