YUNUS EMRE 

6 Ocak 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
YUNUS EMRE 

Mezarı Ve Yaşadığı Bölge Tartışmaları İçinde

YUNUS EMRE

“Her kim bizi Şeyh edinse, onun şeyhi Hacı Bektaş Hünkardır. Her kim bizi görmek ister, Hacı Bektaş Hünkar-ı görsün”  diyen Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli’ye olan sevgisini anlatır.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan’ın “Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar” adlı yapıtında Yunus Emre’nin mezarının bulunduğu yere ilişkin olarak şöyle der:

“Anadolu’da adettir, bazı azizlere türbe veya makam yapılmıştır. Yunus Emre’nin dört beş yerde türbesi vardır. Eskişehir’de, Sarıköy’de, Erzincan’da, Kayseri’de. Bence doğrusu Mucur ile Aksaray arasındaki Taptık Emre köyünden birkaç saatlik bir yerde, Yunus Emre tepesindeki harap olmuş tekke ve Çilehane bitişiğindeki Yunus Emre denilen yerdedir”

Prof. Dr. Mikail Bayram, “ Tabduk Emre’nin Niğde ve Aksaray yöresinde yaşadığı sabit olduğu halde velayet-name’de onu da Sivrihisar’a nispet etmektedir. Bu da gösteriyor ki Yunus’un Sivrihisar’lı olduğu ve orada medfun bulunduğu tamamen hayal mahsülü bir haberdir.”   diyerek Sivrihisar iddialarına şiddetle karşı çıkarak şöyle der; “ Türkçe sözlü, Türkmen şair Yunus Emre ve O’nun şeyhi Tabduk Emre Anadolu Selçuklu Devleti’nin son yarım asrında ve devrinin sosyal-siyasi ve kültürel mücadeleleri içinde yaşamıştır. O’nu da Baba İlyas, Sofi Nuruh, Ahi Evren, Hacı Bektaş, Tabduk Emre gibi Türkmen fikir adamları gibi o devirde Anadolu’da mevcut olan Türkmencilik ülküsünü sürdüren ve bunun mücadelesini veren bir kişi olarak görmek lazımdır. Bu mücadelenin en büyük siyasi hamisi o zamanlar Karaman Oğulları Beyliği idi. Yunus Emre’yi de Karaman Oğulları safında görmek isabetli olacaktır.”diyerek yunusun yaşadığı coğrafyanın Kırşehir ve çevresi olduğuna ilişkin saptamalar yapar.

“Bektaşi geleneği”nde, “Sarı Saltuk ”tan da bir şiirinde bahseden Yunus:

“İsakcâda Sarı Saltuk yatar 

Varup ziyaret ettin mi turnam”

Diyerek bugün hala Anadolu Alevileri içinde yaşayan pirlerin mezarlarından bahseder.

Yunus, Gündelik Konuşulan Türk Dili İle Halktan İnsanların Dinleyip Anlayabilecekleri Şiirler  Yazdı

Tanrı aşkıyla insanlık aşkının gelip kavuştuğu ve de kimi zaman panteist vurgulamaları içeren mistizmi bildik terimlerle ve somut simgelerle dile getirir Yunus

Osmanlı öncesi Anadolu’nun dil ve edebiyat kültürünün ve daha sonraki aşamalarında da devrin tek büyük şairidir Yunus…

O kendi zamanında sufiliğin edebi basmakalıp düşüncelerini ılımlı bir biçimde kullanmış, Moğol istilası döneminin halkta uyandırdığı derin duyguları, acıları, umutları dile getirmiş, günlük yaşamın olayları içinde köylülerin çetin yaşamını ortaya koymuştur.

Yunus, gündelik konuşulan Türk dili ile halktan insanların dinleyip anlayabilecekleri şiirler de yazdı. Türkiye’de bugün de anlaşılan bu şiirler, şöhretinden hiçbir şey yitirmemiştir. Türk edebiyatında çağdaşlarının eserleri, kimi aydınlardan başkasını ilgilendirmezken, Yunus’unkiler Türkiye’nin ulusal bilincinde yaşamış, halk arasında asırlardır artan bir şöhretle efsanevi bir boyut kazanmıştır.

Türkmen şairi Yunus, Türkçe’yi kolaylığı ve sadeliği içinde ve kendi döneminden gerilerde hiç kimseyle mukayese edilemeyecek derecede bir yetenekle söylemeyi başararak Anadolu’da “Türk Tasavvuf Edebiyatı”nı zirveye taşımıştır.

Yunus’un Şiirlerinde Geçen “Tabduk”

Yunus’un şiirlerinde geçen “Tabduk” manasını “Tapmakla” ilgili olduğunu söyleyecek kadar gülünç bir duruma düşerek, Yunus’u “bağlarından koparmaya” ve başka mecralara çekmeye çalışanlar, daha da ileri giderek “Tabduk’un Yunus’un şeyhi olmaması gerekir” şeklinde not düşmeyi de ihmal etmiyorlar,

Üstelik “Bektaşiliği, kuruluşundan itibaren şeriat dışı bir tarikat sayanlara hak vermek icap eder” diyerek Türk kültürünün sanki Arap-Acem kültürünün dışına çıkmaması gerektiğinin altını çiziyorlar.

Daha da ileri gederek “Bektaşi ananesinin Yunus’u benimsemesi neticesinde Yunus’un Bektaşi olduğuna katiyetle hükmetmek doğru olmaz” diyebilmekteler.

Oysa; Türk edebiyatının en büyük adlarından Yûnus Emre, sadece halk ve tekke şiirini değil divan şirininde de büyük değişim yarattı. Ve sevgiyi temel aldı. Bir yönüyle; tasavvuf düşüncesi çerçevesinde, “Bektaşi ananesine ve Türk şiirine” büyük zenginlik kattı.

Oysa Yunus’un ünlü divanında Tabduk Emre’ye karşı beslediği derin ve çok samimi bağlılık duyguları içeren parçalara sık sık rastlanır.

Yunus’un yaşadığı dönemdeki tasavvufi hayat, Yunus’un şiirlerinde geçen Tabduk Emre’nin  “Kadiri” değil, “Babai” Tarikatı’na mensup olması ihtimalini güçlendirdiği gibi, Tabduk Emre’den feyz alan Yunus da şeriat ehlinin hoş göremeyeceği bir takım hususiyetlere de rastlanır.

Yunus; Cumhuriyetçi Ve Laik Türkiyede Övülüp Yüceltildi

Baba İshak (Ö. 1240), Barak Baba (Ö. 1318), Yunus Emre (Ö. 1321) ve nihayet Hacı Bektaş (Ö. 1337) gibi büyük Türkmen şeyhlerinin anladığı ve telkin ettiği İslamiyet Türk Şamanizm’inin veya diğer kaynaklardan gelen ve halka kadar inen muhtelif inançların geniş tasavvufi fikirlerle kaynaşmasından meydana gelmiştir.

Anadolu gibi birçok inançların kaynaştığı sosyal bir alanda yaşayan bu Türkmen şeyhlerinin bir kısmı özellikle de ölümlerinden sonra, yalnızca kendilerine tabii yaşayış ve inançlara bağlı Türkmenler ’in değil, Sünni Türker’in ve hatta Hristiyanların bile “velileri” haline gelmişlerdir.

Şiirleri çoğu kez başarılı yığınlarca düzmece şiirlerle de kabartılan Yunus, halk dininin ermişlerinden biri olmuş, o Anadolu’da dokuz ayrı yerde mezara sahip olmanın onurunu taşımış. Osmanlı İmparatorluğunda da Ortodoks ya da hak-mezhep dışı birçok tarikatları derinden etkileyerek Cumhuriyetçi ve laik Türkiye’de övülüp yüceltilmiştir.

Esasen Yunus, Babailerden kalanlarla sıkı bir ilişki içinde ve de onların geliştirdikleri ortamda serpilmiştir.

Anadolu’da Yunus Emre’den başlayarak propaganda gayesi takip eden “Hikmet” ler, Orta Asya Hârezm Volga sahalarında 8 asırdan beri mahiyetini hiç değiştirmeyerek devam etmiş. Türk halk kitleleri üzerinde asırlarca etkili olmuş, İslami, yani sûfîyâne unsurlarla milli, yani eski Türk halk edebiyatı geleneğini kaynaştırmıştır.

“Birgün Türk kültür hazinesinin ana kaynağını aramaya çıkanlar her halde ‘Gülşehri’ne uğrayacaklardır.” diyen  Cevat Hakkı Tarım, Selçuk devrinin Kırşehir panoramasını şu ifadelerle anar:

“Baba İlyas oğullarının Gülşehri’nin yeşil tepelerinde kurdukları hanegâh; devlet düşkünü Mengücek oğullarından Muzafferuddin Behramşah’ın menkubiyet içinde geçen ömrünü oyalamak için vücuda getirdiği medrese ve müesseseler, Caca oğlunun Heyet Üniversitesi, yalnız ustaları ve sanatkârları değil, bütün eşraf ve ayanı, kılıç ve kalem erbabını aydınlık çatısı altında toplayan ve köylere kadar uzanan Ahi zaviyeleri, Kaya Şeyhi, Nasuhdede Ebnay-i Mehmet Çelebi ve Hacı Mahmut Savmaları, Ferhenkenâme-i Sadi Süheyl ve Nevbahar Mütercime Mesut Gülşehri’ni Emsiletüt tasrif adındaki kitabının içinde telif ettiğini söylediği Ebvabil-birli Ebu Saidiye Gülşehri’nin kültürel varlığını işleyen mekteplerdi”

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com