22:58:48

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (8)

21 Mayıs 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
23 defa okundu.
UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (8)

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (8)

1961 Yılında Çin Devleti  zulmünden Türkiye’ye hicret eden Doğu Türkistan Türkleri kafile başkanı Mehmet Kasım ve arkadaşlarının  ülkemize sığınma hikayesine  geçen haftada kaldığımız yerden     devam edeceğiz.

Ertesi gün Mehmet Kasım, erken saatlerde konsolosluğa gittiğinde Kabil  büyükelçimiz Kaya Toperi kapıda “ gözünüz aydın 170 aile kabul edildi.” demiştir. Konsolosluk binasında bu 170 ailenin ikamet ettiği yerler tespit edilmiş ve adresleri belirlenmiştir. Kabil dışında hemşerilerine haber verme sorumluluğu Mehmet Kasım’a verilmiştir. Haber alan ve Türkiye’ye gitmek isteyen ailelerin Kabil’e gelmeleri istemiş ve Türkiye’ye gelmek isteyenler aileler aileler,  Kabil’e gelerek yerleşmeye başlamıştır. Mehmet Kasım, Kabil’e gelen ailelerin listesini anında  sefaret yetkililerine ulaştırmıştır.

Bu sırada Kabil’de bulunan  Çin, Rus, Amerikan elçilikleri Türkiye aleyhine  propagandaya başlamışlardır. Amerikan elçiliği, Kanada’ya her sene belli sayıdaki nüfusu (senede 35 kişi) götüreceklerini, Ruslar ise belli süreler belirleyerek üçer veya dörder aileyi Rusya’ya götürebileceklerini beyan etmişlerdir.

Çinliler ise Doğu Türkistanlıların hür dünyaya çıkmaması için maddi, manevi yardımda bulunacaklarına dair vaatlerde bulundukları gibi aynı zamanda siyasi baskı da uygulamaya başlamışlardır. Mehmet kasım ve arkadaşları yaptıkları istişare toplantısı neticesinde Türkiye’ye gitmeye karar vermişlerdir.

Bu gelişmeler sonrasında Mehmet Kasım ve arkadaşları meseleyi Habibullah Bey’e açmışlar ve onun önerisi ile İstanbul’da bulunan Uygur liderlerinden Mehmet Emin Buğra  ve İsa Yusuf Alptekin’in fikirlerini alınması için mektup göndermişlerdir. 15 gün içerisinde her iki liderden de cevaben mektuplar gelmiştir. Bu mektupların gelmesinden sonra Doğu Türkistanlılar bir araya gelerek gelen teklifleri istişare etmişlerdir. Bu istişareden sonra  hep birlikte Türkiye’ye gitmek üzere fikir birliğine varmışlardır. Afganistan’da kalmak isteyen 6 aile ile de yapılan görüşmeler neticesinde onlarda Türkiye’ye gitmeye razı olmuşlar ve listeye eklenmişlerdir.

Mehmet Kasım ve arkadaşlarının Türkiye’ye gelmeleri ve yerleşme  hikayesini  haftaya yazacağım.   Doğu Türkistan’daki mezalimi iyi anlayabilmeniz için  aşağıya aldığım   Yeniçağ Gazetesinin 6  Kasım 2018 tarihinde yayınlanan Batuhan Çolak imzası ile çıkan yazısını  okumanız dileğiyle

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com