YUNUS EMRE ÜZERİNE

10 Mart 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
YUNUS EMRE ÜZERİNE

Anadolu’da Yaşamış Tasavvuf ve Halk Şairi, Türkçe Şiirin Öncüsü.

YUNUS EMRE ÜZERİNE

Anadolu Selçuklu Devleti‘nin dağılmaya başlayıp Moğol istilasının ağır zulmü altında Anadolu’da büyük-küçük “Türk Beylikleri”nin fışkırdığı, 13. yüzyıl yarısından 14. yüzyılın ilk çeyreğine kadar, Orta Anadolu’da Kırşehir’i de kapsayan “Karaman Bölgesi”nde doğdu ve yaşadı.

YUNUS TAPDUK EMRE VE HACIBEKTAŞ 

Moğol zulmü ve kukla Selçuk sultanlığının Türkmenlere zulüm zamanlarında ,Bugünkü Hacıbektaş’ın bulunduğu Sulucakarahöyük’e Gizlenen Hacı Bektaş’ın;  şimdi mezarının bulunduğu bölgede ,Halifesi Tapduk Emre’nin yanına yolladığı Yunus,Tapduk Emre’gözünde  “Bizim Yunus” dur artık…

Medrese öğretiminden sonra tasavvuf yoluna giren Yunus, Tabduk Emre’ye kapılanmıştır. Tabduk Emre’den “Baba Tabduk” diye bahseden Yunus Emre, “Babailer” zümresine mensuptur. Hacı Bektaş Vilayetnamesi, Yunus’un şiirinde geçen Tabduk Emre’yi “Hacı Bektaş Halifelerinden biri” olarak gösterir. Yunus Emre, Tabduk’la olan ilişkisini “Vardığımız illere şol safa gönüllere/Baba Tapdık manasın saçtık elhamdürillah.”diyerek ortaya koyar.

Yunus Emre’nin, “Babalılar” zümresine mensup olduğunu açık bir dille ifade eden Abdulbaki GÖLPINARLI, “YUNUS EMRE” adlı incelemesinde konuyu şöyle açıklar:

“Medrese öğrenimden sonra tasavvuf yoluna giren Yunus, Tabduk Emre’ye kapılanmıştır. Bir şiirinde Tabduk Emre’nin, 1307-1308’de Giylan’da öldürülen Barak Baba’nın halifesi olduğunu, onun da 1263’te, 10-12 bin göçmen Türkmen’le Dobruca’ya geçen Sarı Saltuk’un  halifesi olduğunu açıklamaktadır. Elimizde mensur bir risale de Sarı Saltuk Dervişi olduğunu söyler. Bektaşı Vilayetnamesi’ne göre, Sarı Saltuk, Hacı Bektaş Halifesidir. Vilayetname, Barak Baba’yla Tabduk Baba’yı da Hacı Bektaş Halifelerinden gösterir. Hacı Bektaş’ın 1241’de, Babalılar isyanı sonucunda öldürülen Baba İshak’ın halifesi olduğu kesin olduğundan ve Yunus’da bir şiirinde Tabduk Emre’den ‘Baba Tabduk’ diye bahsettiğinden Yunus Emre’nin Babalılar zümresine mensup olduğu kesin olarak anlaşılmaktadır.”

Prof. Dr. İsmail Hakkı Uzunçarşılı’da Yunus’un; “Tabduk Emre halifesi” olduğunu özellikle belirterek “14. Asrın başlarında henüz hayatta bulunan ve 1307’den sonra vefat eden ve zamanımıza kadar şöhret ve kuvvetini muhafaza eden Tabduk Emre halifesi Yunus Emre” der.

Tabduk Emre’nin Kırşehir’in de dâhil olduğu “Karaman Yöresi”nde yaşadığı sabitken, velayet-name onu Eskişehir Sivrihisar’a kilitlemektedir. Son yıllar da yapılan araştırmalar Yunus’un Sivrihisar’lı olduğu ve orada medfun bulunduğu iddialarını tümüyle çürütmektedir.

TÜRKÇE ESER YAZMA GELENEĞİ KIRŞEHİR’İN DE İÇİNDE YER ALDIĞI KARAMAN OĞULLARI COĞRAFYASINDA BAŞLAMIŞTIR

Kaldı ki Anadolu’da Türkçe eser yazma geleneği Kırşehir’in de içinde yer aldığı “Karaman Oğulları coğrafyası”nda başlamıştır.

Gülşehri, Aşıkpaşa, Seyit Hamza, Fakih Ahmet, Sultan Veled, Hoca Dehhani hepsi de Karaman bölgesindedir.

İbrahim Hakkı Konyalı Tabduk Emre mezarının Aksaray civarında ki Tabduk Emre Köyü’nde olduğuna dair Osmanlı arşivlerinde belgeler yayınlamıştır.

Tabduk Emre Halifesi olan Yunus Emre’nin de 13 yy sonun da Hacıbektaş,Kırşehir, Aksaray ve Niğde muhitlerinde yaşadığı tartışmalara bile kapı kapatacak bir düzey  şekil almıştır

Sosyal bilimlerin üzerlerine projektörlerini çevirdiği Hacı Bektaş-ı Veliler, Ahiler, Aşıkpaşalar, Yunus Emreler kısaca Babalılar, yer yer Alevi, Kızılbaş, Bektaşi diye nitelenen zümreler topluluğu Oğuz Türkmen boylarının Anadolu’daki uzantılarıdır.

“Her kim bizi Şeyh edinse, onun şeyhi Hacı Bektaş Hünkârdır. Her kim bizi görmek ister, Hacı Bektaş Hünkâr-ı görsün”  diyen Ahi Evran, Hacı Bektaş-ı Veli’ye olan sevgisini anlatır.

Prof. Dr. Yusuf Ziya Yörükan’ın “Anadolu’da Aleviler ve Tahtacılar” adlı yapıtında Yunus Emre’nin mezarının bulunduğu yere ilişkin olarak şöyle der:

“Anadolu’da adettir, bazı azizlere türbe veya makam yapılmıştır. Yunus Emre’nin dört beş yerde türbesi vardır. Eskişehir’de, Sarıköy’de, Erzincan’da, Kayseri’de. Bence doğrusu Mucur ile Aksaray arasındaki Tapdık Emre köyünden birkaç saatlik bir yerde, Yunus Emre tepesindeki harap olmuş tekke ve Çilehane bitişiğindeki Yunus Emre denilen yerdedir”

Prof. Dr. Mikail Bayram, “ Tabduk Emre’nin Niğde ve Aksaray yöresinde yaşadığı sabit olduğu halde velayet-name’de onu da Sivrihisar’a nispet etmektedir.Bu da gösteriyor ki Yunus’un Sivrihisar’lı olduğu ve orada medfun bulunduğu tamamen hayal mahsülü bir haberdir.”   diyerek “Sivrihisar iddiaları”na şiddetle karşı çıkarak şöyle der; “ Türkçe sözlü, Türkmen şair Yunus Emre ve O’nun şeyhi Tabduk Emre  Anadolu Selçuklu Devleti’nin son yarım asrında ve devrinin sosyal-siyasi ve kültürel mücadeleleri içinde yaşamıştır. O’nu da Baba İlyas, Sofi Nuruh, Ahi Evren, Hacı Bektaş, Tabduk Emre gibi Türkmen fikir adamları gibi  o devirde Anadolu’da mevcut olan Türkmencilik ülküsünü sürdüren ve bunun mücadelesini veren bir kişi olarak görmek lazımdır. Bu mücadelenin en büyük siyasi hamisi o zamanlar Karaman Oğulları Beyliği idi. Yunus Emre’yi de Karaman Oğulları safında görmek isabetli olacaktır.”

Bektaşi geleneğinde Sarı Saltuk’tan da bir şiirinde bahseden Yunus:“İsakcâda Sarı Saltuk yatar/Varup ziyaret ettin mi turnam.” diyerek bugün hala Anadolu Alevileri içinde yaşayan pirlerin mezarlarından bahseder.

***

 “TÜRK TASAVVUF EDEBİYATI”NI “ZİRVE”YE TAŞIMIŞTIR

Tanrı aşkıyla insanlık aşkının gelip kavuştuğu ve de kimi zaman panteist vurgulamaları içeren mistizmi bildik terimlerle ve somut simgelerle dile getirir Yunus.

Osmanlı öncesi Anadolu’nun dil ve edebiyat kültürünün ve daha sonraki aşamalarında da devrin tek büyük şairidir Yunus.

Yunus; kendi zamanında sufiliğin edebi basmakalıp düşüncelerini ılımlı bir biçimde kullanmış, Moğol istilası döneminin halkta uyandırdığı derin duyguları, acıları, umutları dile getirmiş, günlük yaşamın olayları içinde köylülerin çetin yaşamını ortaya koymuştur.

Gitti beyler mürveti, binmişler birer atı,

Yediği yoksul eti, içtiği kan olusar.

Yunus, gündelik konuşulan Türk dili ile halktan insanların dinleyip anlayabilecekleri şiirler de yazdı.

Türkiye’de bugün de anlaşılan bu şiirler, şöhretinden hiçbir şey yitirmemiştir. Türk edebiyatında çağdaşlarının eserleri, kimi aydınlardan başkasını ilgilendirmezken, Yunus’unkiler Türkiye’nin ulusal bilincinde yaşamış, halk arasında yy.lardır artan bir şöhretle “efsanevi” bir boyut kazanmıştır.

Türkmen şairi Yunus, Türkçe’yi kolaylığı ve sadeliği içinde ve kendi döneminden gerilerde hiç kimseyle mukayese edilemeyecek derecede bir yetenekle söylemeyi başararak Anadolu’da “Türk tasavvuf edebiyatı”nı zirveye taşımıştır.

 Türk edebiyatının en büyük adlarından Yûnus Emre, sadece halk ve tekke şiirini değil, divan şirininde de büyük değişim yarattı. Ve “sevgi”yi temel aldı. Bir yönüyle; tasavvuf düşüncesi çerçevesinde, “Bektaşi anenesi”nine ve Türk şiirine büyük zenginlik kattı.

Oysa Yunus’un ünlü divanında Tabduk Emre’ye karşı beslediği derin ve çok samimi bağlılık duyguları içeren parçalara sık sık rastlanır. Yunus’un yaşadığı dönemdeki tasavvufi hayat Yunus’un şiirlerinde geçen Tabduk Emre’nin  Kadiri değil, Babai Tarikatı’na mensup olması ihtimalini güçlendirdiği gibi, Tabduk Emre’den feyz alan Yunus da “dönemin şeriat ehli”nin hoş göremeyeceği bir takım hususiyetlere de rastlanır.

***

YUNUS; CUMHURİYETÇİ VE LAİK TÜRKİYEDE ÖVÜLÜP YÜCELTİLDİ.

Baba İshak (Ö. 1240), Barak Baba (Ö. 1318), Yunus Emre (Ö. 1321) ve nihayet Hacı Bektaş (Ö. 1337) gibi büyük Türkmen şeyhlerinin anladığı ve telkin ettiği İslamiyet, Türk Şamanizmi’nin veya diğer kaynaklardan gelen ve halka kadar inen muhtelif inançların geniş tasavvufi fikirlerle kaynaşmasından meydana gelmiştir.

Anadolu gibi birçok inançların kaynaştığı sosyal bir alanda yaşayan bu Türkmen şeyhlerinin bir kısmı özellikle de ölümlerinden sonra, yalnızca kendilerine tabii yaşayış ve inançlara bağlı Türkmenler’in değil, sunni Türkler’in ve hatta Hristiyanlar’ın bile velileri haline gelmişlerdir.

Şiirleri çoğu kez başarılı yığınlarca “düzmece şiirler”le de kabartılan Yunus, halk dininin ermişlerinden biri olmuş, o Anadolu’da dokuz ayrı yerde mezara sahip olmanın onurunu taşımış. Osmanlı İmparatorluğunda da, Ortadoks ya da hak-mezhep dışı birçok tarikatları derinden etkileyerek Cumhuriyetçi ve laik Türkiye’de övülüp yüceltilmiştir.

Esasen Yunus, Babailerden kalanlarla sıkı bir ilişki içinde ve de onların geliştirdikleri ortamda serpilmiştir.

Anadolu’da Yunus Emre’den başlayarak propaganda gayesi takip eden “Hikmet” ler, Orta Asya Hârezm Volga sahalarında 8 asırdan beri mahiyetini hiç değiştirmeyerek devam etmiş. Türk halk kitleleri üzerinde asırlarca etkili olmuş, İslami, yani sûfîyâne unsurlarla milli, yani eski Türk halk edebiyatı geleneğini kaynaştırmıştır.

***

CEVAT HAKKI TARIM’DA SELÇUK DEVRİNİN KIRŞEHİR PANORAMASI

Bir gün Türk kültür hazinesinin ana kaynağını aramaya çıkanlar her halde ‘Gülşehri’ne uğrayacaklardır.” diyen  Cevat Hakkı Tarım, Selçuk devrinin Kırşehir panoramasını şu ifadelerle anar:

“Baba İlyas oğullarının Gülşehri’nin yeşil tepelerinde kurdukları hanegâh; devlet düşkünü Mengücek oğullarından Muzafferuddin Behramşah’ın menkubiyet içinde geçen ömrünü oyalamak için vücuda getirdiği medrese ve müesseseler, Caca oğlunun Heyet Üniversitesi, yalnız ustaları ve sanatkârları değil, bütün eşraf ve ayanı, kılıç ve kalem erbabını aydınlık çatısı altında toplayan ve köylere kadar uzanan Ahi zaviyeleri, Kaya Şeyhi, Nasuhdede Ebnay-i Mehmet Çelebi ve Hacı Mahmut Savmaları, Ferhenkenâme-i Sadi Süheyl ve Nevbahar Mütercime Mesut Gülşehri’ni Emsiletüt tasrif adındaki kitabının içinde telif ettiğini söylediği Ebvabil-birli Ebu Saidiye Gülşehri’nin kültürel varlığını işleyen mekteplerdi”

****

Şayet altını çizmek gerekirse Yunus’u tanımlama da;

”Anadolu’da yaşamış tasavvuf ve halk şairi, Türkçe şiirin öncüsü”

Demek yerinde olur

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com