

Mutlu mu olsam, üzülsem, ağlasam mı? Öyle iki gün geçirdim ki,hayatım film şeriti gibi. Bu cumartesi, pazar ne güzel geçti. Dolu dolu. Görkemli hatıralar ( Serhan Asker ) aldı götürdü beni ilk gençlik yıllarıma,evlilik günlerime ve bu günlere. Ben sanatçiların hepsini severim. Nazik, duygulu, incitmeyen, incinmekte istemeyen yapıya sahiptirler, ya da ben öyle görüyorum.Biri var ki Çocukluğumdan beri Türk Sanat Müziği ve Zeki Müren’in aşığım. Mucur’da belediyenin hoparlörinden Türk.Sanat Müziği ve akşama doğru ” Yurttan Sesler” çalar, ben de annemden çok onları dinlerdim. Çünkü bizim radyomuz yoktu. Kaçırırsam bir daha nasıl dinleyecektim. İşte şimdi Zeki Müren’in doğum günü kutlanıyor. Bir daha eşi ve benzeri bulunamayacak ” Sanat Güneşimiz”. Zeki Müren’den Zahidem’i dinledim. Hiç duymamıştım ondan. O Türk Sanat Müziği’nin kralı Zahidem söyledi, hem de çok güzel. Bu türküyü en güzel benim sevgili hemşerim Neşet Ertaş söylerdi. Yazmasam olmaz belediye başkanlarının sanatı ve sanatçıyı sevenlerini severim ve takdir ederim. Belediye başkanlarının sanatı sevmesi çok önemli. Ne demiş benim Atatürk’üm ” Sanatsız kalan bir milletin hayat damarlarından biri kopmuş demektir” Antalya Muratpaşa belediye başkanı Ümit Uysal da sanata ve sanatçıya çok önem verir. O da Zeki Müren’in doğum gününe katılıp” Magosa Limanı ve şen olasın Ürgüp ” şarkı ve türküsünü hem çaldı, hem söyledi. Şen olasın Ürgüp türküsü de içimi sızlattı. Onu İsmail çok severdi. Sesi de kendi de çok güzel bir sanatçımız var. Selda Bağcan’ın yiğeni. Su gibi bir genç kızımız Manastırın Ortasında Var Bir Havuz, Bülbül, Annem’i nasıl güzel söyledi. Dinlediniz sanırım. Güzel kız şansın, yolun açık olsun. Zekai Tunca çok güzel bir ses, “Rüyalarım Olmasa ” dedi. Bu şarkıyı da çok severim. Nebil Özgentürk ne güzel çekmiş Zeki Müren belgeselini. Ellerine yüreğine sağlık. Bu güzellikler cumartesi güzellikleri Zeki Müren’in ruhu şad mekanı cennet olsun. Saygıyla ve sevgiyle anıyorum. Muharrem Ertaş anılacak Kırşehir’de diye sabaha kadar düzgün uyuyamadım. Çünkü Kırşehir benim şehrim. Rüyalarımı süsleyen şehir. Ben Kırşehir’den on dört yaşında ayrıldım. Sonraları kısa aralıklarla gittim. Mucur’umu, ve tek katlı evimizi, mahallemizi hiç unutamadım. Hayat gailesi bir şeyleri istediğin gibi yaptırmıyor insana. Ben Muharrem Ertaşı Neşet Ertaşın babası olmaktan başka tanımıyorum. Zaten Neşet Ertaşı da öğretmen olduktan sonra Toklumen Köyü’nde tanıdım. Her evin penceresinden kaset, plak ne varsa duyulurdu. Çok değişik çok güzel bir sesti. Neşet Ertaş ve tüm Abdallar köyde düğünleri şenlendirirlerdi. Davulları, zurnaları, oturum çalgıları denen sazları ve etek giymiş köçekleriyle düğünlerin vazgeçilmezi olmuşlardı. Dünyanın da kabul ettiği bir Neşet Ertaş okumuş, yazmıslığı yok denecek kadar az, hiç bir müzik eğitimi almadan nası kendi çalıp kendi söylüyordu. Allahım nasil bir yetenekti. En çok da türkülerin anlamları insanı bitiriyor. İki büyük nimetim var,biri anam biri yarim. İkisine de hürmetim var, biri anam biri yarim. Ne anlamlı ne güzel bir türkü, Yalan Dünya, bir başka anam türküsü” ana vatanımsın, baba yurdumsun” Unesco’nun tanıdığı bir değerimiz saygıyla yad ediyor. Rahmetler diliyorum. Mekanı cennet olsun. Onunla gurur duymamak mümkün mü? Yardım sever, herkesin yardımına koşan tertemiz bir sevgi insanı. Hacı Taşan ,Çekiç Ali, Mahzuni, Aşık Veysel gibi kıymetli değerlerimizi de saygıyla anıyorum. Mekanları cennet olsun. Bir fıkra canlandırmışlardı hani. Altı kişi bir arabaya binmişler. Arabanın üstüne de davullarını, zurnalarını,ne kadar çalgı aletleri varsa doldurmuşlar. Trafik polisi çevirip ceza yazmak isteyince hiç paramız yok demişler. Polis o zaman bir soru soracağım bilirseniz ceza yazmayacağım demiş. Arabayı kullanan arabanın içindeki altı kişiye okuması, yazması olan var mı diye sormuş hepsinden de yok cevabını almış. Polis söyleyin bakalım İstiklal Marşı’nı kim yazmış deyince birkaç isim sayıp kendileri de bu yazmamıştır deyip en sonunda yazsa yazsa bunu Neşet Ertaş yazmıştır deyınce polis ceza yazmaktan vazgeçti. Tabi ki Neşet Ertaş yazmamıştı. Bizim milletimizin en büyük eksiği okumamak. Ülkemizi bu durumdan ancak kitap okuyarak kurtarabiliriz. Hazır covid yasakları da varken hepimiz elimizde en son okuduğumuz ve okuyor olduğumuz kitapların adını yazalım. Ben hemen yazayım,” Limon Yapraklarının Kokusu (Clara Sanchez ), yeni başladığım kitap” Her Kalp Kendi Şarkısını Söyler” ( Jan Philips Sendker ) belki birilerini özendirip okumaya başlatabiliriz. Yazımı Neşet Ertaş’ın bir sözüyle bitirmek istiyorum: ” Hayat bir yoldur, biz de onun yolcusuyuz. Her durakta acı da var, tatlı da” bu acı günleri en az zararla atlatabilmek dileklerimle, hepinize sağlık diliyorum. Değerlerimize sahip çıkmak ve gelecek nesillerimize de ulaştırmaya çalışabilmek en büyük görevimiz olmalı. Her birini rahmetle saygıyla anıyorum. Yaşayanlara uzun ömür, bizden ayrılanlara Allah rahmet etsin, mekanları cennet olsun. Sizi seviyorum canım arkadaşlarım. Sevgi her derdin ilacı. İyi geceler hepinize.









