SAHİDEN TALİBAN İLE TERS BİR YANIMIZ YOK MU?

25 Ağustos 2021
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2458 defa okundu.
SAHİDEN TALİBAN İLE TERS BİR YANIMIZ YOK MU?

Cennet vatanımız Türkiye’nin Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü gibi olduğunu söyleriz ya her zaman ya işte ülkemizin bu vasfı doğu ve Arap ülkelerinde çok ilgi çekmiş olmalı ki ülkesinden kaçan herkes Türkiye’ye doluşmaya başladı. Iraklısı, Suriyelisi derken şimdi de Taliban’dan kaçan binlerce Afganlı kaçkın ülkemize adeta hücum eder gibi gelmeye başladılar. İşini tutturan burada kalmakta, tutturamayan veya daha farklı ülke hayalleri olanlar da köprü gibi gördükleri ülkemizden batıya gitmeye çabalıyorlar. Farklı ülke ve kültürlerin insanlarının kaçkın vatandaşları geldikleri şehirlerde maalesef pek çok sorunlara da sebep olmaktalar. Yazmakla bitmeyecek bu sorunlardan ziyade ben bu hafta Taliban konusunu yazmak istedim. Bende bu isteği uyandıran ise bizzat Ak Parti genel başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan olmuştur. Nasıl mı? Hala dumanı tütmekte olan o meşhur açıklama nedeniyle elbette! Ak Partili Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Afganistan’daki Taliban güçlerinin tepkileri için;

“Nasıl ki Amerika’yla bazı görüşmeleri Taliban yaptıysa, herhalde Taliban bu görüşmeleri Türkiye’yle çok daha rahat yapması lazım. Çünkü Türkiye, onun inancıyla alakalı ters bir yanı yok. Ters bir yanı olmadığı için de onlarla bu konuları daha iyi görüşeceğimize, anlaşabileceğimize ihtimal veriyorum” dedi.

Şimdi şu bize ters olmayan, bize yakın olduğu ima edilen Taliban tam olarak nedir ve neler yapmış bir araştırasım geldi. Örgütün adı Talib (öğrenci) kelimesinin çoğulu Taliban (öğrenciler) kelimesinden oluşuyor. Taliban Afganistan’ın güneyinde Molla Ömer Ahund liderliğinde yaklaşık 50 medrese öğrencisiyle birlikte 1994’te kurulmuş. Gelenekçi bir yapıya sahip Afgan toplumu içerisinde hızla taraftar toplayarak yükselen örgüt Sovyet savaşı ve akabinde patlak veren iç savaşlar sırasında daha da büyümüş. Kuruluş felsefesini de Afganistan’da İslam’a dayalı bir yönetim getirmek olarak tanımlamışlar. Kurulduktan birkaç ay sonra çoğunluğu medrese ve şeriat okulu öğrencileri olmak üzere savaşçı sayısı 20 bini geçmiş. Kandahar’ı ele geçiren örgüt zamanla Kabil’e kadar dayanmayı başarmış. Başkentin ele geçirilmesi zamanına kadar milis bir yapıyı koruyan Taliban, bu tarihten itibaren kendi hükümetini kurduğunu ilan etmiş. Adını Afganistan İslam Emirliği, kurucu lider Molla Ömer’i de Emirel Müminin (Müminlerin emiri) olarak dünyaya ilan etmiş. Afganistan’ı yakından takip eden uzmanlara göre Taliban, bu tarihten sonra Pakistan’ın bölgedeki çıkarları için vekalet savaşı veren bir örgüt haline dönüşmüş. Pakistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Suudi Arabistan, Taliban’ı resmen tanıyan ülkeler olmuşlardır.

Taliban bugüne kadar İslami olduğunu ilan ederek dikkat çeken pek çok idari ve toplumsal uygulamalarda bulunmuştur. Bunlardan bazılarını aşağıda özetleyerek sıralarsak;

o Önceleri yumuşak bir görünüm veren örgüt Kabil’in ele geçirilmesinin ardından çok katı kurallar uygulamaya başladı.

o Şeriata dayalı anayasal sistem yürürlüğe girdi. Hanefi mezhebi ön planda tutuldu.

o Şeriatın gündelik hayatta uygulandığını takip etmek için Emr-i bil Maruf (iyiliği emretme) Bakanlığı oluşturuldu.

o Hayatın her alanından soyutlanan kadınların çalışması, kız çocuklarının okula gitmesi ve eğitim alması tamamen yasaklandı.

o Kadınlara peçe zorunluluğu erkeklere ise takke ve sakal mecburiyeti getirildi.

o Sakalını kesenler için 6 aydan başlamak üzere hapis cezası verildi. Yüzü görülen kadınlar kırbaçlandı.

o Afganistan Televizyonu’nun yayını durduruldu. Fotoğraf dahil her türlü görsel yayın ve müzik yasaklandı.

o Erkeklere, evine en yakın camide 5 vakit namaz kılma mecburiyeti getirildi.

o Emri bil Maruf görevlileri camilerde yoklama aldı.

o Mazeretsiz camiye gitmeyenlere ağır yaptırım uygulandı.

o Namaz surelerini bilmeyenler kırbaçlandı.

o Bütün okullar medreseye dönüştürüldü. Ders kitaplarındaki görseller yok edildi.

o ‘Medreselerde’ 3’üncü sınıftan itibaren tüm öğrencilere en az 3 metre olmak üzere sarık sarma mecburiyeti getirildi.

o Ele geçirilen tüm bilgisayarlar TV kabul edilerek kırıldı.

o ‘İslam devletine karşı gelenler’ hain ilan edilerek doğrudan idam edildi.

o Özellikle farklı mücahit gruplara mensup kişiler, yakalandıklarında şer ve fesat hükmü ile idam edildi.

o Çok sayıda kişinin çeşitli sebeplerle eli kesildi.

o İdamların ve el kesmelerin birçoğu cuma namazlarından sonra gerçekleştirildi ve halka izlettirildi.

o Kesilen eller, şehrin merkezinde sergilendi.

o Resmi kurumlarda Peştu dili mecbur edildi.

o Toplu taşıma araçlarındaki aynalar, kadınlara bakılabileceği gerekçesiyle kaldırıldı.

Bunlar Arap ülkeleri ve İran’dan sıkça duyduğumuz ve okuduğumuz yabancı olmadığımız uygulamalar. Olayın İslami boyutunu da tartışmayacağım, zira benim uzmanlık alanım değil, belki elbette bunlarda İslam’ın, sünnetin veya İslam Fıkhının gereği olanlar da vardır. Buradaki ana mesele Türkiye Cumhuriyeti devletinin, Anayasasında da açıkça tanımlandığı gibi bir İslam devleti değil, demokratik bir hukuk devleti olduğu ve rejiminin de cumhuriyet olduğudur. Anayasamızın 2. maddesinde; “Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk Devletidir.” hükmü düzenlenmiştir. Anayasamızın 24. Maddesinde ise açıkça “Herkes, vicdan, dini inanç ve kanaat hürriyetine sahiptir. … Kimse, ibadete, dini ayin ve törenlere katılmaya, dini inanç ve kanaatlerini açıklamaya zorlanamaz; dini inanç ve kanaatlerinden dolayı kınanamaz ve suçlanamaz” denilmektedir. Yani ülkemizde insanları d,n, inanç ve kanaatlerinden dolayı suçlayamaz, hiçbir yasal haklardan mahrum edemez, ayrımcılık yapamazsınız. Kimseyi de bir inancın gereklerini zorla yerinde getirmeye zorlayamazsınız.

Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş felsefesini, Türk Milletinin genel karakteristik yapısını, Anayasamızı birlikte değerlendirdiğimizde Türkiye Devletinin Taliban denilen kanlı ve totaliter örgüt ile ters olmadığını söylemek, hele hele bu sözü söyleyenin her ne kadar kendisi bir partinin genel başkanı da olsa Türkiye Cumhuriyeti devletinin en başındaki kişi olması kabul edilir değildir. Eminim ki ülkenin kurumları Ak Parti tarafından böylesine ele geçirilmiş olmasaydı bu söz üzerine yargı ve diğer tüm devlet unsurları harekete geçerdi. Zira bu söz yenilir yutulur bir söz olmayıp, gelecekte Ak Parti iktidardan düştüğünde hukuken ve siyaseten yeniden masaya konacak ve değerlendirilecek en önemli meselelerden birisi olabilecektir.

“Türkiye’nin Taliban ile ters bir yanı yok.”

Recep Tayyip Erdoğan

Ak Parti genel başkanı ve aynı zamanda Cumhurbaşkanı

Av. Bülent DEMİRBAŞ

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN