ADALET İÇİN YÜRÜMEK Neden? Gerçekte İhtiyacımız mı Var!

8 Temmuz 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
ADALET İÇİN YÜRÜMEK Neden? Gerçekte İhtiyacımız mı Var!

Başbakan; CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Ankara’dan başlattığı “Adalet Yürüyüşü”ne neden tepkili!? Muhalefete, muhalefet olmak… Gülünç değil mi? ‘Hukuk herkese lazım’ sözcüğü; bir tek bizim ülkemizde kabul görmez iken, Dünya ülkelerinde kabul gören bir kavram. İktidarın bu slogana olan tepkisini anlamak mümkün değil. Kıskaca alınmış bir hukuk sisteminde “Adalet” kavramının yeniden tesis etmek bana göre beyhude. Bir ülkede Hukuk, Eğitim, Sağlık ve hatta Ordusu siyasallaşmış ise o ülkenin çağdaş ülke olması mümkün değildir. Bugün bu ülkede bu yaşanıyor.

Tepkiye muhalefet yapılıyor. Halkın kafası terörist ve provokatör kelimeleriyle karıştırılıyor. Bir hak arayışı olan bu tepkiye karışacak suç örgütlerinin elemanları, temsilcileri yakalamak kimin görevi? Kılıçdaroğlu’nun istihbarat örgütü yok ki; hiç kimsenin alnında örgütsel ad veya faaliyet dökümü yok ki; teröristi, provokatörü anlasın. Kılıçdaroğlu katılımcılara gerekli uyarıyı güzergah süresince yapıyor. Elinde farklı veya başka imkanı var mı? Hayır diyenlerin Terörle eşdeğer tutulması bu anlayışın ürünü değil midir ki; benzer kelimeler yenileniyor!

İktidarın “Adalet” yürüyüşüne farklı bir tepkisi de “Bizim yaptığımız yollarda yürüyorlar”… Oluyor. Güler misin ağlar mısın. Sizler bu ülkeye hizmet için iktidar olmadınız mı? Yollar sizlerin özel mülkiyet veya tapulu mallarınız mı? Sizler bu ülkenin sadece yarısından mı vergi, topluyor ve yatırımları gerçekleştiriyorsunuz? O yolları cebinizden mi, yoksa milletin cebinden mi yaptınız! Böyle çirkin absürt laflarla iktidar kendi eksiğini ve yanlışlarını kapatma telaşına düşmüş. Doğruya bakmak yerine Muhalefete muhalefet olmak. Siyasallaşma sürecine girmiş bir sistemi arındırmak, yargı sorunlarını asgariye çekebilecek şartları oluşturmak, toplumsal güveni sağlamak, huzurun tek menşei olan hukukun üstünlüğünü, yeniden kazandırmak sizlerin asli görevi değil midir? Anlaşılıyor ki; sizlerin Türk hukuk sistemini çağdaş normlara taşıma gibi bir derdiniz yok. Hukuka inananların elbette ki adalet isteme gibi dertleri mutlak var.

Adalet kavramındaki çarpıklık, yandaş oluşumu. Benim adamım kavramı! Salt bugünkü iktidara mahsus değil. Geçmiş dönemlerde iktidar olanlarda hukuktan ellerini çekmediler. Hukuk sisteminin çarpık kesimlerini düzeltmek, Ulusal ve uluslararası düzeyde çağdaş hukuk sistemine nasıl geçilir kavramı yerine; ‘benim… Bizden’… Anlayışı hukukun tepesine oturtuldu. Dün öyleydi. Bugünde böyle. Bu anlayışla ‘hukuk devleti’ olma kavramını da yok oluyor.

Bugün Hukuk fakülteleri eğitim amaçları için; “Ulusal ve Uluslararası düzeyde çağdaş hukuk bilgisiyle donatılmış, hukuk devleti, ilkesine bağlı, insan haklarına saygılı hukuk kültürünün ve adalet bilincinin gelişmesinde katkıda bulunabilecek ülke ve dünya sorunları ile yakından ilgilenen ve bu alandaki gelişmeleri yorumlayıp değerlendirebilecek nitelikte seçkin hukukçular yetiştirmek”. sloganını kullanıyorlar…. Fakültelerin hedefi böyle iken. Bu ülkede, bu normlarda yetişmiş, siyasetçinin güdümüne girmemiş kaç hukuk adamı vardır bilmiyorum. Bu normlarda yetişmiş bir hukuk adamının her kim olursa olsun önünde cübbesinin önünü kapatması, ayağa kalkması mümkün değildir. Siyasetçinin hukukun üzerinde duran eli, bu ülkede hukukun tek kara lekesi haline gelmiş ise hukuka güven duymak mümkün değildir.

Çağcıl (modern) demokrasinin gelişmesine koşut olarak siyasal anlamda ortaya çıkan kayda değer en önemli gelişme, hukuk devletinin 3 temel ayak üzerinde gelişmiş olmasıdır. Hukuk devletinin temel ilkeleri; 1. Tüm bireylerin eşitliği… 2. Hukukun devlet üzerindeki üstünlüğü… 3. Temel hak ve özgürlerin vazgeçilmezliği ilkeleri olmalıdır. Bir devlet bu ilkelere göre hareket etmedikçe yönetim yapısı ne olursa olsun, yasaları nasıl yapılırsa yapılsın, bu devlet bir hukuk devleti olamaz

Eski yıllarda İngiltere’de bir gelenek varmış. Sıradan bir vatandaş öldüğünde kilisenin çanı bir kez çalınıp herkese duyurulurmuş. Bir asil öldüğünde iki kez, kralın bir yakını öldüğünde üç kez, kral öldüğü takdirde ise dört kez çalınırmış. Günün birinde, herkesin hak aramak için sığındığı mahkeme, bir vatandaşı haksız yere mahkûm etmiş… Ve kilisenin çanı tam beş kez çalmış.

Halk merak içinde kalkıp papaza koşmuş: “Ey papaz efendi, kraldan daha önemli biri var mı ki o ölünce çan beş kez çalınsın…” Papaz yanıt vermiş; “Kraldan daha önemli bir şey var!.. Adalet. Bugün; bu ülkede, ‘Adalet’ öldü.”

‘Adalet’ soyut değil, kıymetli ve yaşamsal bir kavramdır. O kadar kıymetli ki, adaletin felsefesini ve doktrinini, edebiyatını, insanın ruhuna dokunarak yazanlar ve onun erdemliğini insanın aklına ve yüreğine bir hak olarak vermişlerdir. Adaletin erdemliği insan olmanın erdemiyle aynı paralellikte yol alır. Adaleti öldürmek, insanlığı öldürmektir. Adaletin insanlık için yaşamsal önemini toplumsal hayatın parçası olmaktan çıkartmak, kendilerine göre adalet tesis etmek, kişiye göre yargı sistemi oluşturmak. hukuku bağımsız olmaktan çıkartıp, bağımlı hale getirmek. Adaletin ölümü demektir. Adalet sadece sözde kalır. Devasa adalet binalarının içinde adalet yoksa! içleri bomboş, üç beş kişiye istihdam sağlayan beton yığınlarının ötesine geçmez.

Adaletin ölümü bu ülkeye çağdaş normlarının dışına taşır ki, Kurt kanunu, Dağ kanunu, Sokak kanunu gibi kavramlar insanı kendi adaletini kurma eğilimine yönlendirir ki; tehlike çanları bu kez toplum için

çalar. Bir ülkede darbeleri sadece askerler yapmaz. Askerler yaparsa adı ‘CUNTA’ olur Sivillerde darbe yapar. Yaparsa adı ‘DİKTATÖRLÜK’ olur. Çağdaşlık kelamının DARBE kelimesiyle örtüşmesi mümkün değildir. Bunun içindir ki; “en kötü hukuk nizamı, en iyi ihtilâldan iyidir” Bugün bu ülke “OHAL” kapsamında yönetilirken, bu kapsamda çıkartılan KHK’lar ülkede hangi travmalara yol açıyor? Cumhurbaşkanının “At izi it izine karıştı” söylevi hiçte yabana atılır söz değildir. Hukuk göz ardı edilmişse, bu yetki hukuksal kavram başlığı altında birilerine verilmişse ki; öyle oldu. Adalet aramak boşunadır. Bu anlayış toplumu potansiyel suçlu konumuna getirir ki; huzursuzluğun ana nedeni olarak karşınıza çıkar.

Türkiye topraklarında otuza yakın illegal örgütten, yedisinin silahlı (Tehlikeli) terör örgütü varlığından ve faaliyetlerinden; bahsediliyorken toplumsal kilitlenme noktası sadece FETÖ oldu. Türkiye’de FETÖ’nün Silahlı ayağı çökertildi mi! (TSK-Emniyet-Jandarma) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? Türkiye’de FETÖ’nün Sivil ayağı çökertildi mi! (Valiler-Kaymakamlar-Milli Eğitim-Diyanet ve Diğer Devlet Memurları) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? Türkiye’de FETÖ’nün Yargı ayağı çökertildi mi! (Hakimler-Savcılar) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? Türkiye’de FETÖ’nün YÖK- Üniversite ayağı çökertildi mi! Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? FETÖ’nün İletişim-Bilişim ayağı çökertildimi (İletişim ağları, Basın Yayın) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? Türkiye’de FETÖ’nün Siyasi ayağı çökertildi mi! (Bakanlar-Milletvekilleri-Müsteşarlar-Genel Müdürler) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi? Türkiye’de FETÖ’nün Finansal kanadı çökertildi mi! (Kimlere devredildi- Kayyumda kimler var-Kimler sahiplendi) Yenilendi mi? Nasıl Yenilendi?

Bu soruların muhatabı iktidar iken. Cevabı muhalefette aramak beyhudedir. Tarikatların insafına bırakılmış ülkede liyakat müritler sıfatıyla yer değiştirmiş ise “Adaletiniz” Hayırlı olsun.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com