YEŞEREN FİLİZLERDEN SARARAN YAPRAKLARA

26 Şubat 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
YEŞEREN FİLİZLERDEN SARARAN YAPRAKLARA

serap

 

Yaşlılık, hepimizi bekleyen ürkütücü geleceğimiz… Kimi kez “acımasız yıllar”a yüklediğimiz bir korku nesnesi, kimi zaman “yaşanmadan geçenlere” hayıflandığımız bir pişmanlık evresi.

 

Acımasızlık, zamanın hızıyla birlikte, bizden alıp götürdüklerinde elbette. Bu yalın gerçeği dillendiren Vedat Günyol’a göre, “Gençlik, gelgeç bir dünyada, gelgeç bir çağın, fizyolojik bir filizlenip yeşermenin adıdır.” (Günyol, Vedat (1999), Günlerin İçinden, T.İş Bankası Kültür Yay., İstanbul, s.65)

 

O “gel geç yeşerme” ise bir bahar mevsimi tadında çabucak geçer ve “sararmaya” dönüverir, kimsenin hazırlanmasına fırsat tanımamadan. Yine Günyol’un yorumuyla, aynı yeşermiş filizin, “soyu tükenecek bir dinazor”a dönüşünün insafsız öyküsüdür yaşlılık. Şöyle aktarır bu duyguyu bize:

 

“Ben, yaşım dolayısıyla ya da yaşım yüzünden soyu ha tükendi ha tükenecek bir insanım, isterseniz bir dinozor deyin. Saçımın ağartısı, bedenimin çökertisi ve belleğimin uçartısı ile bir dinozor.” S.28

 

O nedenledir ki, durmadan “saçımızın ağartısı” için kozmetiklere, “bedenimizin çökertisi” için hastanelere ve spor merkezlerine taşınır dururuz. Çağın hastalığı Alzheimer’dan ve “belleğimizin uçartısı”ndan korunmak için yapabildiklerimiz ise daha da sınırlı ne yazık ki.

 

Elbette tüm yapabildiğimiz, yaşla gelen bu tehlikeleri kısmen azaltabilmekten ibaret; tümüyle korunmak mümkün değil. Bu kaçınılmazlığı son derece yalın şekilde vurgulayan bir diğer yazar ise İnci Aral… Aral, zamanın eşyaya “tozla” sindiğini söylerken, bizlerde de o tozun, saçımızda, tenimizde yerleşerek görünürleştiğini ima eder. Üstelik bu tozdan kurtulma çabalarımızı da “boşuna” bularak insafsızca yargılar bizi. Şöyle der:

 

“İnce bir toz tabakası kaplamış her yanı. Ama yalnızca geçen zamanı belirlemek açısından önemli olabilir bu şimdi. Zaman tozdur çünkü. Kirdir, nemdir, eskimişliktir, yenilgidir. Ne kadar uğraşırsak uğraşalım koruyamayız kendimizi ve nesneleri ondan. Boşuna o tozbezleri, fırçalar, cilalar, saç boyaları, kozmetikler.” (Aral, İnci (1991), Ölü Erkek Kuşlar, Özgür Yayınları, İstanbul, s.8)

 

Üstelik yaşlılık yalnızca fiziksel zorluklarla karşılamaz bizi, duygusal handikaplara da hazırlanmak gerekir. Çünkü yaşlandıkça yalnızlaşmak gerçeği de bekler bizi sinsi köşelerde. Çağın bu yalnızlaşma için önerdiği çözümlerden biri de “Huzurevleri”dir.

 

Kentimizde geçen hafta Aile ve Sosyal Politikalar Müdürlüğüne bağlı Huzurevi Müdürlüğünde bakım altında bulunan yaşlılar için Kayseri İlinin tarihi, turistik ve eğlence yerlerini gezmek amaçlı gezi düzenlendi. Yetkililerin bildirdiğine göre, gezi kapsamında Forum Alışveriş Merkezi, Harikalar Diyarı, Çılgalan Kapalı Çarşı, Kayseri Kalesi, Tarihi Kapalı Çarşısı ziyaretlerinin ardından gezi sona erdi.

 

Bu tür etkinlikler elbette yaşlılarımız için büyük önem taşıyor. Artık daha az devinim içerisinde olan yaşlılarımız, farklı mekanlarda, farklı güzelliklerle buluştuklarında, kısa süreliğine de olsa rutin yaşam çemberinin dışına çıkarlar. Üstelik bu tür geziler ne denli kısa olsalar da, anıları genellikle kalıcıdır.

 

Gezilerle gerçekleşen “dışa dönme” çabası, başlı başına bir yaşlılığa direnmedir aslında. Neden derseniz, yaşlanma her yönüyle bir “içe dönme”dir de ondan. Bunu da ısrarla vurgulayan yazar John Berger’dir. Ona göre: “Olgunlaşma ve ihtiyarlama, benliğin, bedenin dış yüzeyinden belli evrelerle gitgide içerilere çekilmesi sürecidir.” Berger, John (1984), G, Çev:Tomris Uyar, İletişim Yay., İstanbul, s.112, 315)

 

Bugün, hayatın acımasız bir gerçeğini, edebiyatçılarımızın acımasız sözlerinden inceledik. Yeşeren filizlere “dolu dolu bir yaşam”, sararmakta olanlara ise “dolu dolu yaşanmışlık gururu” dilemek kalıyor geriye. J

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com