11 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (3)

Yazımız konusunun iyi anlaşılması için geçen haftaki yazımızdan alıntı yaparak başlamak istiyorum.

Kırşehir Türk Ocağı, her Cuma günleri çeşitli konularda kültür konferansları düzenliyor. 2018 Mayıs ayında Doğu Türkistan konulu konferansa konuşmacı olarak bu konuda uzman Recep Kanalga’nın yanı sıra ismini hatırlayamadığım Erciyes Üniversitesinden bir hoca da katıldı. Bu konferansa bende dinleyici olarak katıldım. Konuşmacıların Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yapılan Çin mezalimlerini anlattıkça, diğer dinleyiciler gibi ben de çok duygulandım. Konuşmacıların bu anlattıklarını kaleme alıp siz okuyucuların bilgisine sunmak istedim. Araya seçim ve diğer güncel konular girince bu konuda yazmayı unuttum. Ancak Yeniçağ Gazetesinin 06 Kasım 2018’de Batuhan Çolak’ın Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panel hakkında yazdıklarını okuyunca bu konuda sizleri bilgilendirmek farz oldu.

Konferansta bizlere dağıtılan kitapçıkta Mehmet Kasım Cantürk’ün 1961 yılında Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye yapılan çileli göçünün bir kısmını geçen hafta yazmıştık. Bugünde o çileli göçün devamını kaldığımız yerden yazmaya devam edelim.

Mehmet Kasım, Doğu Türkistan’da imamlık yaparken Afganistan’a geldikten sonra saatçilik mesleğini öğrenmiş ve daha sonra kendisi saatçi dükkânı açmıştır. Bir taraftan geçim sıkıntısı ile hayatına devam ederken, diğer taraftan vatanından haber almak için çalışmıştır.

Doğu Türkistan için bir şey yapamamanın verdiği sıkıntı içinde bir gün saatçi dükkanını kapatarak  Kabil’deki Birleşmiş Milletler UNESCO teşkilatına ait olan bir kütüphaneye giderek oradaki Arapça Farsça eserleri araştırmaya başlamıştır. Buraya gelmesindeki amacı, acaba vatanına yardımcı olacak  bir şeyler yapabilir miyim duygusuyladır. Burada edindiği bilgilerle Kabil’de yayınlanmakta olan Enes  Gazetesinde yayınlanması için Doğu Türkistan’dan hicret etmeleri sebepleri hakkında bir makale kaleme almıştır. Doğu Türkistan’daki Çin zulmünü Kabil’deki basın organlarına anlatmaya ve uluslar arası kamuoyunun bu konuda bilgilendirmeye karar vermiştir. Bunun için de Kabil’deki Enes Gazetesine Farsça makaleler götürmüştür. Kabil Radyosundan konuşma hakkı verilmesini istemiştir. Her iki kuruluşta, bu taleplerine olumsuz cevap vermişlerdir. Bunun üzerine bir dilekçe yazarak  Ulaştırma ve Basın Bakanlığına başvurmuştur.

Mehmet Kasım’ın dilekçesi İçişleri Bakanlığına havale edilmiştir. İçişleri Bakanı Mehmet Kasım’ı Makama çağırarak ona hitaben “ Afganistan küçük bir Devlet. Biz Çin ve Rusya’yı karşımıza alamayız. Bu işlerinizi Türkiye’de gerçekleştirebilirsiniz”  diyerek makamından çıkarmıştır. Bu arada Kabil deki Çin Büyük elçisi, Buradaki Doğu Türkistanlı muhacirleri Çin’e geri iade edilmesini resmen istemiştir. Buna Afganistan Meclisi de onay vermiştir.

Bu meclis kararını öğrenen Mehmet Kasım, Pakistanlı  Prof. Dr. Habibullah Han’ın evine gitmiştir. Habibullah, Kabil UNESCO başkanlığına hitaben İngilizce bir dilekçe yazar. Mehmet Kasım, UNESCO başkanına dilekçeyi verir. Başkan dilekçeyi okuduktan sonra “ burası küçük bir müessese, bu mesele Afganistan’ın iç meselesidir. Biz devletin içişlerine karışamayız” diyerek dilekçeyi iade eder.

Mehmet Kasım ve arkadaşları, UNESCO  binasında buruk bir şekilde ayrılırken tam karşılarında “Turkish Embassy” yazılı bir levha görürler. Hemen karşı kaldırıma geçerek  orada üzerinde Türkçe olarak yazılmış Türkiye Cumhuriyeti Kabil Büyükelçiliği yazılı levhayı tekrar tekrar okurlar. Ondan sonra sefarete girmeye karar verirler. Burada daha sonra adının Kaya Toperi olduğunu öğrendikleri kabil Büyükelçiliği Genel Sekreteri ile görüşürler.

Mehmet Kasım’ın Türkiye’ye çileli göçünü yazmaya haftaya devam edeceğim.  Doğu Türkistan’daki mezalimi iyi anlayabilmeniz için  her hafta yazımıza,   Yeniçağ Gazetesinin 6 Kasım 2018 tarihinde Batuhan Çolak imzası ile çıkan yazısını ekleyeceğim.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

Kaynak Yeniçağ: Soydaşını unutmuş, ümmeti kurtaracak! – Batuhan ÇOLAK

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com