UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN

14 Kasım 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1187 defa okundu.
UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN

Kırşehir Türk Ocağı, her  Cuma günleri çeşitli konularda kültür konferansları düzenliyor. 2018 Mayıs ayında Doğu Türkistan konulu konferansa konuşmacı olarak bu konuda uzman Recep Kanalga’nın yanı sıra ismini hatırlayamadığım Erciyes Üniversitesinden bir hoca da katıldı. Bu konferansa bende dinleyici olarak katıldım. Konuşmacıların Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yapılan Çin mezalimlerini anlattıkça, diğer dinleyiciler gibi ben de çok duygulandım. Konuşmacıların bu anlattıklarını kaleme alıp siz okuyucuların bilgisine sunmak istedim. Araya seçim ve diğer güncel konular girince bu konuda yazmayı unuttum. Ancak Yeniçağ Gazetesinin 06 Kasım 2018’de Batuhan Çolak’ın Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panel hakkında yazdıklarını okuyunca bu konuda sizleri bilgilendirmek farz oldu.

    İlk önce konferansta bizlere dağıtılan “ Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye yapılan 1961 göçü ve Mehmet Kasım Cantürk” konulu kitapçıktan alıntılar sunalım.

Komünist Çin orduları tarafından işgal edilmesinden sonra Doğu Türkistan’da insan aklının alamayacağı zulüm ve işkenceler başlamıştır. Hürriyet için düzenlenen bütün direnişler, maddi yokluklar ve dünya kamuoyunun ilgisizliği nedeniyle pek çok Doğu Türkistanlı Müslüman Türk, bağımsızlık için daha aktif faaliyet göstermek ve Doğu Türkistan’a dünya kamuoyunun ilgisini çekmek amacıyla vatanlarından ayrılmak zorunda kalmıştır. 1961 yılında Doğu Türkistan’dan ayrılarak önce Afganistan’a yerleşen  bu Doğu Türkistanlılar, bu bölgelerde aylarca ayakta kalma mücadelesi vermişlerdir. Bu mücadele sırasında Türkiye’ye gelebilmek için faaliyetler gösteren Doğu Türkistanlılar, Mehmet Kasım Cantürk ve Türkiye’de bulunan İsa Yusuf Alptekin sayesinde Türkiye’ye gelerek Kayseri’ye yerleşmişlerdir.

MEHMET Kasım CANTÜRK’ÜN TÜRKİSTAN’DAN TÜRKİYE’YE HİCRETİ

1958 Mayıs ayında komünist Çin baskıları had safhaya çıkmış ve zaten gizli saklı yürütülen medreselerde eğitimler tamamen durma noktasına gelmiştir. Çinli’ler, medreselerde yapılan bu eğitimleri durdurmak için medreselere baskınlar düzenleyerek burada eğitim gören talebelerin halk arasında komün olarak bilinen çalışma kamplarına göndermiştir. Mehmet Kasım’ın çalışma kamplarıyla ilk tanışması da böyle olmuştur. 1960 yılının Ağustos ayında Çinlilerin lideri Mao ile Afganistan Başbakanı Muhammet Davut Şah’ın Pekin’de imzalamış olduğu anlaşma gereği Afganistan ile Çin arasında sınır serbestliğinden haberdar olan  Mehmet Cantürk, Afganistan’a hicret için çevresindeki dostları ve güvenebileceği insanlardan oluşan  130 kişilik grup oluşturmuştur. 1961 yılının Haziran ayında kafilesi ile birlikte Türkistan’dan hicret eden ilk grup olarak yola çıkmışlardır. 86 Günlük zorlu bir yolculuktan sonra Afganistan’ın başkenti Kabil’e ulaşmışlardır.  Afganistan’a giderken Pamir Yaylasında bulunan liderliğini Rahman Kulhan’ın yaptığı Kırgızlar’dan yardım görmüşlerdir. 1961 Yılının Eylül ayının başlarında liderliğini Seyit Abdülveli Efendigil’in yaptığı ikinci kafile Doğu Türkistan’dan ayrılarak Afganistan’a ulaşmıştır.

Mehmet Kasım Cantürk’ün ülkemize yaptığı  meşakkatli (çileli) hicretini yazmaya haftaya devam edeceğim.  Yukarıda bahsettiği Batuhan Çolak’ın  bu konuda yazısını okumanız dileğiyle yazıma son veriyorum.

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

Kaynak Yeniçağ: Soydaşını unutmuş, ümmeti kurtaracak! – Batuhan ÇOLAK

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com