ZENGİN ÖLÜM

25 Ocak 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

 

 

Serap-5    Her ölüm erkendir, her ölüm acı. Bu hafta yitirdiklerimiz arasında Vehbi Koç da vardı. Türk burjuvazisini temsil eden en önemli ailenin 3. Kuşak iş adamıydı.

İkinci dünya savaşı sonrasında toparlanmaya çalışan ulus-devletler hep “milli burjuvazi”lerini yaratmaya çalıştılar. “Kapalı ekonomi” döneminin bu kalkınma modelinde, sektöre öncülük etmesi için bazı güçlü kurumlar seçildiler, desteklendiler ve büyümeleri için eşitsiz bir teşvikle öne geçirildiler.

Koç ailesi de bu şanslı seçilmişlerdendi. Elbette bu rolü kapmak için az uğraş vermediler.  Ne zaman Koç ailesinden söz edilse, kaçınılmaz olarak Erol Toy’u hatırlarım ve onun Koç ailesi üzerinden Türkiye burjuvazisini anlattığı “İmparator” romanını.

Roman kahramanı unutulmaz karakter Vehbi Koç’tur ve romandaki adı “Fehmi”dir; elbette “Çokzade Fehmi” olarak. Romanda, 1920 Ankarası’nda Cumhuriyetin kuruluş günlerinde ayakta durmaya çalışan bir “bakkal” anlatılır. En dikkat çekici sahne ise gecenin bir saatinde, ertesi günkü pazara götürülecek “kurtlu peynirlerin” kurtlarını ayıklayan Fehmi’dir. J Böylece peynirler birden bire daha yüksek bir değer kazanırlar ve bu yaklaşım, bakkaldan holdinge giden yolu açan anlayıştır.

Elbette bu sürece ilişkin söylenecek sözler, bu köşe yazısının boyutunu fazlaca aşar. Ama bu temel gerçekliği atlayarak konuya girmek doğru olmazdı. Öte yandan o günün “milli burjuvazi” sürecinin bugün “küresel tekellerin” baskısına boyun eğmeleri ise bambaşka bir diğer boyut olduğunu da belirtmek gerekir.

Ancak her ne kadar “burjuvazi” sözcüğü “zenginlik” kavramı ile doğrudan ilişkili olsa da her “güç” odağı gibi zenginlik de zehirleyici etki yapar. 3. Kuşak Mustafa Koç için, tanıyanların birleştiği ortak nokta, zenginliğini “hazmetmiş” olması ve bu anlamda var olan kaynaklarını kültürel zenginleşmeye de açmış olduğudur.

Fransız edebiyatının ünlü ismi Andre Mauroıs, işte bu zenginleri konu aldığı eserlerinin birinde şöyle der: “Bir kimsenin büyük bir zenginlik elde etmesine imkan veren karakter özellikleri genel olarak onun bu zenginlikten yararlanmasına da engel olan niteliklerdir. Bunlar yalnız çalışma ve hükmetme zevkiyle yetinirler.” (Mauroıs, Andre, Aile Çevresi, Çev. Adnan Cemgil, Şaheser romanlar, Güven Yay., İstanbul, s.150)

Belki oğul Koç’u, öncüllerinden ya da mevcut ülkedeki diğer “zengin”lerden ayıran temel özellik budur. “Güç zehirlenmesi”ne kapılmayacak kadar doymayı öğrendiğinden, kültürel zenginleşmeye önem verebiliyor olması. Yoksa Maurois’in değindiği gibi hangi amaçla zengin olmaya çabaladığını unutturacak kadar baskın bir hırsın esiri zenginler, son derece “yaşam yoksulu” olabilirler.

Gücün ya da güçlü duyguların basıncına direnebilmek bir eğitim konusudur elbette. Bir başka büyük Alman yazar Herman Hesse de bu gerçeği şu sözlerle vurgular: “Güçlü insanı gücü, zengin adamı parası, boyun eğeni hizmeti, zevk arayanı zevki yitik düşürür.” (Hesse, Herman (1993), Bozkırkurdu, Çev. İris Kantemir, 4. Baskı, Afa Yay., İstanbul, s.44)

Hayatın bu “denge”sini kurabilmek olanaklı mı bilemem. J Ama “hayatın anlamı” üzerine sık düşünme çabası, her ölümle yeniden kabarır. Ne yazık ki özellikle de böyle “zengin ölüm”lerde. O ölümler yine ve yeniden hayatımızı nelerle “zenginleştirmemiz” gerektiğini bize sorgulatır.

Çünkü giderken yoksul ölüm ile zengin ölüm arasında bir fark yoktur. Ama “kalanlar”ın anılarında bıraktığınız yer, sizin yaşarken aslında zengin mi yoksa yoksul mu olduğunuzu anlatır. Diyebilirsiniz ki, “bana ne, ben gittikten sonra kalanların nasıl yargıladığından?” Ama ben zaten onlardan değil, sizin kendinize yöneltmeniz gereken bir sorgudan söz ediyorum… Herkese “en zengin” yaşam deneyimleri ve doygunlukları diliyorum bir de. J

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com