DEVLET, SEYFE GÖLÜNE KEŞKE AYAK BASMASAYDI.

5 Nisan 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
3162 defa okundu.
 DEVLET, SEYFE GÖLÜNE KEŞKE AYAK BASMASAYDI.

 DEVLET, SEYFE GÖLÜNE KEŞKE AYAK BASMASAYDI.

Mustafa Yavuz

  Çocukluğumuzda yani henüz Devlet ayak basmadan önce burası şimdi belgesel kanallarında gördüğümüz milyonlarca kuşun yaşadığı bir gerçek “cennet”ti.
“Cennetti” diyorum gerçekten de hem hayvanlar hem insanlar, hem de onbinlerce yılda oluşmuş endemik denilen bitki örtüsüne sahip, canlılığın ortak yaşamının gereği olan suyu birlikte kullanarak dengeli bir doğal yaşam sürdürmekte idiler.
Ana kaynağı olan Seyfe Köyü’ndeki tatlı sular büyük bir havuz gölette toplandıktan sonra, cazibeli kanal dediğimiz kanallarla 1000-1500 dönüm elma bahçeleri kavaklıklar, söğütlükler sulanır, artan ve dipten sızan sular büyük bir “öz” dediğimiz bataklıktan ana Göle, geniş bir delta, adacıklar oluşturarak ulaşır idi.
Tabii ki bu suyun geçtiği her yer çayır, çimen, kamış, saz, kındıralar vs özel bitkilerin yetiştiği yemyeşil bir cennet köşesi oluşturuyordu.

Gerek Köyün altındaki Gölette, gerekse ana Göle ulaşana kadarki alanlarda yüzlerce çeşit kuş, kaplumbağa, su yılanı, balık, sülük, küçük kabuklu canlılar vs yaşama ve üreme ortamı buluyorlardı.
Göle ulaşan tatlı su da, Gölün tuzu ve sodası ile birleşince Flamingoların çok sevdiği birtakım bakterilerin, organizmaların üremesine neden oluyor, bu ortam da, su kuşlarını kendine çekiyordu.
1975-80 li yıllarda sanıyorum Belçikalı bir öğrenci Seyfe’ye gelerek kuşları gözlemlemiş, özellikle Flamingo başta olmak üzere saymış, fotoğraflamış ve üniversitesine tez olarak sunmuş. Tezi çok beğenen üniversite kitap halinde bastırmış ve Avrupa‘ya ünü yayılmış bizim Seyfe’nin…

DEVLET, SEYFE KÖYÜNE AYAKBASTI.

Kenan Evren‘e demişler ki ‘Türkiye’de Seyfe Kuş cenneti diye bir yer var, bize anlatır mısınız?‘ dediklerinde, gölü merak eden Kenan Evren helikopterle köyümüze geldi, kuşları gördü.
Yani Devlet, Köye ayakbastı.

SEYFE GÖLÜ TARIM AMAÇLI KULLANMAYA AÇILDI

Ne olduysa bu süreçten sonra oldu. Bu “ayak basma” hiç de hayırlı olmadı diyorum.  Devlet bu projelerle, keşke Seyfe gölüne ayak basmasaydı.

DSİ devreye girdi.

Tatlı su kaynağına dinamolar koyup onbinlerce dönümlük alanlara beton kanallar yaparak suyu pompalarla çekmeye, tarım amaçlı kullanmaya başladılar.

Cazibeli kanallardan su gitmemeye başladı.

Sonrasında meyve bahçeleri, sazlıklar kurumaya başladılar.
DSİ Gölde çok su varmış gibi gölün altından dev kanallar açarak “göldeki fazla suyu tahliye ediyoruz “adı altında göl içinde ve kenarında göldeki olan suyu da alarak göl kenarındaki köylere tarla açtılar.

  SEYFE HAVZASINDAN SU ALMANIN YASAK OLDUĞUNU BİLEREK MUCURA SU TAŞIDILAR

Bu ölümcül darbeyle de yetinmediler Seyfe’yi kurutmak için.

Sanki “Mucur susuzluktan ölüyormuş” gibi Seyfe Kaynaklarının başına “Derinkuyu sondajlar”ı vurarak ve de daha fazla su çekerek Asbest’li borularla 20 km ötedeki Mucur’a su verdiler. Hemde Seyfe Havzasından su almanın yasak olduğunu bilerek.

Yine su kaynaklarının 50 metre dibine Derinkuyu sondajıyla,sanki Karacaören ve Dalakçı susuzmuş gibi,Karacaören ve Dalakçı Köylerine su temin etti DSİ.
Seyfe Gölü Havzası Çiçekdağı, Kervansaray Dağı Geycek Dağı ile çevrili bir havzadır.

Bu bölgenin neresine sondaj vurursan Gölün suyunu alırsın.
Boztepe ve Kırşehir Belediyeleri de yine Horoz Gediği denilen yerden itibaren yeni onlarca sondaj vurarak yeraltı suyunu bir daha çıkmamak üzere kurutmak üzeredirler.
Seyfe Havzasında DSİ’nin onlarca kuyusu var.

Gölü kurutmaya fazlasıyla yeter.
Gelelim Gölümüzün önemine.

KORUNACAK, GÖL KORUNMADI!

Yukarda bahsettiğim öğrencinin tez çalışmasından dolayı Dünya Çevre Kurulları;  Seyfe Gölünü mutlaka korunması gereken Sulak Alanlar statüsüne alarak,”Ramsar Alanı” ,”Doğal sit Alanı” ve “1. Derece Doğal Sit Alanı” ilan ettiler.
Bunun anlamı şuydu; “mutlak surette korunacak, bu bölgede Gölün oluşumunu etkileyen hiçbir faaliyete izin verilmeyecek” idi.

Gariban köylüye güçleri yetti.

BU YIKIMDAN, HEPSİ DE SORUMLU.

Ama tıpkı örümcek ağı misali güçlüler ağı yırttı, deldi geçti. ama gariban köylüler sinek,böcek misali ağa takıldılar,kuyuları kapattılar.
Mucur Belediyesi yeraltı su seviyesi düştükçe yeni dalgıçları daha derine indirerek günlük “24 saat 365 gün aralıksız” suyunu çekmeye devam etti.

Karacaören ve Dalakçı da öyle…
Benim aklımın almadığı konu şu. Seyfe Gölü gibi Dünya harikası bir Cenneti en çok kimin koruması, benimsemesi, sahiplenmesi gerekir?
Civar Köyler mi?

Mucur Belediyesi mi? Kaymakamlık mı?  Çevre ve Orman Bakanlığı mı? İçişleri, vb bakanlık veya birimler mi?
Sizce kim sorumlu?

Bu yıkımdan? Bence hepsi de sorumlu.
Başvurmadığımız mercii kalmadı. Sonuç sıfır.
Acaba Seyfe Gölü değersiz, önemsiz bir şey mi ki herkes boş veriyor.
Yani Göl eski düzenine kavuşur, yine kuşlar için cennet olur canlanırsa, günlük otobüslerle turist kafileleri gelirse ki daha önceleri günlük tur otobüsleri gelmeye başlamışlardı. köylüler ,Mucurlular ,Kırşehirliler zarar mı ederler ?
Kırsal bir şehir olan Kırşehir’imizin kalkınabilmesi için Turizme ve endüstrileşmiş tarıma ihtiyacımız var.
Turizmde marka olmak zorundayız. Bunun için fazlasıyla yeterli tarihi ve doğal hazinelere sahibiz.
Mucur’un hemen hemen tamamının altı yeraltı şehri ile doludur. Manastır mahallesinde yerin altında gerçekten manastır kilise var.
Seyfe Gölü yine turistlerin arayıp bulamayacağı hayvan ve bitki potansiyeline sahip bir yerdir.
Başta siyasilerimize ve yöneticilerimize büyük sorumluluk düşmektedir.

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN