

Ne günlerden geçiyoruz. Deprem,yağmur, can alan seller, deprem gibi olaylar. Offf başım dönüyor. Deprem bana bir korku salıyor bunu inkar edemem ama deprem gibi olaylar sadece korkutmuyor, içimi de yakıyor.
Bir garip virüsle pençeleşirken, virüsünde getirdiği yoksulluk, bazılarını değil ama çok larını pazar artıkları çürükleri toplatıyor. Daha bunun tartışması yapılırken, ülkemin en iyi üniversitelerinden birine bomba düşürdüler. Neden yapıyorsunuz bunu anlamıyorum. Anlıyorum ama anlatamıyorum. Böyle yaparak gündem değiştiriyorsunuz. Yapmayın bunu bırakın gençler ,kendi rektörlerini kendileri seçsin. Sayın Bulu’ya görev mi bulamadınız anlayamadım. Bir kişiye beş görev veriyorsunuz. Birini de Bulu’ya verin. Ortamı bu kadar germenin anlamı ne? öğrencilere biber gazı, plastik mermi atarak ortamı düzeltemezsiniz. Artık onlar araştıracaklar, ülkemizin yönetiminde söz sahibi olacaklar. Gençlerimize baş eğmeyi değil, dik durmaýı öğütlemeliyiz.
Bir anım geldi aklıma. Özel okulda çalışırken bir yıl sonu gösterisinde birinci sınıf okutan bir arkadaşımız öğrencilerine simsiyah bir kıyafet diktirmiş. Sadece erkek öğrenciler var gösteride. Şaşırdım. Minicik çocuklar neden simsiyah giyer ki diye. Gösterileri başladı. Yere bir post serdiler. O postun önünde elleri biribirinin üstünde, döşlerine koyarak eğilip posta selam verip ağır ağır ilerlediler. Çok şaşırmıştım. Gece boyunca düşündüm. Nedir diye. O post bir gücü ifade ediyordu. Çocuklarda güce eğiliyorlardı. Yanlış gençler güce eğilirlerse bizim halimiz ne olur. Bizim gençlerimiz dimdik durmalı onurlu ve güçlü. Bence hızlıca bu inattan vazgeçip gençlerimizi derslerine ,araştırmalarına döndürelim. Ben ilkokul öğretmeniyim. İlkokulda bile öğrenciler başkanlarını seçer oylamayla. Bize depremler afetler hastalıklar yeteri kadar vuruyor. Bir de siz böyle yaparsanız ne olur halimiz. İktidarların görevi ortamı yumuşatmak, yeni sorunlar yaratmak değil.
Geceleri uyuyamaz oldum. Şair diyor ya ” kimi dertten içermiş, kimi neşeden. Kimi yar elinden, kimi şişeden” diye. İçebilir biri olsaydım, içince rahatlardım belki. Yarın daha kötü ne olur diye düşünmezdim. Zor günler zor. Hani iki bin yirmi yılı gidince her şey düzelecekti. Beterin de beteri varmış ,ne yazık ki.
Pazar gün başlamıştım yazmaya ama canım istemedi. Bıraktım defteri, kalemi. Size döndüm. Haydi yürüyelim mi diye sordum. Çok acele giyinip tam gün yasakta yürüyüşe gittim. Kimsecikler yok. Siz de gelmediniz. Sıkılarak yürürken, bir aile daha ipi kırmıştı. Günaydın dedik biribirimize. Bir Amerikan dergisi ne yazmış. Yürümezsek bacak kaslarımızı kaybediyormuşuz. O demese biz bilmiyorduk sanki. İçeri kapanıp her yanımızı kireç kapladı.
Sanki oturup yazı yazarken de sallanıyormuşuz gibi geliyor. Eee alıştırdı bizi. Gelmezse de bekliyoruz sanki. Ne güzel bir ülkeyiz biz. Bir yanda lodos, arkasında çok şiddetli yağmur, arkasında sel ve ölen insanlarımız, zarar gören mallarımız. Bir yanda covid 19 hiç acıması yok, insanlarımızı alıp gidiyor. Bir yandan deprem bize çok alıştı, hiç gitmek istemiyor. Bir yandan pahalılık ve istenmeyen olaylar. Cendere gibi sıkıyor bizi. Sonumuz hayır olsun.
Boğaziçi’nde yaşananlara da çok üzülüyorum. Gece boyunca uyuyamıyorum. Pırıl pırıl gençleri neden götürüp, suçlu imiş gibi mimliyorsunuz? Gençler kötü bir şey mi yapıyor? Kırmadan, vurmadan, eğlenerek tepkilerini gösteriyorlar. Sevinmeliyiz böyle gençlerimiz olduğu için. Bırakın en tabi hakları olan rektörlerini kendileri seçsin. Çok sağlıklı bir seçim yapabilecek yaşta onlar.
Bir tek dileğim var. Ülkemdeki bu gerginlik daha fazla zarar vermeden bitsin de. Başımızdakiler gelecek büyük depremden bizi nasıl koruyabileceklerini düşünşünler.
Sağlıkla sevgiyle kalın canım arkadaşlarım. Sizi seviyorum. Biliyor musunuz? Bu gün benim doğum günüm. Çocuk gibi seviniyorum. Sevinmelimiyim bir yaş daha yaşlandım. Ama içimdeki çocuk hep duruyor. Benimle aynı gün doğan, tüm canım arkadaşlarımın doğum günleri kutlu olsun. Sağlıklı, mutlu uzun bir ömürleri olsun. Hoşça kalın sağlıkla sevgiyle kalın. Sevgi tohumu ekelim. Sevgi her şeyin ilacıdır.









