YOLA ÇIKMAK

5 Ekim 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

serap 5

Eğitim döneminin açılışı, kamu kurumlarının çoğunda bir hareketlilik demektir. Valimiz de dönemin başlangıcını ilimizde inşaatı biten iki adet İmam Hatip Okulu’nu denetleyerek ve okul müdürlerinden birifing alarak başlatmış oldu. Üniversitemizde ise eğitim dönemi daha da önceden başlamış olduğundan, kayıtlar, ders seçmeler, yatay/dikey geçişler derken, akademik takvimin en koşuşturmalı ve sıkıntılı günlerini geçirmekteyiz. Bu anlamda eğitim döneminin açılışı ile birlikte, yine yoğun bir dönemi açmış olacağız. Benim içinse sorun daha da karmaşık. Hem alabildiğine yoğun bir ders programı ve halen bölüm başkanı olarak ders dönemi başı olağan yoğunluklarını aşmam gerekiyor hem de bu yılın son 3 sempozyum/kongre trafiğini aynı günlere sıkıştırmam gerekiyor.

 

Bu yılın “son 3 sempozyumu” deyince bazı arkadaşlarımın tebessümle sataşacaklarını biliyorum. Yılın son 3 ayı için 3 sempozyum, hatta üçünün de aynı aya, ekim ayına sıkışması gerektiği ve dahi bunların  birinin de yurt dışı sempozyum olması nedeniyle normal bir akademisyenin 1 yıl boyunca kotarmasının yeterli olduğu sayıyı “bu yılın son kısmı”na sıkıştırmanın zorluğunu biliyorum elbette.

 

Bir akademisyenin görevi nedir? Bilimsel çalışmaların alabildiğine içinde olmak elbette. Ama başta öğrencilerim olmak üzere, pek de iyi niyetli olmayan bir kesimin de bütün bu programları sadece bir “gezi” olarak algıladıklarını  ve buna göre değerlendirmeye kalkıştıklarını da biliyorum. Evet, bana sorarsanız, bunların her biri aynı zamanda çok güzel “gezi”lerdir, öyle de olması gerekir. Bulunduğunuz ortamdan sizi kısa bir süre için de olsa ülkenin veya dünyanın farklı bir coğrafyasına, o yerin tarihi unsurlarını bir kez daha görmeye ve tabii “farklı mutfaklarla” bir kısa ve mutlu buluşmaya dair gezilerdir. J Ama öte yandan dediğim bir kısım kişinin gözardı ettiği, son derece yoğun bir “bilimsel çalışma” sürecidir. Her sempozyumda, tema olarak alınan konuda varolan bilgilerin açığa çıkarılması, düzenlenmesi, akademik okumalarla zenginleştirilmesi ve o soruna ilişkin “yeni bir söz söylenmesi” çabasıdır. Sürelerine uyarak süreçlerin aşılması, özet kabul, metin yazma, sunum hazırlama gibi her aşamada disiplinli bir emek sürecidir.

 

Eğer bu bilimsel bunaltı aşamasını “gezi” formatı ile süsleyebiliyorsanız, alanın ustaları ile eski dostlarınız ile buluştuğunuz, yenileri ile tanıştığınız ve en güncel görüş ve tartışmaları izlediğiniz gibi, yeni mekanları ya da eski mekanlardaki anıları da kabartıp köpürtüp, zenginleşmiş olarak dönersiniz. Yoksa bu çalışmalar size sadece “bunaltıcı çabalar” olarak göründüğünden elbette işin yorgunluk, uykusuzluk, telaş kısmına odaklanır, zevk filan da alamazsınız.

 

Bunca girişi heyecanla beklediğim bir sempozyumu sizinle paylaşmak için yaptım elbette. Sadece görmeyi çok istediğim Rusya’nın o büyülü kenti St Petersburg’da birkaç gün geçirebilmek için ne sancılı bir makale yazım süreci geçirdiğimi bir ben bilirim elbet. 🙂 “Dünyadaki azınlıklar” konusunun tartışılacağı bu sempozyumda ben de “Türkiye’nin bu alanda gerçekleştirdiği yeni düzenlemelerini” ele alacağım. Aynı oturumda benden sonra konuşmacı olacak Ermeni meslektaşımın tavrını şimdiden kestiremiyorum elbette ama yine de bir tartışma sürecine de hazırlıklı gitmem gerekecek. 🙂

 

Yani yola çıkmak gerek, görmek tanımak ve kaçmak için -kendinden bile- yola çıkmak gerek. Barcley der ki: “Uzun bir yolculuğa çıkması gerekli. Kendi kendiyle uğraşmaz böylece, kendini düşünmekten kurtulur. Genel olarak dünya görüşü değişir, genişler; bazı şeylere ise daha dengeli bakmasını öğrenir.” (Barclay, Florence (1975), Gül Bahçesi, Çev. Kezban Akcalı, Şaheser Romanlar, Güven Yay., İstanbul, s.119)

 

Ha unutmadan, yukarıda akademik çalışmalarımın “son dönemi”ne ait bir istatistik vermiştim; ilk dönemi de merak edenler için yineleyeyim, konferans, çalıştay, sempozyum, yayın derken 8 tane de orada vardı. 1 tane makale ayrı tutulursa, bu da toplam 11 akademik çalışmayla geziyi birleştirdiğim anlamına geliyor. 🙂

 

Yani işim her anlamda zor ama bir o kadar da güzel olacak, o tarih, o ülkeler, o kentler bu tür nice güç ve acı öyküsü ile kuruldular, şimdi onları izleme zamanı. Kısacık hoşçakalın yani J

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com