18 Şubat 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
461 defa okundu.

İNSAN OLMANIN BEDELİ… SAĞLIK!

Her kuşun eti yenmez.

Hayatım boyunca haklı olduğum hiçbir konuda geri adım atmadım. Yargıdan korkmam için yasalara aykırı iş veya eylem yapmam gerekir ki buda mümkün değildir. 13 Şubat 2019 günü AEÜ Araştırma hastanesi Nöroloji polikliniğinde bir olay yaşadım. Ve bu olay bire bir ben yaşadım. Bir başka ağızdan, almadım. Bu olay haber oldu. Daha sonra bu haber geri çekildi. Yayınlama veya yayınlamama gazetenin politikalarından olabilir. Bu anlayış benim dışımda.

Hukuk benim haklı olduğum yerde yoksa adalet kavramı sorgulanır. Hastane ile yüzlerce yazı kaleme alabilirim. Neden bir doktorla ilgili haber olayım ki! Ben sadece görev ahlakı ve etiğinden söz ettim. Hastalandım ve tedavi olmak benim en doğal hakkım. Yasalar önünde de böyle. İnsan olarak ta böyle. Bunun aksini söylemek hiç kimsenin tasarrufunda değil.

Bir Doktor; muayene için gelmiş. Sırasını almış, İsmi en üstte olmasına rağmen kapıda 45 dakika bekleyen bir hastanın sırasına yönelik sorusuna tahammül edemiyor, üstüne üstlük kovabiliyor. Muayene etmem diyebiliyor. Bu lafları etmek bir cesaret meselesi değilse nedir? Hiç kimse eleştirilmeyi sevmiyor. Mütemadiyen haklı olmak nasıl bir şeydir… Dürüst ve düzgün olmak bir erdem işidir. Çünkü sizin muhatabınız insan.

Eleştirildikleri konuya mutlak bir kulp takıyorlar. Neden ve niçinler. Düşünen yok. Elbette doktorda insan. Onunda tahammül sınırları var. Ancak onlara göre doktor yalan söylemez veya yanlış yapmaz. Sözleri ne kadar doğru olabilir?

Hastane ve doktorlarla ilgili bana anlatılan onlarca enteresan, çirkin bir o kadar gerçek olaylar var ki; çözüm olmadığı müddetçe, yazmakta, şikâyet etmekte hiçbir şeye yaramamakta. Bu ülkede herkes mutlak görevini yapıyor. Yanlış olan, biz yurttaşların yasaların verdiği hakları kullanmamızda eksikliğimiz. Takipte kusurumuz…

Ben sıramı sormak için külhanivari, terbiyesizce muayene odasına girmedim. Zaten kapıyı açan sıra beklemeden içeriye giriyordu. İçeride boncuk gibi dizili 7-8 kişi ayakta 2 kişi oturuyordu. Terbiyesizce konuşmadım. Sekretere sadece sıramı sordum. (Doktoru hanımın; Çık dışarı. Çık dışarı diyorum sana. Senin adın ne. Seni Muayene etmiyorum. Defol, çık dışarı, Çıkartın şu adamı, Çık dışarı… Sözlerinin karşılığı, Burası çiftlik mi? Çiftlik mi yönetiyorsunuz?) Doktor hastaya, hasta doktora hangi gözle bakıyor. Ya sağlık sisteminde görev yapan diğer personel. Kendisine durumdan vazife çıkartan diğerleri.

Ben eğitimli bir gazeteciyim. Devlet umuru almış bireyim. Sosyal haklarımı bildiğim kadar, yasal haklarımı da çok iyi bilirim.

Ben küfür ve hakaret içerikli konuşmadım. Böyle bir yalan benim almış olduğum devlet terbiyesi ile asla örtüşmez. Beni bu şehirde bürokrat, STK Başkan ve üyeleri, esnaflar ve devlet memurları çok iyi tanırlar.

Unvanınız ne olursa olsun. Önce insan olduğunuzu, sonra sorumluluk üstlendiğiniz görevin etik değerlerini bileceksiniz. Devlete sadakatle bağlı olmak, halka layıkıyla hizmet etmek demektir.

Devlet, milletin parasıyla devasa binalar yapmış. İçini yine milletin parasıyla donatmış. Birde üstüne üstlük bu ülkede en kaymaklı maaş ve döner sermaye bağladığı doktor atamış. Millete adam gibi hizmet ver demiş. Bu atanmışlar, üstüne üstlük Hipokrat, ardından da mesleki yemin etmişler. Ve yasalar bu kişilere hizmet edinimli ahlak ile yetkilendirmiş.

Sizin Rusya’da 300 dolar maaşla çalışan doktordan üstünlüğünüz; sizleri şımartan maaşlarınız, insanların mesleğinize saygı duyması olabilir mi?

Ben devlet terbiyesi almış emekli bir askerim.

Memuriyetim süresince devletin bana verdiği görevi sonuna kadar yerine getirdim. Savaşmam, savaşa gitmem demedim. Terörle mücadeleye gitmem demedim. Paraşütle uçaktan atlamam demedim. On yedi adet muharip eğitim kursu gördüm. Ben çok ağır olan o kurslara gitmem demedim. Yaşım 35 olmasına rağmen hava harekâtı kursuna gittim. Yanımda askerlerim şehit oldu. Defalarca yaralandım. Bana görev emri verenleri değil. Kendi hatalarımı sorguladım.

Mesai mefhumu gözetmeden geceli gündüzlü görev yaptım, maaşıma mesai ücreti istemedim… Bizim döner sermayemiz fazla mesai ücretimiz hiç olmadı… Diğer askerler gibi üstelik canımı ortaya koyarak, çocuklarımı geride bırakarak mesai mefhumu tanımadan, kırsalda aylarca görev yaptım. Üstüne üstlük askeri okul harici iki farklı üniversite okudum… Sizler yataklarınızda rahat uyuyasınız diye, ben bu ülkenin topraklarında özgür olabilmeniz için görev yaptım. Ya sen! Doktor hanımefendi! Siz; böyle bir mesainin neresindesiniz? (Çık dışarı. Seni Muayene etmiyorum)… Ben böyle bir davranışı hak etmedim.

Her meslek erki görev öncesi mesleğine yönelik yemin eder. Ne kadar gülünç.

Ucuz olmak. Ya da adamdan sayılmamak. Doktorun, hemşirenin, Tıbbı sekreterin, diğer vesaire-l-erin, Hastane içi tutum ve davranışları. Zulmü yaşayan yurttaş. Bütün bunlar doğal. Bu ülkenin partili

Cumhurbaşkanı hasta için “Müşteri” cümlesini kuruyorsa. Doktordan hastane çalışanı iyi bilmeli ki müşteri daima haklıdır.

Hastamı, müşterimi! Esasında hasta müşteri.

Hasta yoğunluğundan bahsedebilirsiniz. Personel yetersizliğinden söz edebilirsiniz. Hastane bahçesinde kimliklerinin ne olduğu belli olmayan, sırtlarında yeşil, beyaz gömlekli onlarca insan ne yapıyor. Ellerinde cep telefonuyla dolaşan stajyerler. Böyle bir laçkalık. İster AEÜ yakışsın. İster Kamu Hastaneler Birliği Genel Sekreterine yakışsın. İster İl Sağlık Müdürüne, İster Hastane baştabibine ve yardımcılarına. Bu rezalet sizlerin basiretsizliği, adamsendeciliğinin içinden çıkıyor. Bu pespayeliği yurttaş, yani bizler yaratmıyoruz ki!

Uyarılmayı sevmiyoruz. Her fırsatta hak, hukuk diye konuşana neden ukalasınız? Sorusunu sormak gerekmez mi?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com