BURHAN GÜNGÖR AK PARTİYİ  ENDİŞELDİREN  BAŞKANLIK SİSTEMİ

27 Kasım 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1 defa okundu.
BURHAN GÜNGÖR AK PARTİYİ  ENDİŞELDİREN  BAŞKANLIK SİSTEMİ

BURHAN GÜNGÖR

AK PARTİYİ  ENDİŞELDİREN  BAŞKANLIK SİSTEMİ

2017 Nisan ayında  yapılan  ANAYASA değişikliği ile getirilen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet “ sistemi veya muhalefetin deyimi ile “tek adam” sistemi ülkemizin şartlarına uymadığı iktidar partisince de zaman zaman dillendiriliyor.  23 Haziran 2019 İstanbul Belediye seçimini  Millet İttifakının adayı Ekrem İmamoğlu’nun kazanması, 2023 veya daha erken yapılacak genel seçimlerde Ak Parti ve ortağının Cumhurbaşkanlığı ve Milletvekilliği seçimlerinde istedikleri başarıyı elde edemeyeceklerini göstermiştir.  Millet İttifakının İstanbul Belediye Başkanlığı için sağdan gelen (Babasının Ülkücü kökenli olması ve sayın Erdoğan gibi Camide kuran okuması ) Ekrem İmamoğlu’nu yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçiminde aday göstermesi durumunda aynı İstanbul Belediye seçimleri gibi açık ara seçimi kazanacağını gösteriyor. Büyük yetkilerle donatılmış bir Cumhurbaşkanının neler yapacağını 24 Haziran 2018 seçimlerinde Cumhurbaşkanı seçilen sayın Erdoğan’ın sınırsız  yetkilerle donatıldığın görüyoruz.  Bu sistemde muhalefetin TBMM’nin çoğunluğunun   (Muhalefetin 400 Milletvekili sayısını aşmadığı müddetçe )hiç önemi yok. Başkan yürütme ve yargı  ile ilgili her türlü tasarrufda bulunabiliyor.  İmamoğlu’nun  bu yetkilerle Cumhurbaşkanı olması Ak Partinin seçimlerde birinci parti olarak çıkması bile her şeyi kaybedecekleri anlamına geliyor. Bu olabilecek olumsuz senaryo Ak Parti için yeni strateji geliştirmeye mecbur edecek. Bir  Halkla İlişkiler E. Öğr. Görevlisi olarak Ak Partinin 2022 veya 2023 seçimleri için geliştireceği stratejileri şimdiden tahmin edebiliyorum. İlk yapılacak işin 2017 yılında yapılan Anayasa referandumu  ile getirilen “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” maddelerinin  gözden geçirilmesi olacak.  2017 de yapılan Anayasa değişikliğinin Türkiye şartlarına uymadığı bahanesiyle  ile yeniden parlamenter sisteme geçilmesi algısı yaratılacak. Yani bağımsız bir Cumhurbaşkanı,  Başbakan ve Bakanlar kurulundan oluşan bir hükümet sistemine yeniden dönüş asıl amaç olacak.  Bu eskiye dönüşün tek amacı  2023 yılında veya daha erken yapılacak  bir seçimde, Ak Parti ve MHP’nin çıkaracağı Milletvekili sayısı ile Mecliste çoğunluğu sağlayabiliriz ve bir koalisyon hükümeti kurabiliriz öngörüşü olacaktır.  İşte bu düşünce ile Ak Parti ve MHP yeni bir hamle yaparak önümüzdeki yıllarda bir Anayasa değişikliğini Türkiye’nin gündemine getirebilirler. Ak Parti kurmayların İYİ Parti  yönetimi ile yapılan yakınlaşmyı, yapılacak Anayasa değişikliği için ön hazırlık olarak yorumlayabiliriz. Çünkü Ak Parti  ve MHP’nin  meclisteki Milletvekili çoğunluğu 401 olmadığından muhalefet partilerinin desteğine ihtiyaç olacaktır. Muhalefet partileri bu değişikliği yıllardır istiyorlar ancakt, Muhalefetin bu değişiklikler için  şartları olabileceğini tahmin ediyorum. Bu şartların başında yeniden  Cumhurbaşkanlığı seçimi ve her partinin katılacağı Milli bir hükümetin kurulması olabilir.

Bu konuda 28 Ekim 2019  Tarihli Yeniçağ Gazetesinde Aslan Tekin  imzası ile çıkan” Saray Hükümeti-TBMM Hükümeti” makalesini okumanız dileğiyle yazıma son veriyorum.

Yarın Cumhuriyet’in 96. yılı kutlanacak. Şu anda Mustafa Kemal’in kurduğu Cumhuriyet Ülkesi’nde değiliz. “Saray Hükûmeti Sistemi”ne geçtik. Adını da “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi” koyduk.Şu soruyu hiç sormadık: “Madem sistem ‘Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi’, neden parlamento var? Göstermelik duruma düşmüyor mu?””Göstermelik” kelimesinin altında “riya” yatar, “aldatma” yatar, “göz boyama” yatar. Ve… “fitne” yatar!Batıda, birçok ülkede krallıklar kaldırılmamıştır. Krallıkların yetkileri de vardır. Ama değişmez cumhurbaşkanı gibi vazifedeler. Başbakanları tayin ediyorlar, parlamentolarından gelen kanunları imzalıyorlar. Tamamen demokratik temayüle uyuyorlar.

Bizde Millî Mücadele, hem yedi düvele karşı, hem yedi düvelin kuklası padişaha karşı verilmiştir. Batı sistemleriyle temel fark burada. Yani krallar “düşman”la işbirliği yapmamıştır. Bizim gibi hem içeride hem dışarıda mücadele verilen kaç ülke gösterebilirsiniz! Padişah, “Halife” unvanını da taşıyordu. Yine Halifelik bırakıldı ama Halife Abdülmecid rahat durmayınca, kaldırıldı. (M. Kemal, Nutuk’ta bu safhayı uzun uzun anlatır.)Halife deyince öyle bildiğiniz, Hz. Ebubekir, Hz. Ömer benzeri bir halife akla gelmesin. İslâm ülkelerinde halifeliği bir şey zannedenlerin gönlü olsun diye bu makamın kalmasına izin verilmişti.M. Kemal’in ve arkadaşlarının önünde “Tek Adam Sistemi: Padişahlık”tan başka bir sistem yoktu. Batı’dan öğrenildi cumhuriyet sistemi ve düşe kalka denenmeye başlandı.Her fırsatta yazarım: M. Kemal gökten inmedi, Cumhuriyet gökten inmedi, inkılâplar gökten inmedi… Hepsi Padişahlık döneminden beri uç vermişti ve yer yer uygulanıyordu. Meşrutiyet ilan ediliyor, Meclis-i Mebusân teşekkül ettiriliyor, Latin harflerinin kabul edilip edilmemesi alabildiğine tartışmaya açılıyor, Pera’da (Beyoğlu’nda) şapkalı insanlardan geçilmiyor, Arabî rakamlar yanında, Latin rakamlarının kullanıldığı görülüyor. Kadın hakları meselesi… Padişahlık idaresinde çok tartışılmış, birçok haklar da verilmiştir. (Bu tartışmaları, ileride, Latin harflerine çevirmekte olduğumuz bir dergiden, üstelik çok sade Türkçeyle yazılmış bir yazı dizisinden alıntılayacağım.)Bahsetmiştim… M. Kemal, Nutuk’unda, sürekli “Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmeti” der.Şimdi hangi hükûmet var? “Cumhurbaşkanlığı Hükûmeti=Saray Hükûmeti (=Külliye Hükûmeti)” yok mu?! Kaşınızı çatmayın; itiraz edemezsiniz! Aynen öyle!

Hatırlatırım: “Köyü elinden alınmış Züğürt Ağa’ya döndük. Herkes milletvekilinden bir şey bekliyor. Ama elimizde yetki yok.” diyen de iktidar partisinin milletvekilidir.Milletvekili, “Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi”ni, halk diliyle çok güzel tarif ediyor.Biz şimdi de, Sevr’i kabul ettiremeyen yedi düvelle mücadele ediyoruz. Ve hatta savaşıyoruz, desek yeridir.M. Kemal, Osmanlı Devleti’nin içinde bulunduğu fecî vaziyeti özetledikten sonra ne yapmak istediğini açıklar:”Efendiler, bu vaziyet karşısında bir, tek karar vardı. O da hâkimiyet-i milliyyeye müstenit, bilâ-kayd u şart müstakil yeni bir Türk devleti tesis etmek! / İşte, daha, İstanbul’dan çıkmadan evvel düşündüğümüz ve Samsun’da Anadolu topraklarına ayak basar basmaz tatbikatına başladığımız karar, bu karar olmuştur.” (Nutuk, 1927, s. 12).Ülkemizi Saray Hükûmeti mi idare etsin, TBMM Hükûmeti mi?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN