

Yine yol göründü. Eskiden insanlar bir yerden, bir yere giderken bu kadar yorulmuyorlardı sanırım. Gençlik de bir yerlere gitmeyi çok isterdim. Sabah babama rüyalarımı anlatırdım. Baba bu gün rüyamda Seyfe’ye halamlara gitmiştik. Hem o kadar yakındı ki şu köşeyi döner dönmez, koşarak gitmiştim. Babam önce dinler, sonra da bunlar düş değil, düşünce kızım derdi. Çünkü ben babama iki de bir Seyfe’ye gidelim derdim de o yüzden. Ama inanın gördüğüm rüya doğruydu. Eskiden tatil uzakta ki bir akrabanın yanına iki üç günlüğüne gitmek demekti.. Okulu bitirip evlendim. Önce köylere gitmek, o köyden , o köye. İki çocuk, garajlarda, yollarda otobüs, minibüs bekleyerek. On yıllık olunca tayinımiz Ankara’ya yapıldı. O yaz Çamyuva’dan bir pansiyon ayarladık. Bir tane büyük valiz, kocaman bir karton kutu. Içinde mutfak eşyaları ile dolu. İki de altı, yedi yaşlarında çocuk. Ne heyecandı Allahım ! On beş gün önceden valizin kapağını açtım. Götüreceğim giysileri ütüleyip yerleştiriyorum. Rahmetli eşim ” doldurmuşsun bunları, nasıl taşınacak hiç düşündün mü ” deyip yarısını boşaltıyor. Zaten mutfak eşyaları tencere, tava,tas, tabak, çatal kaşık, bardaklarla dolu. Haklı adamcağız. Otobüsle önce Ankara’dan Antalya’ ya, oradan dolmuşlara binip Kemer, Çamyuva’ya. Anayolda inip, beş km. İçeri yürüyerek. Ama kimsede yorgunluk yok. Çocuklar çok mutlu. Eşimle ben yükleri.değiştirerek gidiyoruz tatile.. Gittik. Küçük bir tüp kiralayıp, çay demleyip, karnımızı kahvaltıyla doyurduk. On gün kalacağız orada. Sabahları erkenden kalkıp, dört km. Koşup geliyorum. Kahvaltıyı hazırlarken, eşimle çocuklar da uykudan kalkıp geliyorlar. Kahvaltıyı hızlıca yapıp, masayı toplayıp denize gidiyoruz. On iki, on üçe kadar denizde kalıp dönüyoruz. Çocukları ve kendimi duş yaptırıp yemek hazırlıyorum, yemeğimizi yiyip, bulaşıkları yıkayınca odamıza dinlemeye gidiyoruz. Kimse de uyumuyor. Her birimiz kitaplarımızı okuyoruz. On altı da kalkıp, tekrar denize gidiyoruz. Altı da gelip, yemek hazırlayıp karnımızı doyuruyoruz. Şimdi en güzel yanı, tanıştığimız arkadaşlarla yıldızların altında, çamların arasından deniźe gidiyoruz. İşte on günlük tatil böyle geçip çabucak bitiyor ama hiç birimiz dönmek istemiyoruz, istemeden dönüyoruz. Çünkü bizim yerimize başkaları gelecek. Nasıl bir hızdı Allahım hiç yorulmadan. Ya şimdi pazartesi gün Selda İstanbul’dan arabayla gelecek. Toplanıp Antalya’ya gideceğiz. Bu gün pazar çamaşırları yıkayıp, ütüleyip burda kalacakları dolaplara yerleştirip, diğerlerini valize yerleştirip, gidecekleri de toplayıp arabaya yerleştirip gideceğiz. Ne zor geliyor bir bilseniz. Bu gidişte beni mutlu eden en mutlu şey Ferit’ime kavuşmak. O beni mutlu etmeyi çok iyi biliyor. Boynuma sarılıp neler yaptığını, neler yapacağını çok çabuk anlatır. Benimle yapmak istedilerini de. Bu kez İzmir çok zor geçti coronadan dolayı. Arkadaşlarımızla toplanamadık. Sanatsal etkinliklere gidemedik. Onları çok özledim. Siz de biliyorsunuz ki telefonla konuşmak, çok da yüz yüze görüşmek gibi olmuyor. Sanırım bu şikayeti yalnız ben yapmıyorum. Hepimiz aynı dertten müzdaribiz. . Şikayet ettiğime bakmayın. Antalya’da da can dostlarım var. Sitemizde komşularım, dışarda arkadaşlarım var. Bana zor gelen valiz hazırla, valiz boşalt. Neyse gittiğim iki şehirde de uzun kalıyorum da sıkıntımda kısa oluyor. Bir yandan da haberleri izliyorum. Her yerde şiddet. Eş siddeti derken şimdi de vali, kaymakam şiddeti çıktı. Vatandaşa indir şu arka ayaklarını diyor. Bu insan. Hayvan mı ki. Her önüne gelene bağıran, hakaret eden Kaymakam ve valilere kim dur diyecek. Bunların örnek olması gerekmez mi? Böyle mi örnek olacaklar? Şu eşlerden de nefret ediyorum. Yemek yerken karısını dövüyor ve yemeğini yemeğe devam ediyor. Nasıl insan bunlar. Dövüyor, yaralıyor, öldürüyorlar. İyi halden kısa sürede hapisten çıkıyorlar. İnsanlık bunun neresinde? Okuduğum kitapta dövülmüş, yaralanmış bir kadını ölmekten kurtaran bir polis şöyle diyor; ” gece o kadını yüzü, gözü kan içinde, karnından bıçaklanmış gördüm ya insanlığımdan utandım. İnsan olarak can taşıyan varlıklar bunu nasıl yapar diye gözüme uyku girmedi. Kendimden, insanlığımdan utandım.” Hepimiz kadına yapılan işkenceyi kınamıyorsak utanmamız lazım. İstanbul andlaşmasını imzaladınız. Anlaşmanın maddelerini gereği gibi uygulamadınız. Sonra da kaldırdınız. Kadınlar sizin için ne ifade ediyor acaba çok merak ediyorum. Şiddet gören kadınlar,, çocuk gelinler, yaralanıp sakat bırakılanlar ya da öldürülenler, içinizi hiç sızlatmıyor mu? Hepimiz kadınız, anneyiz, bacıyız, kız kardeşiz. Her şiddet görmüş kadını görünce bunu düşünmeliyiz. Bu yapılanlar bana, anneme, ablama, kız kardeşime olsaydı ne yapardık biz diye. Canım arkadaşlarım perşembe günü kısmetse Antalya’da olacağım. Size oradan güzel şeyler yazabilirim umarım. Sağlıkla, sevgiyle kalın. Hoşça kalın.









