Neşet Ertaş’ı 5. Ölüm Yılında Anarken

25 Eylül 2017
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
Neşet Ertaş’ı 5. Ölüm Yılında Anarken

Dünyanın neresinde olunursa olunsun Türkiye’nin hangi şehrine ikamet edilirse edilsin Neşet Ertaş gibi ölümsüz sanatçıya herkesin yazacağı bir yazısı ve söyleyecek bir sözü vardır. Bunlardan bir tanesi kendisinin Sinoplu olmasına rağmen Kültür ve Turizm Bakanlığı İdari Ve Mali İsler Daire Başkanı Nezih Yıldırım büyük usta neşet ertaş için yüreğini ve kalemini konuşturdu…

Neşet Ertaş’ı 5. Ölüm Yılında Anarken “Garip Kalan Tezene” “Garip mahlaslı” Kültür adamı Neşet Ertaş’ın vefatından sonra kaleme aldığı. Ölümünün 2. Ve 3. yılında da yeniden yayımladığım “Garip Kalan Tezene!..” başlıklı yazımı ölümünün 5.Yılında sizlerle yeniden paylaşmak istedim. “Avşar ve Türkmen” oymaklarına ait, adına “bozlak” dediğimiz uzun hava türkülerinin son temsilcisi, memleketimizin yetiştirdiği söz, saz ve ses’ in büyük ustası “Neşet ERTAŞ” 25 Eylül 2012 tarihinde vefat etmiştir. Diğer bir ifadeyle Rahmeti Rahman’a yani Hakka yürümüştür. Ruhu şad olsun!… Bendeniz ölüm ve ötesine inananmış kaderci bir insanım. Bu inanca rağmen özellikle “Kültür adamlarının” vefatına çok üzülür ve onların ölümlerinden etkilenirim. Kendisiyle özel dostluğumuz bulunan, ayrıca icra ettiği TV. Programına 2–3 defa konuğu olduğum ve önceki yıllarda vefat eden, Murat Çobanoğlu, Âşık Mahsuni Şerif, “versiyonu farklıda olsa” kendisine yakınlık hissettiğim Ozan, Yıldıray Çınar ve kendileriyle de hukukum bulunan Abdürrahim Karakoç’un ölümleri şahsen beni çok etkilemiş ve üzmüştü. “Türküleri Büyük Acıya” boğan konser verdiği insanlara “Saygısızlık olmasın ceketimi çıkarabilir miyim?” diyecek kadar tevazu sahibi bir beyefendi!. Olan Neşet Ertaş, babası Muharrem Ertaş, Çekiç Ali ve Hacı Taşan gibi “bozlak ustalarının” son halkası ve son temsilcisiydi. Ayrıca “bu toprakların sesi” kabul ettiğim/edilen büyük bir usta idi.25 Eylül 2012 tarihindeki vefatı ile “tezenesini, sevenlerini ve türküleri yetim” bırakmış ve Türkiye’yi derinden üzmüştür. “Müziğin temeli ritmidir” diyen Neşet Ertaş, Erzurumlu Emrah, Yunus ve Dadaloğlu gibi Bozlak soyunun son temsilcisi ve “Bozkırın Garip Tezenesi idi”. Şiir ezgileriyle birlikte kendini gösteren, Hayatıyla sanatı iç içe yaşamış Türk Halk Müziğini kırsaldan şehre taşımış usta ve büyük bir “Ozan’dı. Devlet Sanatçısı unvanını “Ben Halkın Sanatçısıyım” diyerek reddetti. Ve ‘devlet sanatçılığı neymiş’ dedi ve “devlet sanatçılığı” lafını bir ayrımcılık olarak kabul ettiğini açıkladı. Sağlam iradeli ve bu büyük imkânı” kabul etmeyecek kadarda soylu, ayrıca mütevazı bir adamdı. Neşet Ertaş kendi ifadesiyle “bir garip” ti. Ama Onun da şikâyetçi olduğu şeyler vardı ancak o şikâyetini hep sazına döktü/söyledi. Bir kültür adamı olduğu halde tevazudan dolayı kendisine birazda haksızlık ederek “cahilim” dedi. Kadınlara “Nimet” gözüyle baktı. Kendisi çocukken annesi ölmüştü, eşiyle de uzun süren mutluluk yaşayamadı. Buna rağmen Anneden ve yârden yana ömründeki şanssızlıkları hep görmezlikten geldi. Şanssızlıklara rağmen özellikle kadından hiç şikâyetçi olmadı. Kadını nimet gördü ve “iki büyük nimetim var biri anam biri yârim” dedi. Kadına âşık oldu sevdi ve “Leyla’sını” böyle buldu. Neşet Ertaş türkünün, sazın ve sözün ustasıydı ama para için beste ve türkü yapmadı. Horasandan çıkışlarından itibaren sürdürülen “bozlak geleneğini” şehirleştirerek büyük kitlelere taşıdı ve o büyük kitleler onu derinden sevdi. O ülkemizin bir değeri oldu ve eserleri hepimizin gönlünde taht kurdu ve “derin” yer buldu. Zahide’m, Ah Yalan dünya, Gönül dağı gibi sayısını kendisi de bilmediği ülkemize binlerce eser kazandırdı. Kendisini “Yaşayan İnsan Hazinesi” kabul eden “UNESCO” ya hiç rağbet etmedi. Kendisi halkın gönlünde taht kurdu/ yer buldu ve kendisini öyle mutlu hissetti. Şimdi; Sazını duvara astı, gönül rahatlığı ile gözlerini yumdu ve dudaklarını kapadı. Son isteği de önemliydi “Bozlakların da babası” Muharrem Ertaş’ın ayakucuna defnedilmek istedi. Muharrem Ertaş’a baba sevgisinden başka, “usta” saygısıyla baktı. Toplumda öne çıkmış böylesi seçkin insanların memleketlerine veya başka “mana anlamı” yükledikleri yerlere defnedilmek istemeleri benim hoşuma gidiyor. Bu adamların memleket sevgileri ve büyük hasletleri beni sevindiriyor. Özellikle memleketlerine defnedilmek isteyenlere sonsuz saygı duyuyorum. Neşet Ertaş’a da son görevimizi yaparken kendilerinin de kabul etmeyeceği kesin olan, “mezhepsel Saiklerle” na’şını istismar etmek isteyenleri de kınıyorum. O bölücü ve ayrılıkçı değildi, bilakis bütünleştirici İyi ve büyük bir ozandı. O perdelerden çıkan nağmelere ahenk verdi ve Ses, Söz ve de Saz ustasıydı ölümünün 5.Yılında merhumu rahmetle yeniden anıyor ve sizleri “Ah Yalan dünya” türküsünün sözleriyle baş başa bırakıyorum. Saygıyla. Ah Yalan Dünya Hep senmi ağladın hep sen mi yandın, Bende gülemedim yalan dünyada Sen beni gönlümce mutlumu sandın Ömrümü boş yere çalan dünyada. Ah yalan dünyada, yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada Sen Ağladın canım ben ise yandın Dünyayı gönlümce olacak sandım Boş yere aldandım, boş yere kandım Rengi gözümde solan dünyada Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada Bilirim sevdiğim kusurun yoğdu Sana karşı benim hayalim çoğdu Felek bulut oldu üstüme yağdı Yaşları gözüme dolan dünyada Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada Ne yemek ne içmek ne tadım kaldı Garip bülbül gibi feryadım kaldı Alamadım eyvah muradım kaldı Ben gidip ellere kalan dünyada Ah yalan dünyada yalan dünyada Yalandan yüzüme gülen dünyada Neşet ERTAŞ Kırşehir Ruhu Şad olsun!

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com