Ahlak ve Değerlerimiz Üzerine

1 Eylül 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
Ahlak ve Değerlerimiz Üzerine

Mustafa Altıntaş

Ahlak ve Değerlerimiz Üzerine

Bir ulusu var eden ve onu sonsuza kadar yaşatacak olan onun değerleridir. Değerlerin kaybeden ulusların ulusal kimliklerini de kaybettiklerini tarih bize göstermektedir. Dünyada bunun en acı örneklerini veren yine Türklerdir. Köklü bir tarihe ve çok güçlü kültür değerlerine sahip olan Türk ulusunun en zayıf taraflarından birisi, içinde yaşadığı toplumların kültürleri içinde asimile olmasıdır. Nitekim Türkler, Orta Asya’da Çinlilerin, İran’da Farsların, Arabistan’da Arapların Avrupa’da çeşitli kavimlerin kültürlerini benimseyerek yok olup gitmişlerdir. Avrupa’da Peçenekler ve Atilla’nın torunları artık bugün yoktur. Sadece Anadolu’da yaşayan Türkler bin yıldır Anadolu’da varlıklarını sürdürmektedirler.

Yozlaşmak, kelime olarak; iyi vasıflarını kaybetmek, soysuzlaşmak, gerilemek, dejenere olmak gibi manalara gelmektedir. Bir şeyi yozlaştırmak ise, yozlaşmasına yol açmak anlamına gelmektedir. Hiç şüphesiz ki, toplumlarda yozlaşmaya maruz kalan alanların başında değerler gelmektedir.

Sosyolojik anlamda değer: Bir sosyal grubun veya toplumun kendi varlık, birlik, işleyiş ve devamlılığını sağlamak ve sürdürmek için üyelerinin çoğunluğu tarafından doğru ve gerekli oldukları kabul edilen; onların ortak duygu, düşünce, amaç ve menfaatini yansıtan genelleştirilmiş temel ahlaki ilke veya inançlara denir. Adalet, dürüstlük, sözünde durmak, fedakarlık, yardımseverlik, barışseverlik, özgürlük gibi değerler, temel sosyal değerler arasında yer almaktadır.

Toplumların sağlıklarıyla değerlerin yozlaşması arasında yakın bir münasebet bulunmaktadır. Değerlerin yozlaşması toplumların hastalanması anlamına gelir. Bu hastalıklar tedavi edilmediği takdirde, o toplumun oluşturduğu devletin yıkılması kaçınılmaz olacaktır. Yaşanan tarihi tecrübeler bu hükmü hep doğrulamaktadır.

Türk toplumu, cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte batılılaşma adına yeniden oluşturulmaya çalışılmıştır. Buna engel olarak görülen Türk-İslam anlayış ve yaşam tarzı ise, sadece toplumsal hayatta silinmeye, yok edilmeye çalışılmamış, aynı zamanda bireysel hayatta da yok edilmeye çalışılmıştır. Bu nedenle Türklük ve İslam adına ne varsa, yok edilmeye, bu başarılamadığı takdirde dışlanmaya, ötekileştirilmeye gayret gösterilmiştir. Başlangıçta belirli alan ve mekanlarda dar bir çerçevede uygulanmaya çalışılan bu politika, ilerleyen yıllarda her alanda ve toplumun bütün katmanlarında uygulanmaya başlanılmıştır. Maalesef bu konuda baskıyla, bir hayli mesafe de katedilmiştir.

Türkiye’de meydana getirilmeye çalışılan bu oyunların neticesinde meydana gelen toplumsal değişme, gençlerdeki yozlaşmayı daha da arttırmıştır. Buna kentleşmenin, sanayileşmenin ve iç göçün artması gibi problemler de ilave olunca, toplumsal anlamda içinden çıkılmaz hale gelinmiştir. Bugün Türkiye’de meydana gelen aile facialarının, artan boşanmaların, parçalanmış ailelerin çözümsüz birer sosyal bir problem haline gelmesinin nedeni ahlak yoksunluğu ve değer çöküşüdür. Bu problemler, daha önce alışkın olmadığımız yeni bireysel ve toplumsal birçok sosyal problemi de beraberinde meydana getirmiştir. Artan bu sosyal problemlerden en çok etkilenenler ise, ne yazık ki çocuklar ve gençler olmuştur. Çünkü çocukların şekillenmesi, kişilik ve kimlik kazanması aileden aldıkları eğitimle başlar. Bu nedenle en iyi okul aile, en iyi öğretmen ise anne ve baba olmalıdır. Parçalanan, çözülen bir ailenin ise, çocuklarına bu eğitimi vermesi mümkün değildir. Aileden sonra çocuğu eğitecek ve geleceğe hazırlayacak kurum ise, okuldur. Ancak mevcut egemen rejimin, uyguladığı eğitim politikaları neticesinde okullar, amaçsız, hedefsiz, başına buyruk, yaratılış gayesinden habersiz, kısacası bunalımlı bir gençlik yetiştirir hale gelmiştir.

Peki bu yozlaşmanın, değer kaybının, ahlak yoksunluğunun önüne nasıl geçilebilir ?

Gençlerin kişilik ve kimliklerinin oluşumunda en temel faktör aile, okul ve çevredir. Buna, 2000’li yıllardan itibaren dördüncü bir unsur olarak TV, bilgisayar ve internet gibi görsel, twitter, instagram, youtube ve facebook gibi sosyal medyayı da ilave edebiliriz. Gerek görsel, gerekse sosyal medya, dikkatli, ihtiyaca göre kontrollü kullanıldığında faydalı, kullanılmadığı takdirde ise bulaşıcı bir hastalık gibi sadece kullanana değil, ailesine de, çevresine de zarar verir hale gelecektir. Bu tür medyayı kullananları ve özellikle de gençleri bundan vazgeçirmek hiç de kolay değildir. Gençleri bundan bütünüyle vazgeçirmek mümkün olmadığına göre kontrollü kullanmaları konusunda gençlerin nasıl eğitilmeleri gerektiği konusunda projeler üretilmeli, programlar yapılmalıdır. Ama her halükarda bu eğitim öncelikle ailede başlamalıdır ve okulla da mutlaka devam etmelidir. Çünkü gençlerin kişiliklerinin oluşmasında aile ve okulun çok önemli bir etkisi bulunmaktadır. Bu nedenle kişiliklerin olgunlaşmasında aile ve okulun etkin bir şekilde devreye girmesi gerekmektedir. Eğer bir birey kendi kültürüne, adaletine, örfüne, dinine, milletine uygun şekilde yetiştirilemiyorsa veya çevresinden gördüğü şeylerden çok çabuk etkileniyorsa o kişi ve etkileyeceği kişiler yozlaşmaya mahkum olacaktır. Unutulmamalıdır ki, ahlaksızlığın ve değer kaybının yaygınlaşması, tüm toplumu içine alan bir çürümeye neden olmaktadır. Bu çürüme, er ya da geç bunda katkısı olmayanlar da dahil herkese zarar verebilecek konuma gelecektir!!!

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com