Mustafa BAĞ BEN HİÇ UNUTMADIM!

18 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
Mustafa BAĞ BEN HİÇ UNUTMADIM!

‘Düşünce özgürlüğü tüm özgürlüklerin kalkanıdır’. Kant.

Ben sadece o günlerin resmini, o gün yazıya dökmüştüm. Sonuç cezalandırıldım. Aradan 11 yıl geçti. Ben hiç unutmadım.

Köşe yazarlığım başıma hep çorap ördü. Çakma dostlar, düşmanlar icat oldu. Yetmedi sırtıma binenler, bana yön vermeye çalışanlar oldu. İnandığım doğrudan asla taviz vermedim. Çapraz yürümedim. Zikzak çizmedim. Her şey tamamda; ya bana yapılan haksızlıklar. Hem de hukuk ile!

Protest bir çizgim var. Birilerine göre anarşist ruhluyum. Bu halimi asla inkâr etmedim. Topluma. Yani bizlere, idealize edilen onlarca adamın yanlışlarına doğru gözüyle bakan, bir anlayış var. Benim tepkim buna. En kötüsü bu tuzağa çoğunluğun düşmesidir. Benim derdim her yerde yıldız olma çabası, ana sahnede olmak, etik kuralları çiğnemek değil. Etik kuralları çiğneyenlerin ana sahneden inmemesi. Ya da her türlü iktidarla sevişen ruh cambazları. İşte ben o değilim. Bunun içindir ki protestim.

İktidarların ideolojilerine ve anlayışlarına uygun, Sosyal hukuk devletinde; Gazeteci olmak. Hele birde doğrucu Davut iseniz. İşiniz çok zor.

Ahi Evran Üniversitesi ile ilgili ortaya döktüğüm onlarca kepazelikten ötürü, Savcılığa, suçlulardan önce, iddiaları ispat etmem gerekçesiyle, tam tamına 116 kez çağrılıp ifade vererek bir rekorun sahibi oldum. Hakkımda sadece 3 dava açıldı. Onlardan da beraat ettim.

Din ile aldatılan onlarca saf düzgün insanların bir tarikat zırhı içine saklanmış piyonlarına, devlet kadrolarının din baronlarınca teslim alınmış olması ve köylere kadar yayılmış maşaları aracılarıyla kandırılan insanları,  Onları o gün yazdım diye cezalandırıldım. Hiç çekinmeden bugünde yazabilirim…

Çağdaş, Sosyal, Hukuk devletinde mağdur edilmiş insanların hakları mutlak iade edilir. Ben, bu ülkede Sosyal Hukuk kavramının anayasada bir madde olmaktan öteye geçmediğini biliyorum. Bunun içindir ki; ‘çağdaşlık’ kelimesi çok gülünç geliyor bana. Ben boynuma asla tasma taktırmadım

Ben hiç unutmadım. Aradan 11 yıl geçti…

Kalemimi asla bir silah olarak kullanmadım. Satmadım.

‘Ondan Bundan’ başlığı altında 11 yıl önce yayınlanan bu yazıma yönelik 8 bin Türk lirası (5128 Avro) ödemeye mahkûm edildim.

Yıl 2007… Çağdaş Kırşehir gazetesinde 08 Mayıs günü yayınlanan, Türkiye’nin felakete doğru nasıl sürüklendiğini kaleme aldığım onlarca yazılardan sadece birisi. Sizlerle paylaşmak istedim. Çok şey yazmayacağım. O günkü yazıyı mahkemeye konu olan kısımlarını sizlerle yeniden paylaşacağım. Yorumu sizlere bırakıyorum.

Kişi, kurum, kuruluş ismi zikredilmeden kaleme alınmış olan bu yazıya bir muhatap bulundu. Ya da durumdan vazife çıkartan FETÖ örgütünün kuruluşu, Kırşehir şubesi. Onlara arka çıkan adalet, benim hakkımı iade etmedi.

Beni dava eden bir FETÖ kuruluşu olan ‘Teknik Elemanlar Vakfı Kırşehir Şubesi’… Beni düşüncemden ötürü beni suçlu ilan edip, mahkûm eden o günün yargıcı. Yargı kulpu ile beni cezalandıran, terör örgütünü ödüllendiren hukuk.

Bu yazı beni mahkûm etti. 2 ay gibi bir sürede Yargıtay onayı kesinleşti. 15 Temmuz hain kalkışmanın ardından, adaletin yerini bulacağını düşünerek, hakkımın iade edileceği düşüncesiyle yaptığım müracaat ile sonuç alınamadı.  Beni mahkûm eden ne dosya, nede karar ortalıkta yoktu. Ya da bulamadılar.

Hukukun üstünlüğü deriz. Yargıya güveniriz… ‘Düşünmek, insanoğlunun en önemli ayırt edici özelliği ve insan beyninin en üstün görevidir’… Düşünüyorum. Adaletsiz yargı o gün gerçeğin fotoğrafına karşıydı. O günün yargıcı; belli ki karanlığın, karanlığından rahatsız değildi…

‘Düşünce de insan, beyninin en saygın ürünüdür. İnsanlığın iyiliği için hiçbir şey, düşünmek ve onu ifade etmek kadar özgürlüğe muhtaç değildir’. İsmail Özcan.

İşte O yazı. Toplumun nasıl tutsak edildiği gerçeği…

ONDAN BUNDAN…

…Kırşehir meydanında bir çadır. Adamlar şakır, şakır dinsel eşyalar, çerçeveler, kitap, yiyecek vs’ler satılıyor. Ne fiş veren, ne fatura isteyen var. İlaveten müstahsil sıfatıyla evlerde yapılıp gelen, merdiven altında imal edilen yiyecekler satılıyor.

Çadırın girişinde; pisliğin, tozun toprağın içinde yapılan hamur yiyecekler. Denetimsiz, kontrolsüz, ancak izinli beylerin göz yumduğu izinli “bir rezalet” kent ortasında boy gösteriyor. Bu kentin zabıtası, Tarım İl müdürlüğü, vilayet denetim görevini neden yapmaz? Neden bu kepazeliğe göz yumulur.

Kimdir onlar? Bir çirkinlik abidesi bu çadırdan; bangır, bangır bağıran bir ses. Sanırsınız, din sadece onların tekelinde. Sanırsınız din elden gidiyor. Sanırsınız cihat ilan edildi. Bu çadıra ellerinde tepsilerle kara çarşaflı, pardösülü ayaklarında terlik, din ile aldatılmış yoksulluk içinde, buram, buram terlemiş, kan ter içinde; şişman, cılız ve cahil kadınlar.

Çadır etrafında oturan işsiz, güçsüz, göz banyosu yapan eli boş bir sürünün önünden geçerek çadıra yaklaşıyorlar. Evlerinde yaptıkları, kapı, kapı dolaşıp topladıkları yiyeceklerle, bilmeden; Türkiye Cumhuriyetini yıkma adına. Yerine din devleti kurma adına; o ucube çadıra yaklaşıyorlar.

Kandırıldıkları gerçeğinin farkında olmadan, ellerinde taşıdıkları yardım amaçlı malzemeleri, sevap işlemek, cennetten yer kapmak adıyla yaptıkları aşikâr… Onlar bu çorbada bir damla tuz, öbür dünyada, Muhammet’e komşu olmak için çırpınıyorlar.

Onlar zannediyorlar ki, kazanılacak para yoksul öğrencilere harcanacak. Yardım amaçlı evlerde hazırlanıp, hayır adına taşıdıkları her emtianın militanlar için kullanılacağını bilmiyor ki…

Onları çember sakallı, badem bıyıklı veya tıraşlı, genç insanlar çadırın arkasında karşılayıp gelen tepsi, tencere ve tavaları çadırın içine taşıyor. İçeride çokbilmiş sıkma başlı genç hanımlar gelenleri teslim alıp, kontrol ediyor ve masaların üzerine açıyor.

Onlar kendilerinin dine nasıl alet edilip, nereye gittiğini ve kime veya kimlere hizmet ettiğinin, hatta kullanıldığının bile farkında dahi olmadan koşturup duruyorlar. Diğerleri; onlara cennetten köşe vaat edenler.

Din adına istismarın sırtından kazandıkları paralar için, İslam kapı yapılıyor. Buna izin veriliyor. Bu kent 13yy da bile böyle bir rezaleti yaşamamıştır. Bu ülkenin kaleleri olan kurumların temsilcileri nerede? Demokratım, aydınım diyen yazar ve çizerleri nerede?

Bu işin bir başka boyutunda, düzgün ve dürüst esnaf var. Vergi veren, işletme için işyeri açan, kira ödeyen temiz insanların suçu ne? Başta esnaf odaları, Ticaret odaları, bu kentin maliye memurları ne yapar. Defterdar oradan geçmez mi? Onların görmesi için bu çadır eski vilayet binasının bahçesine kurulsaydı nasıl olurdu? Müziği de sonuna kadar açıp bu verdikleri iznin boyutunu görüp, cumhuriyet havariliğinin lafla olmadığını anlayabilirler mi; dersiniz? Yoksa kulağımızın pası silindi mi derlerdi!

Kırşehir meydanında kurulu bulunan bu çadır, bu ülkede sistemin nasıl allak, bullak olduğunun sadece küçük bir örneğidir. Bu ülkenin kuralları, yasaları teamülleri nerede? Var olan gerçekleri saklayarak yukarıya laf gider endişesiyle göz yummak, koltuğumdan olurum korkusuysa, o haysiyetin koltuğu zaten kirlidir. Göz yummanın diğer bir adı ise, bir çeşit odaklara hizmet etmek değil de nedir? Vergisini ödemeyen esnafın kapısına icrayı gönderen maliye, bu bağırtıya, meydan okuyuşa nasıl sırtını döner? Açıkça, hızla kirlendik. Kirlenmeye devam ediyoruz. Yüzüm ‘Ak’ diyebilecek kaldı mı’?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com