AYRIK OTU İLE ÇINAR

21 Temmuz 2022
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1983 defa okundu.
AYRIK OTU İLE ÇINAR

Necip Adıgüzel

Rah­met­li Galip Erdem’in yıl­lar ön­ce­sin­den ka­le­me al­dı­ğı bu ib­ret­lik hi­ka­ye­yi oku­yan bu Cen­net Coğ­raf­ya­mın güzel in­san­la­rı, ina­nı­yo­rum ki gü­nü­müz­de de için­de güzel şey­ler bu­la­cak­lar­dır.
Bu ar­ma­ğa­nı siz­ler­le pay­la­şı­yo­rum .
“Ala­bil­di­ği­ne gür yem­ye­şil çi­men­le­rin, renk renk me­nek­şe­le­rin, pa­pat­ya­la­rın, ge­lin­cik­le­rin ya­şa­dı­ğı bir çayır vardı. Bir gün bu ça­yı­ra ‘ne idüğü be­lir­siz’ bir ot geldi.
Masum ve maz­lum bir eda ile “Sayın çayır haz­ret­le­ri” dedi, “yer­siz yurt­suz kal­dım. Kı­yı­cı­ğı­nız­da kö­şe­ci­ği­niz­de, hiç işe ya­ra­ma­yan ve­rim­siz bir par­ça­nız­da yer­leş­me­me mü­sa­ade eder mi­si­niz?”
Çayır önce şa­şır­dı. Bu da­vet­siz mi­sa­fi­ri hiç ta­nı­mı­yor­du. “Adın nedir?” diye sordu, “Sana kim der­ler?” Öteki, biraz daha ezi­lip bü­zül­dü, mer­ha­met di­le­nen bir sesle:
“Bana, Ayrık Otu, der­ler. Kim­se­ye za­ra­rım do­kun­maz. Her­ke­se iyi­lik ede­rim.” dedi.
Çayır “Pe­ki­yi. Yal­nız, bizim ço­cuk­la­ra bir da­nı­şa­yım. Kabul eder­ler­se, sana da bir köşe ve­ri­riz. Bizim bu­ra­lar­da de­mok­ra­si var­dır. Hiç kimse tek ba­şı­na karar ve­re­mez. Her­ke­sin fikri alı­nır,” di­ye­rek, ça­yır­da ya­şa­yan bütün bit­ki­le­ri top­la­dı. Kı­sa­ca me­se­le­yi an­lat­tı. Diz boyu çi­men­ler, mor me­nek­şe­ler, kıp­kır­mı­zı ge­lin­cik­ler, sarı pa­pat­ya­lar, yeni bir ar­ka­da­şa ka­vu­şa­cak­la­rı­nı dü­şü­ne­rek çok se­vin­di­ler.
Oy bir­li­ği ile, “Ayrık Otu”na mü­na­sip bir yer ve­ril­me­si te­zi­ni sa­vun­du­lar. O ça­yır­da, ulu bir çınar vardı. Çok ya­şa­mış, çok gün­gör­müş­tü. Söz aldı:
“İşi­ni­ze ka­rış­mak gibi ol­ma­sın ama, bence hata edi­yor­su­nuz.
Siz, Ayrık Otu’nu ta­nı­maz­sı­nız. Gö­rü­nü­şü­ne al­dan­ma­yın.
Son de­re­ce za­rar­lı bir bit­ki­dir. Ara­nı­za gi­rer­se hu­zu­ru­nu­zu bozar, kö­kü­nü­zü ku­ru­tur, ya­şa­ma hak­kı­nı­zı eli­niz­den alır.
İyi­li­ği­niz için söy­lü­yo­rum. Bana göre hava hoş. Ben kuv­vet­li­yim. Bana hiç­bir şey ya­pa­maz.”
Çı­na­rın öğüt­le­ri­ne al­dı­rış eden ol­ma­dı… “İhti­yar, amma da saç­ma­lı­yor ha! Bu za­val­lı kime kö­tü­lük ede­bi­lir ki!” de­di­ler. Böy­le­ce, karar ve­ril­di. Ayrık Otu, ça­yı­rın ve­rim­siz bir kö­şe­si­ne yer­leş­ti.
Sonra, zaman geçti… Ayrık Otu, ta­bi­atı­nın ica­bı­nı yap­ma­ya baş­la­dı. Ken­di­si­ne ay­rı­lan saha ile ye­tin­me­di. Her ta­ra­fa kök saldı.
Top­ra­ğı­nı git­tik­çe ge­niş­le­ti­yor, her­ke­se kafa tu­tu­yor, yavaş yavaş her­ke­si ye­rin­den edi­yor­du. Çayır’ın hu­zu­ru kaç­mış­tı. O eski ahenk, dost­ça ve be­ra­ber­ce ya­şa­nı­lan gün­ler şimdi bir hayal ol­muş­tu. Çi­men­ler, artık diz boyu de­ğil­di.
Me­nek­şe­ler, o şa­ha­ne mor­luk­la­rı­nı kay­bet­miş kirli bir renge bü­rün­müş­ler­di. Ge­lin­cik­ler, mu­ra­dı­na er­me­den so­lu­ve­ren ge­lin­le­re ben­ze­miş­ti.
Pa­pat­ya­la­rın sa­rı­sı artık es­ki­si gibi tatlı gö­rün­mü­yor, bir “ölüm sa­rı­lı­ğı”nı ha­tır­la­tı­yor­du.
Va­zi­ye­tin git­tik­çe kö­tü­leş­ti­ği­ni gö­rün­ce, me­se­le­yi bir kere daha mü­za­ke­re et­ti­ler.
Her­kes, baş­lan­gıç­ta­ki fik­ri­nin ha­ta­lı ol­du­ğu­nu, Ayrık Otu’nu kabul et­me­me­le­ri ge­rek­ti­ği­ni söy­le­di. Yazık ki, iş işten geç­miş­ti.
Ne ya­pı­la­bi­le­ce­ği­ni dü­şün­dü­ler. Ne­ti­ce­de, “Çayır Ana”ya gidip “Ayrık Otu”nu şi­kâ­yet et­me­ye karar ver­di­ler. Çayır, ço­cuk­la­rı­nın ha­li­ne çok üzül­dü, adeta yü­re­ği par­ça­lan­dı.
Hemen, “Ayrık Otu”nu buldu. Hid­det­le: “Sana ver­di­ği­miz kö­şe­de dur­ma­mış, her ta­ra­fı is­ti­la et­me­ğe baş­la­mış­sın. Ço­cuk­la­rın hu­zu­ru kal­ma­mış.
Sana acı­dık­la­rı için ara­la­rı­na al­mış­lar­dı. Hep­si­ni piş­man ettin.
Ya bu hu­yun­dan vaz­geç, kö­şe­ci­ği­ne çekil, ya da gel­di­ğin yere git” dedi.
Ayrık Otu, arsız arsız sı­rıt­tı: Ken­di­ne gü­ve­nen bir ifade ile: “Ye­rim­den mem­nu­num… Ha­lim­den asla şi­kâ­yet­çi de­ği­lim. Ra­hat­sız­lı­ğım da yok. Eğer ra­hat­sız olan­lar varsa, çe­ki­lip git­mek­te ser­best­tir­ler. Bey­hu­de yo­rul­ma­yın.
Eli­niz­den bir şey gel­mez. Kök­le­ri­mi öyle de­rin­le­re sal­dım ki, artık söküp ata­maz­sı­nız!” ce­va­bı­nı verdi.
Bu hi­kâ­ye, böy­le­ce biter.
Sö­zü­nü kim­se­ye din­le­te­me­yen o Ulu Çınar’a ge­lin­ce:
Çayır sa­kin­le­ri­nin ha­li­ne o kadar üzül­müş, kay­bo­lan sa­adet­le­ri­nin ar­ka­sın­dan öy­le­si­ne ağ­la­mış ki, “Ben de­me­dim mi?” bile di­ye­me­miş!

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN