Cumhuruna ‘Sürtük’ Diyebilen Başkan!

8 Haziran 2022
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2100 defa okundu.
Cumhuruna ‘Sürtük’ Diyebilen Başkan!

Bülent Demirbaş

Eğer bir ülkede başkansanız, devletin başı olarak milletinizi yönetiyorsanız hangi partiden seçilirseniz seçilin, istisnasız ülkedeki herkesin başkanı olarak görev yapmak zorundasınız. Ben adam öldürenlerin, tecavüzcülerin başkanı olmak istemiyorum deme şansınız yok. Ya da suç işleyenlere çıkıp en aşağılayıcı kelimeler sarf etmek gibi bir tutum içerisine girme hakkınız olamaz. Hatta başkan olarak bazı suçlulara genel veya özel af çıkarabilmektesiniz. Hal böyleyken siyasi farklılıklardan dolayı yönettiğiniz halkın hiçbir kesimini reddetme, yok sayma, aşağılama gibi davranışlarda dahi bulunmamanız gerekir. Bu hukuk, yönetim ve demokrasi anlayışını bir kenara bırakınız her şeyden önce bir etik meselesidir.

Türkiye Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile yönetilmektedir. AKP genel başkanı Sayın Erdoğan aynı zamanda Cumhurbaşkanı olarak tüm halkın başkanıdır. Cumhur kelimesi dilimize Arapçadan girmiş bir kelime olup Türk Dil Kurumu sözlüğüne göre ‘topluluk, Halk’ gibi anlamlarda kullanılmakta olup Cumhurbaşkanı kelimesi de halkın başkanı olmayı ifade eder. Her hafta bu kadar da olmaz dedirten gelişmelerden bizi mahrum bırakmayan AKP genel başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan bu hafta da, cumhurdan bir kesime, yani yönettiği halktan birilerine yaptığı ‘Sürtük’ hakareti ile toplumun büyük bir kesimin tepkisini çekerek gündem belirlemeyi başardı. Daha başkaca pek çok hakaretleri de vardı (çürük v.s.) lakin toplumca ‘sürtük’ kelimesine odaklanıldı. AKP genel başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçen hafta grup toplantısında Gezi Parkı eylemlerine katılanlar için “Düşünün Dolmabahçe Valide Sultan Camii’nin içinde bu eşkıyalar, bu teröristler bira şişeleriyle, bira kutularıyla adeta caminin içini pislemişti. Bunlar böyle. Bunlar çürük, bunlar sürtük” ifadelerini kullanmıştı. Gerçi o camiinin imamı daha önce de gündeme gelen bu iddialarla ilgili “ben yalan söyleyemem, camide kesinlikle bira içilmedi” dediği ve AKP’yi yalancı çıkardığı için sürülmüştü. Düşünün ki bu durumda Sayın Erdoğan’ın aslında suç işledikleri dahi kesin olmayan, tartışmalı olan kişilere hakaret edip aşağılamış olduğu ihtimali bile var. Bu konuşmadaki ‘sürtük’ ifadesi sonrası milletimiz hakikaten büyük tepki verdi. Bir devlet başkanına bu ağzın yakışıp yakışmaması tartışması bir yana, ne olursa olsun bir başkanın yönettiği insanlara bu denli aşağılayıcı dil kullanması sonrası muhalefet ve bazı kadın örgütleri Erdoğan hakkında suç duyurusunda dahi bulunacaklarını açıkladılar hatta bu yazıyı hazırlarken pek çok suç duyurunda bulunuldu bile.

Peki, bu yoğun tepki Erdoğan’ı durup düşündürdü mü? Ya da bir hata ettim deyip özür diledi mi? Hayır elbette, Gezi protestocularına yönelik kullandığı ‘sürtük’ ifadesiyle tepki çeken AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, sözlerinden geri adım atmamakla kalmayarak “Biz Gezi olaylarında sergiledikleri tutuma yakışan teşhisi koyduk. Biz hep milletimizin diliyle konuştuk. Milletimiz bu Vandalları nasıl tanımlıyorsa biz de öyle dedik” diyerek kötü dilin milletin dili olduğu iddiası ile tüm sorumluluğu yönettiği cumhura, yani aziz Türk Milletine yükleyip kenara çekilmeyi tercih edip herkesi daha büyük bir şaşkınlığa uğrattı. Ne yani, milletin dili bozuk ve kaba ben de o yüzden öyle konuştum demekle aklanmış oldu Sayın AKP genel başkanı ve Cumhurbaşkanı? Bunu anlamak ve Türk halkının ahlaki yapısını kendilerini haklı çıkarmak için kurban etmelerini kabul etmek mümkün değildir.

Sürtük kelime olarak ne anlama geliyor bakalım. Türk Dil Kurumu sözlüğü “sürtük” kelimesini “Vaktini çok gezerek geçiren, evinde oturmayan kadın”, “aynı anda birden fazla kişiyle gönül eğlendiren kadın” ya da “hayat kadını” ifadeleriyle tanımlıyor. Dil Derneği Sözlüğü’ne göre de bu kelime tam bir küfür. Yani bilimsel manasıyla bakarsak devlet başkanımız gayet net küfür etmiş gözüküyor.

Peki “sürtük” gibi aşağılayıcı ifadeler suç unsuru teşkil ediyor mu? Yargıtay’a göre evet. Zira bu kelimenin kullanımı nedeniyle ceza almış, cezası kesinleşmiş binlerce insan var. Bazı hukukçular basında bu konuda görüşlerini de açıkladılar. Örneğin emekli ceza hakimi ve Yargıçlar Sendikası’nın eski Yönetim Kurulu Üyesi İbrahim Fikri Talman’a göre birine “sürtük” demenin suç olduğunu belirtti. Yaşar Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden Prof. Dr. Mustafa Ruhan Erdem ise muhatabın iyi belirlenmesi gerektiğini, hakaret suçlarında muhatap kişi çevresinin ne kadar genişse hakaretin de o ölçüde belirsiz olacağını belirtti. Prof. Dr. Erdem, “Ama kitle ne kadar dar tutulursa, söylemin hakaret suçunu oluşturduğunu söyleyebiliriz, ama anladığım kadarıyla Gezi Parkı eylemlerine katılan kişileri hedef alarak söylenmiş sözler. Bu sözlerle ne kadar geniş bir kitle hedef alındı, o mahkemelerin değerlendireceği bir konu.” Diyerek belki de biraz iktidardan çekinerek muğlâk bir ifade ile kendisini de güvenceye almış.

Milletimizin tüm bu hukuki ve bilimsel tartışmalar bir tarafa sorgulaması gereken asıl mevzu başkadır. Her şeyden önce, ülkedeki herkesin kapsayıcı ve kucaklayıcı başkanı olması gereken seçilmiş bir Cumhurbaşkanı’nın insanlara hakaret etmesi dinen, ahlaken, vicdanen sağlıklı, etik ve doğru bir tutum mudur? Hak, hukuk, insaniyet, İslamiyet v.s. ne adına olursa olsun her şeyden önce bu tartışılmalıdır. Gerekirse önümüzdeki haftalardaki başkaca yazılarda detaylıca tartışırız.

Siyasi konuma ve argümanlarında her zaman İslam’ı dayanak almaktan çekinmeyen İktidar ve destekçileri yüce dinimizin devlet yöneticileri hakkında neler deniyor hiç bakıp araştırdılar mı acaba? Bununla ilgili pek çok ayet ve hadis var. Elbette bunların hepsini buraya almam imkânsız, dileyen araştırabilir. Ancak fikir vermesi açısından bir hadis örneği veriyorum. Bir gün Yüce Peygamberimize sormuşlar,“Devlet Başkanlarının En Hayırlısı kimdir” diye. Hadisi Şerif’te Avf İbni Mâlik radıyallahu anh Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem’i şöyle buyururken dinledim, demiş:

“Devlet başkanlarınızın en hayırlısı, sizi seven ve sizin tarafınızdan sevilen, size dua eden ve sizin duanızı alan kimselerdir. Devlet başkanlarınızın en kötüsü de, size buğzeden ve sizin buğzunuza hedef olan, size lânet eden ve lânetinizi alan kimselerdir.”

Buğz etmenin dini kitap ve sözlüklerdeki temel kelime anlamı, kin ve düşmanlık etmektir. Bizim Türk Devlet yönetim anlayışımız İslam ile daha da güçlenmiş ve milletini kucaklayıcı, seven, barışçıl bir hal kazanmıştır. Tarihimiz bununla ilgili pek çok hükümdar örnekleri ile doludur. Umalım ki Sayın Erdoğan da ağır dil ve söyleminin sorumluluğunu halkın dili zaten bu diyerek Türk Milletine atmak yerine gün gelir de bir hata etmişiz der. Söylenecek çok şey var ama yazımızı güzel duygularla bitirmek adına, çağlar öncesinden ilahi sevgi ve aşkın temsilcisi Yunus Emre’den bugünlere, hepimize, tüm insanlığa seslendiği unutulmaz bir sözünü hatırlayalım. Ne demişti Yunus Emre;

“Gezdim Halep ile Şam’ı/Eyledim ilmi talep

Meğer ilim bir hiç imiş/ İlla edep illa edep.”

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN