UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (9)

10 Temmuz 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
16 defa okundu.
UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (9)

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (9)

1961 Yılında Çin Devleti  zulmünden Türkiye’ye hicret eden Doğu Türkistan Türkleri kafile başkanı Mehmet Kasım ve arkadaşlarının  doğup büyüdükleri yurtları Doğu Türkistan’dan Kızıl Çin esareti yüzünden hicret etmek zorunda kalan  bu ve benzeri muhacirler, 5000 metre yükseklikteki meşhur Pamir yayları üzerinden  aylarca yürüdükten sonra  Afganistan’a iltica etmişlerdir.

Afganistan’da iken İstanbul’daki Doğu Türkistan göçmenler Cemiyetine müracaat eden bu Doğu Türkistanlılar, Türkiye’ye göç etmek istediklerini bildirmiştir. Bunun üzerine 118 ailenin  iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye yerleştirilmesi için  12 Eylül 1963 tarihinde  resmen Başbakanlığa  ve aynı zamanda Birleşmiş Milletler  Mülteciler Yüksek Komserliği’ne müracaat edilmiştir.

Mehmet Kasım  ve arkadaşları, aylarca yapılan çalışmalar sonucunda Türkiye’ye gelmeye karar veren ailelerin sayısı 74 idi. Geriye kalanlar, Türkiye aleyhine yapılan propagandalara kanarak gelmeyeceklerini kesin olarak bildirmişlerdir. Mehmet Kasım  ve arkadaşları daha sonra bu 74 ailenin kesin kararını konsolosluğa bildirmiştir. Kabil büyükelçiliğinde ve Doğu Türkistanlılardan oluşan  bir grup bir grup, Birleşmiş Milletlerin  Kabildeki UNESCO şubesine gitmiştir. Elçilik mensupları Doğu Türkistanlıları göstererek, aile ve nüfus sayılarını belirterek Türkiye’ye  mülteci olarak  gideceklerini ve Dünya  Kızıl Hac Teşkilatı’ından Kabil’den  Ankara’ya kadar gidebilecekleri için vasıta olarak uçak temin edilmesini istemişlerdir.

243 Kişiden ibaret 74 aile Afgan Hava Yollarına ait uçaklarla  üç kafile halinde  Kabilden Ankara’ya getirilmiş ve Kayseri’de bunlar için inşa edilen evlere yerleştirilmişlerdir. İlk  kafile ile gelmeyen 165 kişiden oluşan aileler de  5 Kasım 1967 tarihinde  Türkiye’ye getirilerek  Kayseri’de ikamet ettirilmişlerdir.

Haftaya  Mehmet Kasım ile ilgili hatıraları olan kişilerin yazılarına yer vereceğim.

.   Doğu Türkistan’daki mezalimi iyi anlayabilmeniz için  aşağıya aldığım   Yeniçağ Gazetesinin 6  Kasım 2018 tarihinde yayınlanan Batuhan Çolak imzası ile çıkan yazısını  okumanız dileğiyle

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com