YARGIYI NE YAPMALI

12 Haziran 2014
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
764 defa okundu.

YARGIYI NE YAPMALI
Elbette yıllardır yakınmaktaydık, yargının yavaş işlemesinden, geç gelen adaletin adalet olmayacağından; mevzuat bunca kurallara bürünmüşken, asıl adaletin hep şekil unsuruna yenik düştüğünden; yargının hep küçük suçluya aslan, büyük suçlulara kedi kesilmesinden ve daha birçok şeyden. Ama bu son birkaç yıl kadar, bu konunun günlük magazin basınının, sosyal medyanın diline bunca pelesenk olması, rastlanmış şey değildi. Hemen herkesin sorusu bu: yargıyı ne yapmalı? Bana sorarsanız, kaynar kazana atamayacağımıza göre  Tahsin Yücel’i dinleyip “özelleştirebiliriz”.

Tahsin Yücel’in, yazı tarzını çözmek için bazı eserlerini okurken keşfettim, onun ne denli üretken bir yazın adamı olduğunu ve “Gökdelen” isimli eserini de bu arada tesadüfen okudum. Ama 2006 basım tarihli eserde, tam da günümüz gelişmelerini anlattığını; özellikle kaçak ve yasa dışı yapılaşan İstanbul’un 2073 yılındaki durumunu ele alan eserin, ütopik, politik, fütüristik ve ironik bir Türkiye gözlemi olduğunu gördüm.
Prof. Dr. Tahsin Yücel, öykü, roman, deneme, inceleme ve eleştiri alanlarında etkili eserler vermiş uluslararası bir değerimiz. Çeviri alanındaki katkıları da önemli. Aslında Fransız dili ve edebiyatı profesörü olan Yücel, yaratıcılık ile akademik disiplini birlikte sürdürmek bakımından parlak bir örnek. Fransız Hükümeti Palmes Académiques nişanı Commandeur derecesi de olmak üzere, Sait Faik, Yunus Nadi, Türk Dil Kurumu ve Pen Öykü Ödülü gibi onlarca ödüle sahip, üretken bir edebiyatçı.
Yazar 2073 Türkiyesi’nde yargının durumunu şöyle anlatıyor: “Bir ülkede her şey özelleştirilmişse, hukukçusundan polisine herkes özel eğitim kurumlarında yetiştiriliyorsa, yargının hala bir devlet kurumu olarak kalması, açık bir tutarsızlık olmaz mı sence? …Bugün yargı ne özel, ne kamusal. Daha doğrusu kimi zaman özel gibi görünüyor, kimi zaman kamusal. Her şey yönetimin, yönetimin bile değil, hükümetin başındaki adamın iki dudağı arasında. Yani kamusal görüntüsü altında özel, özelden de öte, bireysel. Yani yargının en kötü, en yoz biçimi… Bir ülkede akşam sabah yeni yasalar çıkarılıyorsa, yargı ve yönetim çoktan özelleştirilmiş demektir… Bizdeki durum da bu: her özel durum için özel yasa çıkarılmakta, hem de kaç yıldır.” (Tahsin Yücel, Gökdelen, Can Yay., 2006, İstanbul, S.50-51)
Peki çare nedir? “Adaletin en sonunda “gerçek sahibi”ne, yani “Türk halkı”na kavuşmasını sağlamak için ivedilikle özeleştirilmelidir. Yazar, bu savın etrafına ördüğü karakterler ile çok başarılı bir kurguyu gerçekleştiriyor. Esere bakıldığında;
İstanbul’u New York yapmaya çalışan gökdelen kralı Niyorklu Temel’i ve yakın ilişkide olduğu başbakanı ile; Son 10 yıl içinde birbirinin can düşmanı 3 parti iktidara gelmiş olmasına karşın, bu 3 iktidarın üçünde de Adalet Bakanlığı’ndaki koltuğunu korumayı başarmış olan Veli Dökmeci’si;
Hiçbir konuda kesin bir görüşleri bulunmadığı ve her girişimi kendileri için yararlı ya da zararlı olması açısından değerlendirdiklerinden, bunun sonucu olarak da kendi görüşlerini oluşturmak için önce iktidarın görüş belirtmesini beklediklerinden, , olumlu ya da olumsuz bir görüş belirtmekten özenle kaçınan ve konunun üzerinde durmaya değer olduğunu belirtmekle yetinen muhalefet partilerinin sözcüleri;
Hukukun özelleştirilmesinin kesinlikle anamalcılığın sonunu getireceğini; arkasından da özgür kalan proletaryanın, düzenlerin en yabanılına, en insandışısına, kapitalizme son vererek, emeğin egemenliğini kuracağını ve devrimin, bir kez daha hiç, ama hiç beklenmediği bir ülkede gerçekleşeceğini hayal eden eskimiş solcuları temsil eden karakterleri ile Tahsin Yücel’in Gökdelen’ini okumanızı öneriyorum.
Şimdi bana, “bu köşe kitap tanıtım köşesi değil ki”, dediğinizi duyar gibiyim. Biliyorum… zaten ben de öyle bir şey yapmadım ki… 

Anahtar Kelime: ,
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN