TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (1)

30 Haziran 2021
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2594 defa okundu.
TÜRK AMERİKAN İLİŞKİLERİ VE BÜYÜK ORTADOĞU PROJESİ (1)

Amerika kıtasına göç etmiş ve orada kanlı yerli katliamlarıyla devletini kurup büyütmüş Avrupalıların kaçkın torunları II. Dünya Savaşı sonrası bu kez dev savaş gemileri, uçakları, piyadeleri, tankları ve Dolarları ile eski kıtaya geri dönmüşlerdi. Ancak yeni kıta ile yetinmeyen o torunların amacı artık tüm dünyaya egemen olmaktı. Amerikalıların doymak bilmez hırsları dünyanın nereden yönetileceğini çok iyi biliyordu. Güç enerji, enerji petroldü ve petrolün ana vatanı ise dünyanın en eski medeniyetlerinin, tüm ilahi dinlerinin yurdu olan Ortadoğu idi. Elbette Ortadoğu’daki milletler Amerika’ya rızaları ile gel bizi yönet demeyecekler, Amerika ise hepsini savaşla yenerek yerleşmeyecekti. Zira Ortadoğu’da hesabı olan devletler İngiltere, Fransa, Almanya gibi devletler de kendi çaplarında tarih boyu bir hesap içerisindeydiler. Bu hesapların önündeki engel olan Osmanlı Devleti artık bertaraf edilmişti ve bu bölgenin paylaşım savaşı devam etmekteydi. Savaşı tüm hile, komplo, kaos araçlarını kullanarak önde götüren ABD’nin yeni stratejisi olan BOP’un, yani Büyük Ortadoğu (işgal) Projesinin Türkiye’ye de ihtiyacı vardı ve bu ihtiyacı devlet içine sızmış hainlerin elleriyle kandırılıp yönlendirilen Ak Parti vasıtasıyla karşılanması için büyük uğraşlar verilmişti. Maalesef ve hatta bir zamanlar başbakanken Sayın Erdoğan’ın kendisinin BOP eş başkanı olduğunu açıklamak gibi bir hataya duçar olduğuna dahi şahit olmuştuk. Ortadoğu’daki batılı petrol şirketleri, sözde demokrasi adına konuşlanan batılı büyük askeri varlıklar, Arap Baharı adıyla çıkartılan isyanlar arkasındaki derin emperyalist desteklere baktığımızda Ortadoğu’nun tam bir cadı kazanı gibi sürekli kaynatıldığını görüyoruz. Türkiye ise birkaç kez bu kazanın içine düşme tehlikesini kıl payı da olsa şükür ki atlatmıştır. Şimdi tarihsel aşamalarına bakarak ABD’nin yeni Ortadoğu işgal ve dünyaya hakim olma planının yeni stratejik hamlesi olan BOP denilen süreci irdeleyelim.

ABD’nin Kuzey Irak’ta paravan Kürt devleti arzusu;

ABD, önce Saddam’ı kışkırtıp silahlarla donatmış ardından da onun Kuveyt işgalini gerekçe göstererek 17 Ocak 1991’de Irak’ı işgal ettiğini biliyoruz. 1. Körfez Savaşı denilen bu işgal, 3 Mart 1991 günü imzalanan ateşkes anlaşması ile “fiilen” bitmişti. ABD imzaladığı ateşkesten 1,5 ay sonra, 17 Nisan 1991’de, bu kez “Kürtlerin yerleşim bölgelerine güvenli bir şekilde dönmesini sağlamak” bahanesiyle “huzur operasyonu” denilen bir süreç başlattı. Operasyon, ABD’nin Saddam’ın Bağdat yönetimine yasakladığı 36. paralelin kuzey kısmını kapsıyordu. Bu paralel, aynı zamanda ABD’nin kurmayı planladığı kukla Kürt Devlet’in de doğal sınırıydı. 90’ları yaşayanlar o zamanlar hep gündemde olan bu 36. paralel tartışmalarını halen hatırlıyorlardır. “Huzur Operasyonu”nu yıllarca yürütecek Çekiç Güç’ün Türkiye’ye yerleştirilmesine, 12 Temmuz 1991 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla izin verilmişti. Aynı zamanda Irak’ın kuzeyindeki Zaho’da da ABD askeri karargâhı da kurulmuştu. 6 Ekim 1992’de ABD’nin güvence ve gözetimi altında başkenti Erbil olmak üzere Kuzey Irak’ta bir Kürt Federe Devleti kuruldu. Kürt Devletini kuran ABD, imkan veren de maalesef Türkiye olmuştu. Yıllar içinde Çekiç Güç, sadece Irak’ın kuzeyinde bir Kürt devleti oluşturmakla kalmadı, aynı zamanda PKK’yı da büyüttü. Çekiç Güç’ün Bisi yaylasına havadan PKK’ya yardım malzemeleri indirdiği ortaya çıktı. Bu konuyu araştıran ve üzerine giden Jandarma Genel Komutanı Org. Eşref Bitlis ile dönemin Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korg. Necati Özgen’in de içinde olduğu helikopteri ABD’nin düşürdüğü dahi çok yazılıp çizilmiştir. Ortadoğu’da kaos ve istikrasızlık doğuracak paravan bir Kürt Devleti tamamen ABD kontrolünde ve ABD’nin Ortadoğu işgal planlarına hizmet edecek şekilde kurgulanıyor ve kurulmak isteniyordu. Paravan bir Kürt Devleti İsrail’den sonra ikinci bir ABD karakolu olarak Ortadoğu’ya konuşlandırılmak isteniyordu.

ABD Türk askerine saldırıyor; Muavenet olayı

İnsanoğlu unutkanlıkla maluldür. 90’ların acı Muavenet olayını bugün sorsak kaç kişi hatırlar? Bir NATO tatbikatında, 1974 Kıbrıs Harekâtı’na da katılmış olan “TCG Muavenet” muhrib gemisine 2 Ekim 1992 gecesi ABD’ye ait USS Saratoga uçak gemisi tarafından akıl almaz bir şekilde, asıl görevi uçak veya füze/güdümlü mermi düşürmek olan 2 adet Sea Sparrow füzeleri atılmıştı. Bu füze saldırısında(!) gemi komutanı, uçaksavar yardımcı subayı, telsiz astsubayı,

ikmal çavuşu ve bir er hayatını kaybetti, 22 personel yaralandı. Saldırıdan sorumlu yedi Amerikan subayı mahkemeye sevk edilmeyerek sadece ‘disiplin cezası’ (!) aldılar. ABD bunu kaza olarak aklamaya çalışsa da olayın arkasında ABD’nin bilinçli olarak bölgedeki çıkarlarını ve planlarını yürürlüğe koymak adına verdiği bir “uyarı mesajı” olduğu iddia edilmişti.

ABD’nin Irak’ı Türkiye üzerinden işgali çabaları;

2001 yılında, ABD Irak’a ikinci kez demokrasi getiriyoruz sloganı ile operasyon düzenleyerek işgal etmeye karar verdi. Çünkü Washington, Çekiç Güç gibi sınırlı yapılarla, BOP’u gerçekleştiremezdi, doğrudan ordusunu da devreye sokması gerekiyordu. Basında yer alan ve o dönem çok yazılıp çizilen ilk taslağı da 2001 yılının sonunda hazırlanan “OPLAN-1003-98” kod adlı Pentagon’un askeri harekât planında, “ABD’nin Türkiye üzerinden bir kuzey cephesi açması” hedeflenmekteydi. Kuzey Cephesi’yle ilgili ilk resmi temas, ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’in 19 Mart 2002 tarihli Ankara ziyareti sırasında oldu. Hem Başbakan Ecevit’le hem de Genelkurmay Başkanı Org. Hüseyin Kıvrıkoğlu ile görüşen Cheney istediği desteği alamamıştı. ABD Savunma Bakan Yardımcısı Paul Wolfowitz ve daha önce Ankara Büyükelçisi olan Dışişleri Bakan Yardımcısı Marc Grossman’ın 17 Temmuz 2002 ‘de Ankara ziyaretinde, Washington’un isteği daha da somut olarak dile getirildi. Talebe direnen Ecevit-Kıvrıkoğlu ikilisi, Türkiye ile ABD arasında “siyasi-askeri danışma kanalı” açılmasını kabul ederek, zaman kazanmaya çalıştılar. Ancak ABD’nin zamanı yoktu. Hemen ardından, elbette hassas bu durum(!) nedeniyle çıkartılan siyasi krizler neticesinde 31 Temmuz 2002’de Türkiye’de erken seçim kararı alındı. 3 Kasım 2002’deki seçimler, Türkiye’nin ABD’ye olan direncini kıracak bir yapılanmayla, Ak Partinin zaferi ile sonuçlandı. ABD, “kuzey cephesi” talebini resmi olarak 19 Kasım 2002’de AKP Hükümetine yaptı. Taleplerin somutlanmış son hali de, 21 Aralık 2002 günü ABD Büyükelçisi tarafından Başbakan Abdullah Gül’e bizzat elden verildi. Plana göre Amerikan ordusu İskenderun’a çıkacak, Türkiye topraklarından geçerek Irak’a kuzeyden Kürt bölgesinden rahatça girecekti. Bunun için İskenderun limanının genişletilmesi gerekiyordu. 2003 Şubat başında Bayram günü bu iş için bazı Türk müteahhitler apar topar tatilden çağrıldılar, yapacakları anlatıldı, makine ve işgüçlerini İskenderun’a göndermeleri istendi. Masrafları ise Amerika’dan alınacaktı. Amerikan ordusunun Türkiye’ye girmesine izin verecek tezkere Türkiye Büyük Millet Meclisinde 1 Mart 2003’de oylandı. 264 kabul, 250 ret oyu çıktı. Bu sonuca bakılarak tezkerenin kabul edildiği açıklandı. Ancak tezkerenin onaylanması için 268 salt çoğunluk oyunun gerekliliği anlaşılınca iktidardaki Adalet Kalkınma Partisi mensupları şaşkınlık geçirdiler. Aynı şekilde haberi alınca şok olan ABD’ye “merak etmeyin Meclise yeni tezkere sevk ederiz” denildi ama parti içi muhalefetten korkulup vazgeçildi. Asker dolu ABD savaş gemileri böylece İskenderun’dan geri döndüler.

– Dönemin ABD Başkanı George W. Bush o dönem için verdiği beyanat pek çok şeyi açıklıyor;

“Türklere, topraklarını kullanmamıza izin vermesi için aylardır baskı yapıyorduk, böylece 4’üncü Piyade Tümeni’nden 15 bin askeri kuzeyden Irak’a sokabilecektik. Ekonomik ve askeri yardımda bulunma, Türkiye’ye Uluslararası Para Fonu’nun (IMF) kilit programlarına erişim sağlaması için yardım etme ve Türkiye’nin AB’ye katılımına güçlü desteğimizi sürdürme sözü vermiştik. Bir noktada, izni alacağız gibi görünüyordu. Abdullah Gül’ün kabinesi, talebimizi onaylamıştı. Ancak tezkere az farkla kabul edilmedi. Hayal kırıklığına ve hüsrana uğramıştım. Şimdiye kadar yaptığımız en önemli taleplerimizden birinde, NATO müttefikimiz Türkiye, Amerika’yı yarı yolda bırakmıştı.”

Amerika’nın Tezkere intikamı olan rezil Çuval olayı;

Meşum çuval olayı bugün dahi her Türk’ün acı ve utançla hatırladığı bir rezalettir. Her ne kadar Polat Alemdar Kurtlar Vadisi dizisinde hayali olarak intikamımızı almışsa da gerçekte o acı olayın bedeli ABD’ye halen ödetilmiş değildir. Hatta ne acı ki çuval olayının ABD’li komutanı Odierno sonraları Kara Kuvvetleri eski komutanı Hulusi Akar’a liyakat madalyası dahi takmış, Hulusi Akar madalya takılması için çuvalcı komutanın karşısında ne acı ki başını eğmiştir.

Amerika, tezkere olayından sonra Türkiye’ye artık iyi bakmıyordu. 22 Nisan 2003 günü, Kürt Bölgesinde bulunan Erbil’deki Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargahı’nda görev yapan Türk askerleri, “Türkiye’den gelen bir insani yardım konvoyuna eskortluk etmek üzere” gittikleri Kerkük’te gözaltına alınmış, ertesi gün de Amerikan askeri personeli eşliğinde Türkiye’ye gönderilerek, Irak’tan sınır dışı edilmişlerdi. Amerikan askerleri 4 Temmuz 2003’de Kuzey Irak Süleymaniye’ de Türk Özel Kuvvetleri tim mensubu 3 subay ve 8 astsubayı, karargâhlarını basarak gözaltına almışlar, başlarına çuval geçirerek alıp götürmüşler ve tutuklamışlardı. Tamamen Türk Genelkurmay Başkanlığı’na bağlı olan Türk Özel Kuvvetlerine Amerikalı askerlere direnmeme emri verilmişti.

– Dönemin Özel Kuvvetler Komutan Yardımcısı Tuğgeneral Abdullah Kılıçarslan çuval olayını şöyle değerlendirmişti:

“2002 Aralık ayında olası bir Irak harekatı öncesinde tedbir olarak hazırlanan PKK düşman, KYB-KDP ve Koalisyon Güçleri dostane tutum sergilemedikleri sürece silahla karşılık verilecektir” emrini Kuzey Irak’ta görevli askeri personele ilettik. Kerkük’teki malum hadise yaşanınca biz yeniden Ankara’ya yazı yazdık ve bundan sonra bu tür bir olay olursa nasıl davranmamız gerektiği konusunda angajman kuralını bizlere bildirmelerini istedik. Dönemin Genelkurmay Başkanı Hilmi Özkök, 2003 yılı Mayıs ayının ortasında ‘ABD ve koalisyon unsurları ile çatışma ortamı yaratılmayacak, dostane işbirliği içerisinde çalışılacaktır’ emrini bize iletti. Bu emir her ne şart olursa olsun, Türk askerinin silah kullanmasının önüne geçen emirdi. Eğer düşman unsurlara silahla karşılık verme hakkımız olsaydı, özel kuvvetler personeli olan Mehmetçiklerimiz ABD’lilerin hepsini orada öldürürdü. Silah kullanma hakkımız olsa ABD’li askerlere o çuvalları yedirirdik. Belki bizim askerlerimizin de hepsi şehit düşerdi ama bu olay kesinlikle yaşanmazdı.”

Yıl: 2003 ABD Ulusal Güvenlik Danışmanı Condoleezza Rice:

“BOP içinde yer alan 22 ülkede rejimler ve sınırlar değiştirilecek.”

(Ağustos 2003-Washington Post)

Yıl: 2006 ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice:

“Yeni bir Ortadoğu kurmanın zamanı geldi.”

(Temmuz 2006, Lübnan)

Yıl 2006 ABD’li Albay Ralph Peters:

“Ortadoğu’da istikrarsızlıkların en önemli nedeni, Avrupalıların gelişigüzel çizdikleri sınırlardır… Azınlıkların durumu gözetilerek yeni sınırlar çizilmeli… Türkiye, Suriye, İran ve Irak’ta yaşayan Kürtlerin bağımsız bir devlet sahibi olması gerek… Türkiye’nin doğusunun işgal edilmiş bir bölge olarak görülmesi gerekiyor.” diyor ve sunumuna Türkiye’nin bölünmüş haritasını ekliyor.

(Temmuz 2006, Amerikan Silahlı Kuvvetler Dergisi -Armed Forces Journal-AFJ)

“Ben BOP eş başkanıyım… Diyarbakır BOP’un merkezi olacak…”

(Türkiye’nin eski Başbakanı iken Recep Tayyip ERDOĞAN, çözüm sürecine gidilen dönemler.)

ABD’nin sinsi BOP sürecini, Türkiye üzerinden hain emellerini ve bu uğurda Ak Parti’yi kandırarak kullanmak istemesine yönelik çabalarını ve tarihsel olaylarını dönemin haberleri ve tartışmaları üzerinden bir sonraki yazımızda incelemeye devam edeceğiz.

Av. Bülent DEMİRBAŞ

MHP Eski İl Genel Meclis Üyesi

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN