NATO; Ölümün Kıyısından Dönen ve Yükselen Güç!

15 Haziran 2022
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1987 defa okundu.
NATO; Ölümün Kıyısından Dönen ve Yükselen Güç!

Bülent DEMİRBAŞ

Çok değil, daha 2 veya 3 yıl önce Fransa Cumhurbaşkanı Maron bir NATO zirvesi öncesi yaptığı “NATO’nun beyin ölümü gerçekleşti” demeciyle gündemi uzun süre meşgul eden bir tartışma başlatmıştı. NATO’nun kuruluş gerekçesi olan komünist blok artık yoktu. Komünist tehdidi yerine ikame etmek üzere kendilerine yönelik düşman algısını politik ve ekonomik çıkarları canlı tutmak amacıyla İslam’ı seçen Batı, IŞİD adı altında paravan sözde İslamcı Terör (!) örgütleri kurmuş/finanse etmiş ve fakat onlarda zamanla sindirilmişti. Akabinde önceleri NATO’nun yükselen tehdit olarak algıladığı Çin’in ticari bir globalleşme stratejisi ile kontrol altına alındığı var sayılmaya başlandı. Sözüm ona Avrupa merkezli bakış açısı ile kendilerine yönelik bir tehdit algısı olarak Dünya adeta bir barış cennetine dönüşmekteydi ve NATO kuruluş amaç ve misyonunu tamamlamış bir örgüt olarak hani neredeyse Akdeniz’de korsan faaliyetlere ve Avrupa’ya mülteci akınını önleme konusunda çalışmalar yapmaktan ileri gidemeyecek bir örgütlenme olarak varlığını sürdürmekteydi. Ancak Avrupa merkezli bu barış ve sükûnet ortamı çok uzun sürmedi, komünizm çokmuş olsa da soğuk savaş dönemi bitmiş olsa da doğudan o eski Rus tehdidi yeniden yükselişe geçti. Rusya’nın Ukrayna’ya yönelik işgal harekâtı dünyayı, bilhassa da cennet gafleti uykusundaki Avrupa’yı hücrelerine kadar titreterek uyandırdı. İnsanlık tarihi şunun kanıtıdır insanoğlu hiçbir zaman barış için var olmamış, hep birbirlerini katletmek, yok etmek için sebepler bulmuştur. Bu sebepler kimi zaman din olmuş, kimi zaman ganimet, kimi zaman ise küresel bir sömürgecilik yarışı olmuştur.

Evet, Rus işgaliyle başlayan yenidünya düzeninde/karmaşasında adeta artık öldü denilen NATO bir anda Avrupa devletlerinin güvence çatısına dönmüşmüş, üye olmayan ve bilhassa tehdit altındaki ülkeler bir an önce NATO’ya üye olma yarışına girmişlerdir. İşte bu noktada iki devlet, İsveç ve Finlandiya hiç ummadıkları bir duvara çarpmışlardır; Türkiye’nin veto tehdidi. Türkiye uzun yıllardır PKK terörü nedeniyle hem insan kaybı hem de maddi olarak büyük zararlar görmüştür. İşte bu örgüye yardım ve yataklık yaptığı, bu örgüte silah dahi verdiği iddia olunan İsveç ve Finlandiya, Türkiye’nin teröre desteğinizi kesmeseniz sizin NATO’ya girişinizi engelleriz demiştir. Türkiye eline geçen bu kozu elbette sonuna kadar kullanmalıdır, kullanmakta da haklıdır. Bu konuyu ayrı bir yazıda daha derinlemesine inceleyeceğim. Bu yazıda bu konulara bir giriş mahiyetinde olması için NATO tarihçesine kısaca bir değinmeyi düşünüyorum. Tarihçesine ve misyonuna ilişkin toparladığım bilgiler bilhassa NATO’nun kendi resmi sitesindeki bilgilerdir.

Artık zamanı doldu, beyin ölümü gerçekleşti dahi denilen NATO’nun genel olarak tarihçesine ve misyonuna bir bakalım. Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO), 1949 yılında kurulmuş olup, üye devletlerin halklarını ve topraklarını korumak amacıyla 29 Avrupa ve Kuzey Amerika ülkesi tarafında kurulmuştur. İttifakın temel misyonu ‘kolektif savunma’ prensibidir. Yani bir NATO Müttefikinin saldırıya uğraması durumunda tüm NATO Müttefiklerinin saldırıya uğramış sayılacağı anlamına gelmektedir. NATO, 1990’lı yıllarda, çok geç de olsa yaptığı müdahale ile Bosna ve Kosova’daki katliamın daha ileri boyutlara varmasına engel olmuştur. Ancak NATO’nun birçok katliama seyirci kaldığı iddiaları ve bu yöndeki kanıtlar NATO’nun sicilinde biz Müslümanlar için kara bir leke olarak yer almıştır.

NATO, resmi sitesinde terörizmle mücadele ettiği iddiasını şöyle tanımlamıştır;

“ Afganistan’daki yerel güçlerin eğitimine 16.000 askerle katkı sağlayan NATO, terörizmle mücadelede önemli bir rol oynamaktadır. NATO, IŞİD’e karşı Küresel Koalisyonun asli bir üyesi olup, AWACS gözetleme uçaklarımız, Koalisyon’a destek sağlamayı sürdürmektedir. Irak güçlerinin IŞİD’in ya da diğer terörist grupların yeniden ortaya çıkmasına engel olmaya yönelik çabalarına katkı sunmak amacıyla Brüksel Zirvesi’nde Irak için öngörülen yeni eğitim misyonunu başlatacağız. Yeni istihbarat Birimimiz, mevcut tehditlerin önceden görülüp bu tehditlere karşı konulmasında yardımcı olmaktadır. Bölgesel tehditleri izleyerek yapılan çalışmaları koordine etmek amacıyla, NATO, Napoli’de ‘Güney için Aktarım Merkezi’ tesis etmiş bulunmaktadır. “

NATO terörizme karşı mücadeleyi tüm partnerleriyle birlikte verdiğini, askeri birlikler ve teçhizat konusunda büyük bir iş birliği tesis edildiğini, bu sebeple istikrarın ve güvenliğin yaygınlaşmasını sağlamak amacıyla, dünya çapında 40’ı aşkın partner ülkeyle ve Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği, Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT) ve Afrika Birliğiyle birlikte çalışmakta olduğunu söylemektedir.

NATO’nun en önemli yapısal özelliklerinden birisi “Açık Kapı” politikasıdır. Açık Kapı Politikası, NATO’nun kurucu ilkelerinden biri olup, Avrupa-Atlantik bölgesinde bulunan tüm ülkelerin, üyelik için gerekli standart ve yükümlülükleri karşılamaları, İttifak’ın güvenliğine katkı sağlamaları ve NATO’nun demokrasi, reform ve hukukun üstünlüğü gibi değerlerini paylaşmaları durumunda NATO’ya katılabileceği anlamına gelmektedir. 1949 yılından bu yana, NATO’nun üye sayısı ilk kurucu 12 ülkeden bugün 30’a kadar çıkmış olup üyelik başvuru ve değerlendirme süreci devam eden ülkeler de vardır.

Bugünlerde İsveç ve Finlandiya’nın katılmak istediği NATO’ya üyelik süreci normal şartlarda uzun bir zaman gerektiriyor. Bosna Hersek, Gürcistan ve Ukrayna’nın da dâhil olmak istediği NATO’nun yeni üye kabul etmesi için çeşitli şartların yerine getirilmesi, yasal süreçlerin tamamlanması isteniyor. NATO, İkinci Dünya Savaşı’nın bitmesinden sonra 1949’da 12 ülke tarafından kurulmuştu Bu ülkeler ABD, İngiltere, Kanada, Fransa, İtalya, Hollanda, Norveç, Portekiz, Lüksemburg, İzlanda, Danimarka ve Belçika’ydı. Aradan geçen 73 yılda 8 genişleme dalgasıyla üye sayısı 12’den 30’a çıktı. Türkiye ve Yunanistan 1952’de NATO’nun yeni üyeleri oldu. 1955’te o zamanki adıyla Federal Almanya, 1982’de İspanya ittifaka katıldı. Çek Cumhuriyeti, Macaristan ve Polonya’nın 1999’da katılımıyla üye sayısı 19’a yükseldi. 2004’te Bulgaristan, Letonya, Litvanya, Estonya, Romanya, Slovakya ve Slovenya NATO’ya girdi. 2009’da Arnavutluk ve Hırvatistan, 2017’de Karadağ ve son olarak 2020’de Kuzey Makedonya NATO üyesi ülkeler oldu. Son üyeye Yunanistan vetosu ise yıllarca sürmüştü. Kuzey Makedonya’nın üyeliği, Yunanistan ile yıllar süren isim anlaşmazlığının çözülmesinden sonra mümkün olabildi. Yunanistan, adının başına “Kuzey” kelimesi eklenen ülkenin eski adına karşı çıktığı için uzun yıllar bu ülkenin NATO üyeliğini engelledi. İsim sorununun 2018’de çözülmesiyle Yunanistan vetosunu kaldırdı ve Kuzey Makedonya, NATO ile üyelik müzakerelerine başlamaya davet edildi. Kuzey Makedonya Mart 2020’de resmen üyeliğe kabul edildi. Bu genişleme dalgaları içinde bazı ülkeler de NATO üyesi olmak istediklerini duyurdular ancak şu ana kadar üye olamadılar. Bu ülkeler Bosna Hersek, Ukrayna ve Gürcistan. Romanya’nın başkenti Bükreş’te 2008’de düzenlenen NATO Zirvesinde Gürcistan ve Ukrayna’nın gelecekte NATO üyeleri olacağı üzerinde uzlaşıldı. Ancak bu ülkelere tarih verilmedi. Bosna Hersek ise 2010 yılında Üyelik Eylem Planına dâhil olmaya davet edildi.

Rusya’nın Ukrayna’yı işgali, Ukrayna’nın NATO üyelik sürecini çok hızlı neticelendirecek gibi gözüküyor. Lakin İsveç ve Finlandiya, yıllardır aleyhine terör örgütlerine destek verdikleri Türkiye’nin kapısını daha çok çalacağa benziyor. Yunanistan sırf ismi yüzünden Makedonya devletini yıllarca veto edip istediğini almıştı. Türkiye’nin gerekçesi ise daha meşru, daha güçlü, daha hayati ve çok daha haklıdır. Türkiye talep ve çekincelerinde haklıdır, sonuna kadar haklılığını savunup istediklerini müzakere masasından almadan bu yeni üyelik taleplerine karşı veto hakkından vazgeçmemelidir.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN