Geçmişiyle Kavgalı Olmak

7 Ocak 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
704 defa okundu.
Geçmişiyle Kavgalı Olmak

Mustafa Bağ

Geçmişiyle Kavgalı Olmak

Cehaletin ideolojisine sahiplenmek…

Bir ülkede adalet duygusu zedelenmişse. Toplum ölüme koşar… Başkasını düşünmeden ben duygusu ile yaşayanların içinde medeni olmak sinirlere pek yaramaz. Çünkü onlara göre siz yine “medeniyetsiz” sayılırsınız. Durum böyle iken. “Ben Kimim”? sorusunu kendinize sorup yanıt alabiliyor musunuz? Yoksa aklınızı kiraya verip, eli kanlı celebin insafına mı boyun eğiyorsunuz!

“Temel ilke, Türk milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu ilke, ancak tam istiklale sahip olmakla gerçekleştirilebilir. Ne kadar zengin ve bolluk içinde olursa olsun, istiklalden yoksun bir millet, medeni insanlık dünyası karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık görülemez.” Nutuk. Mustafa Kemal Atatürk.

Kafa yapılarını, insan ve çevre ilişkilerini; kendilerini ve dünyalarını daha mükemmele götürmekten yana değil de, batıl ve karanlık devirlerin özentisine çevirmek için uğraşan toplumlar hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın medeni olmaktan nasiplerini alamıyorlar. Üstelik bir de o coğrafyanın geçmişindeki aydınlığı da sömürüyor, yok ediyorlar. Bugün bu ülkede bu oluyor. Bunlar yaşanıyor. Daha ileri gittiğimizi söylemek mümkün değil. Bu toplum milli değerlerini dahi çiğneyecek kadar kin ve nefrete bürünmüş. Milli değerleri ayaklar altına alınan bir toplum sessizliğini bozamamışsa. Hainlerin oyuncağı olmaya ramak kalmıştır.

Diğer taraftan yaşadıkları toprakların geçmişindeki artı değerleri, tarihe mal olmuş ve hala Dünya ülkelerinin imrenerek izlediği güzellikleri hem sahiplenip, hem tadını çıkarıp hem de onun gerisine düşmemek için çaba harcayan toplumlar medeni kalıyorlar. Sanatın içine tüküren, Atatürk’ün büstünü kum cürufuna gömen siyasi ahlakın imrenilecek hiç bir yanı olamaz. Bu anlayış toplumları medeni olma yolundan alıkoyar. Tüm bunları biliyoruz da; neden hiç bir şeyin farkında değiliz. Neden!

Çabuk tüketme gibi bir telaşımız var ki;

Bana göre; bir bütünün içindeki farklı özellikleri o bütünü tamamlayan renkler olarak algılayıp, ayrıcalıkların bir diğerini besleyerek daha büyük bir bütün olmasını sağlamak da bir medeniyet ölçüsü… Ve şu da çok kesin ki; kimlik kavgasında ve kimlik arayışında yaşayan, aslında ait olmadığı kültüre ve düşünce yapısına özenen kişilerin çoğunlukta olduğu hiç bir toplumun çağdaş medeni çizgisini yakalaması da mümkün değil.

Tarihe medeniyet notu düşmüş, yaşam standartlarının, düşünce yapılarının, hak, hukuk, estetik düşünce sanat anlayışlarının en mükemmelini gerçekleştirmek için heyecan  ve heves duymuş bu coğrafyanın zengin  kültürel mirası  üzerinde yaşıyoruz. Bu uğurda büyük çaba harcamış  olan kadim toplumların ve onların bıraktığı miras, şu anda yaşayanları medeni yapmıyor ve medeni oldukları anlamına gelmiyor.

Düşünce yapıları, insan-insan ve insan toplum ilişkilerini; kendilerini ve dünyalarını daha mükemmele taşımak için kullanmayan, bozulmuş bir din algısı ve hamaset üzerinden hayatı okumaya çalışan ve dolayısı ile karanlığa sürüklenen toplumlar, hangi coğrafyada yaşarsa yaşasın medeni olmaktan nasiplerini alamıyorlar. Üstelik bir de o coğrafyanın ve o kültürün aydınlık geçmişini alabildiğine sömürüyorlar, tarumar ediyorlar. Konuyu biraz daha güncele taşırsak;

Kullandıkları telefondan, bindikleri uçağa, seyrettikleri televizyona kadar medeni  dünyanın ürettiği teknolojik ürünleri kullanıp medeni dünyaya ferman okuyorlar.

Bilim kültür sanat teknoloji alanında hiçbir düşüncesi ve sözü olmayanların boğazlarını şişirerek  medeni dünyaya bağırıp çağırmaları, meydan okuması; toplumun yelkenlerini şişirmekten başka bir işe yaramadığı gerçeğini nasıl inkar edeceksiniz. Bu politikaya malzeme olanların medeni olmanın ne olup olmadığını bilmediklerinden olsa gerek; hallerinden de pek memnunlar. Racon kesenlerin payandası olmak. Külhan varı, mafyacılık oynayan anlayışın politikaları.

Toplum medenisi…

Medeni olmak sorumluluk getirir. Devlet adına yetkiyi kullananların  medeni çizgiyi koruması, kollaması da yeterli değildir. Devletlerin bu tutumu   ölçüyü sürekli kılmak için. Bireylerin de her birinin ayrı, ayrı kendisine düşen payı sahiplenmesi gerekir.

Bireylerin medeni yaşam özleminde ve arzusunda olması, çağının, medeniyetinin kendisine verdiği hak ve hukukun farkında olarak yaşaması gerek. Ama bu aynı zamanda geçmişi ve bugünü okumak, düşünmek, kıyaslamak, yorumlamak ve kendisini özgürce ifade edebilme yetisini de içeriyor. Bu bireysel, vicdani ve insani sorumluluğu kullanma becerisinden yoksun toplumun aslında sahip olduğu medeni değerleri nasıl ısrarla teptiğini haklarını ve birey olmanın onur ve gururunu, tapındığı lidere, ait olduğu guruba, cemaate, tarikata, kısacası karanlığa teslim ettiğini ülkemizde de gittikçe daha sık görüyor muyuz? Evet. Öyleyse medeni değilsiniz… İnsan boğazlayan militanlara dönüşmeniz hayâsızca biat ettiğiniz görgüsüzün bir işaretiyle olması mümkün.

Görgüsüzlük doğuştan gelen bir yetenektir. Bu aşağılık davranış eğitilerek düzelmez. Düzeltilmesi mümkün değildir. Görgüsüzlüğün eğitsel anlamda okulu yoktur. Görgüsüzlüğün yaşı, mevki ve makamı da yoktur. Onlar sıradan biri oldukları kadar. Tepemizde oturan biride olabilir.  Okuyup okumakla da alakası yoktur. Kısaca eğitim görgüsüzlüğü ortadan kaldırmaz. Örneklerine bakın hemen yanı başınızda. Makamdan külhan olanlar. Makamdan kendini bir halt zannedenler.

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN