

TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (4)
‘BOP’un Suriye Cehennemi’
Türk Amerikan ilişkilerini incelediğimiz yazı dizimizin 10. bölümüne, BOP alt başlığının da 4. bölümüne gelmiş bulunuyoruz. Genel olarak tüm inceleme ve değerlendirmenin özünde insan zihninde canlanan tablo esasında bir hasımda aranabilecek tüm özellikleri taşıyan Amerika ile resmiyette müttefik oluşumuzun derin çelişkisidir. Amerika PKK yardım ediyor ve tonlarca silah ve mühimmattı düşmanlarımıza veriyor olması, iç siyasetimize başta cemaat-tarikat, siyasi ve askeri olmak üzere ülkemizdeki tüm kademelerdeki kontrolündeki odaklar aracılığı ile darbeler yaptırmaya dahi kalkabilmesi, her siyasi krizimizde Türk ekonomisini manipüle ederek Türkiye’yi dize getirmeye çalışması gibi yaşanmış onca olay ve olgular elbette bir müttefikten ziyade esasında bir düşmandan beklenebilecek tehditlerdir. Türkiye’yi kademeli olarak çembere almaya çalışan Amerikan BOP projesi en karanlık oyunlarından birisini Suriye’de kurmuştur. Bu yazımızda BOP tehdidini Suriye üzerinden analiz etmeye devam edeceğiz.
BOP işleyen çarklarını önce Irak’a yönelmiş, Irak’ın işgali ve orada kontrollü paravan bir bölgesel Kürt devletini kurduktan sonra rotasını Suriye’ye çevirmişti. Ak Parti iktidarı ise önceleri yedikleri ayrı gitmeyen Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad rejimini artık devirme yanlısı bir politika izlemeye başlamıştı. Hatırlayınız, meydanlarda dahi “Şam’da Emevi Camii’nde Namaz Kılacağız” dahi atılmaya başlanmıştı. BOP’un karanlık ajandasına uygun olarak sürdürülen ‘Arap Baharı’ denilen ve Amerikan hedefindeki ülkelere kargaşa getiren olaylar sürecinde Nisan 2011’de Suriye’de dış odaklı ayaklanmalar ve bir nevi iç savaş çıkarıldı.
Ak Parti iktidarı ise tarafını seçmişti ve planlarına göre Esad rejimi düşerse Ankara’nın desteklediği isyancılar yönetimi ele geçirecek ve Türkiye Suriye’de etkin ve belitleyici devlet olabilecekti. Ama bu hatalı bir hesaptı. Ak Parti’nin desteklediği ve göz yumduğu unsurların bir kısmı Suriye’de Ankara’nın gözleri önünde IŞİD’in saflarına katıldılar.
Bu hatalı politika sonrası IŞİD’in güçlenmesi Amerika’daki Ankara’ya olumsuz bakışı daha da güçlendirdi. 2014 yılından itibaren Pentagon IŞİD’le mücadelede kapsamında Kuzey Suriye’de PYD/YPG ile işbirliği başlattı. Türkiye’nin kanlı düşmanı PKK’nın Suriye uzantısı ve ABD müttefiki olan PYD/YPG, ABD ordusunun hava koruması altında Kuzey’de kendilerine ait, petrol kuyuları olan, büyükçe bir Kürt bölgesi oluşturdular. Projeye göre Irak Kürtleri gibi Suriye Kürtleri de otonom devlet olduktan sonra New York senatörü Charles E Schumer’e göre sıra İran ve Türkiye’deki Kürt ağırlıklı bölgelere gelecek ve BOP haritasındaki Amerika güdümlü sözde Kürdistan devleti kurulacaktı. Türkiye bu gelişmeleri yakinen takip etmeye başladı. Zira hükümet yok BOP, yok BOP eş başkanlığı gibi davul zurna ile ilan ettiği hususlarda yine fena kandırılmıştı ve bunu fark ettiğinde tehlike artık burnumuzun dibindeydi, çünkü BOP açıkça Türkiye’nin altını oyuyordu.
Türkiye, Suriye’de güvenli bölge oluşturma çaba ve girişimlerini 2012’den beri gündeme getiriyordu. Ancak bu çabaya, ne eski ABD Başkanı Barack Obama ne de halefi eski başkan Donald Trump sıcak bakmıyorlardı. ABD ile sürdürülen görüşmeler sonucu nihayet Eylül 2019’da Türkiye, Suriye’nin kuzeydoğusuna bu amaçla bir operasyon/harekat başlatmak istedi. ABD Başkanı Trump Twitterdeki bir dizi paylaşım ve sözlü açıklamalarla: Türkiye’nin kendisinin ‘harekât için belirlediği sınırları’ aşması durumunda ülke ekonomisini daha önce Brunson olayında yaptığı gibi tamamen mahvedeceği, Türkiye’nin insancıl olmayan uygulamalar yapması halinde ekonomisinin büyük zarar göreceği gibi açıkça tehditlerinde bulundu.
Trump’un Türkiye’yi adeta kabile devletiymişçesine aşağıladığı bazı Tweet paylaşımları:
-“Daha önce de açık bir şekilde söylediğim gibi, tekrar ediyorum, eğer Türkiye benim müstesna ve eşsiz bilgeliğimle belirlediğim sınırların dışına çıkarsa (daha önce yaptığım gibi) Türkiye ekonomisini mahvederim. Türkiye, Avrupa ve diğerleri ile birlikte IŞİD savaşçıları ve ailelerine nezaret etmek zorundalar. ABD IŞİD halifeliğini tamamen ele geçirme dahil kendisinden
beklenebileceklerin çok daha fazlasını yerine getirdi. Bazıları çok zengin olan bölge ülkelerinin kendi topraklarını koruma vakti geldi. ABD muhteşemdir“.
-“Kürtler bizimle savaştı ancak bunu yapmaları için onlara yüklü miktarda para ödendi ve teçhizat verildi. (Kürtler) On yıllardır Türkiye’ye karşı savaşıyorlar. Bu savaşı 3 yıl boyunca engelledim ancak bizim için bu saçma, çoğu aşiret kaynaklı, sonu gelmez savaşlardan uzaklaşmamızın ve askerlerimizi eve geri getirmenin artık zamanı.”
-“Türkiye’ye, ABD’nin Suriye’de insancıl olmayan bir uygulama görmesi durumunda ekonomilerinin büyük zarar göreceğini söyledim“.
Sadece Trump değil, Türkiye’nin Suriye operasyonları Amerika’dan gelen başkaca tehditlerle de engellenmeye çalışılıyordu. Mesela Pentagon olarak da bilinen Amerikan Savunma Bakanlığı yazılı açıklamada Amerika Birleşik Devletleri’nin Türkiye’nin Suriye’nin kuzeyine planladığı operasyonu hiçbir şekilde onaylamadığı ve Amerikan ordusunun da desteklemediğini açıkladı. Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham;
“Türkiye’nin Suriye’ye adımını atması halinde, ordusu ve ekonomisine yaptırım uygulanması için elimden gelen her şeyi yapacağım“ demekten çekinmedi.
ABD’nin eski BM Büyükelçisi Nikki Haley #TurkeyIsNotOurFriend (Türkiye dostumuz değil) etiketiyle birlikte paylaştığı Twitter mesajında;
“Eğer arkamızı kollamalarını istiyorsak, her zaman müttefiklerimizi desteklememiz gerekir. Kürtler, Suriye’de IŞİD’e karşı başarılı mücadelemizde kilit rol oynadı. Onları ölüme terk etmek büyük bir hata” dedi.
ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo ABD Başkanı Donald Trump’ın “gerekirse güç kullanabileceğini” söyledi. Pompeo, “Barışı savaşa tercih ediyoruz. Ancak askeri tutum almak gerekirse, Başkan Trump’ın buna hazır olduğunu bilmelisiniz” dedi.
16 Ekim 2019’da New York Federal Savcılığı, “ABD’nin İran’a yönelik yaptırımlarının delinmesinde yardımcı olduğu” gerekçesiyle Halkbank hakkında iddianame hazırladı. Ertesi gün ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham, Türkiye’nin Barış Pınarı Harekâtı’na başlamasının ardından Demokrat Senatör Chris Van Hollen ile birlikte hazırlamış olduğu Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesinin ABD’deki mal varlığının tespitini içeren rapor hazırlanması öngörülen yaptırım tasarısını ABD Kongresi’ne sundu. Aynı gün ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo 17 Ekim’de Ankara’ya gelerek Türkiye’nin harekatı durdurması karşılığında ABD’nin Türkiye’ye yeni bir yaptırım uygulamayacağı sözünü verdiler. Bunun üzerine ateşkes ilan edilerek harekât sonlandırılmak zorunda kalındı.
ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile görüşmesinin ardından basın açıklaması yaparak Türkiye ABD ile Suriye’de ateşkes için anlaştığı için ABD’nin Türkiye’ye yaptırım uygulamayacağını ifade etti ve aba altından sopa göstermeyi de ihmal etmeyerek ekledi:
“ABD Başkanı Trump net bir şekilde ifade etti, bugün ateşkes olmasaydı Türkiye’ye çok büyük yaptırımlar gelecekti“.
Ateşkes ilan edilmesini yorumlayan Trump ise adeta yine Türkiye’yi ve milli güvenlik sorununu aşağılayarak ve adeta dalga geçerek şöyle yorumladı;
“okul bahçesinde kavga eden iki çocuğa benziyorlardı. Ben biraz kavga etmeleri gerekiyor dedim. Okul bahçesindeki iki çocuk gibi kavga etmelerine izin vereceksiniz, sonra da ayıracaksınız. Birkaç gün kavga ettiler ve oldukça şiddetliydi Biz oraya gittik ve bir ara vermelerini istedik. Kürtler müthişti. Biraz geri çekilecekler”
Bu yoruma Türkiye’den ciddi bir tepki gelmedi lakin ABD’nin Suriye eski özel temsilcisi Brett McGurk bile Trump’ın “kavga eden iki çocuk” benzetmesini “ayıp ve cahilce” şeklinde niteledi.
Tüm bu gelişmelerden sonra 18 Ekim’de ABD Başkanı Donald Trump’un Türkiye Cumhurbaşkanına gönderdiği 9 Ekim 2019 tarihli zehir zemberek bir mektup gündeme adeta bomba gibi düştü. Beyaz Saray’dan sızdırıldığı anlaşılan ve tüm tarafların varlığını
kabullendikleri, içeriğini inkâr etmedikleri, tarihimize kara bir leke olarak geçen o mektubunun tam metni:
“Sayın Cumhurbaşkanı
Hadi iyi bir anlaşma üzerinde çalışalım. Siz binlerce kişinin katledilmesinin sorumlusu olmak istemezsiniz, ben de Türk ekonomisini tahrip etmek istemem, ki yaparım. Yapabileceklerimin küçük bir örneğini Rahip Brunson konusunda zaten size göstermiştim. Sizin sorunlarınızdan bazılarını çözmek için çok çalışıyorum. Dünyayı hayal kırıklığına uğratmayın. İyi bir anlaşma yapabilirsiniz. General Mazlum (Şahin Cilo adlı PKK’lı !!!) sizinle müzakere yapmak istiyor, geçmişte hiçbir zaman yapamayacakları pek çok tavizi vermeye razı. Yeni elime geçen, bana hitaben yazdığı mektubu ekte size özel olarak gönderiyorum. Eğer bunu doğru ve insani şekilde yapabilirseniz, tarih size olumlu bakacaktır. Eğer iyi şeyler olmazsa sizi sonsuza kadar şeytan olarak görecektir. Sert bir adam olmayın. APTAL olmayın. Sizi daha sonra arayacağım. Saygılarımla,”
Bu, Türkiye-ABD ilişkileri yazı dizimizin önceki bölümlerindeki yazılarımızda bahsettiğimiz Johnson’un mektubundan sonra bilinen Türkiye’ye en ağır ikinci tehdit mektubudur ve üstelik bu defa diplomatik nezaket kuralları tamamen hiçe sayılmıştır, apaçık ve rezilce küstahlıklar barındırmaktadır. Ya Ankara? Maalesef ABD’nin bu terbiyesizlik ve tehdidi de daha öncekiler gibi yutuldu/unutuldu gitti!
Yazı dizimizin konusu Amerika Devleti olunca sözde müttefikimiz ile ikili ilişkilerimizde krizleri anlatmakla bitirmek çok zor. Daha rahip Brunson olayına, S-400 krizi ile beraberinde F-35 projesinden Türkiye’nin çıkartılması olayına, Halk Bankası davasına, 15 Temmuz hain darbe girişimi arkasında yer alan ABD faktörüne varıncaya kadar o kadar çok başlık var ki. Bir sonraki yazımızda bu başlıklardan bir kısmına daha değinerek bu yazı dizimizi nihayete erdirmeyi düşünüyorum, zira eşeledikçe bu yazı dizisinin bitmesi çok zor olacak. Bir sonraki yazı ile Türk Amerikan ilişkilerini incelediğimiz yazı dizimiz 11 bölümde tamamlanmış olacak ve daha sonraki haftalarda güncel konulara ilişkin yazılarımızla devam edeceğiz…
“Şu an yaşadığımız şey NATO’nun beyin ölümüdür. ABD, Avrupa projesine sırtını döndü. ABD ve NATO müttefikleriyle stratejik karar alma mekanizmasında bir koordinasyon yok. Bir diğer NATO müttefikimiz Türkiye, bizim ilgimizin olduğu bir alanda haber vermeden askeri harekât düzenliyor”
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron
MHP Eski İl Genel Meclis Üyesi
Av. Bülent DEMİRBAŞ









