22 Kasım 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
1192 defa okundu.

 

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (2)

Yazımızın konusunun iyi anlaşılması için geçen haftaki yazımızdan alıntı yaparak başlamak istiyorum.

Kırşehir Türk Ocağı, her Cuma günleri çeşitli konularda kültür konferansları düzenliyor. 2018 Mayıs ayında Doğu Türkistan konulu konferansa konuşmacı olarak bu konuda uzman Recep Kanalga’nın yanı sıra ismini hatırlayamadığım Erciyes Üniversitesinden bir hoca da katıldı. Bu konferansa bende dinleyici olarak katıldım. Konuşmacıların Doğu Türkistan’daki Uygur Türklerine yapılan Çin mezalimlerini anlattıkça, diğer dinleyiciler gibi ben de çok duygulandım. Konuşmacıların bu anlattıklarını kaleme alıp siz okuyucuların bilgisine sunmak istedim. Araya seçim ve diğer güncel konular girince bu konuda yazmayı unuttum. Ancak Yeniçağ Gazetesinin 06 Kasım 2018’de Batuhan Çolak’ın Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panel hakkında yazdıklarını okuyunca bu konuda sizleri bilgilendirmek farz oldu.

Konferansta bizlere dağıtılan kitapçıkta Mehmet Kasım Cantürk’ün 1961 yılında Doğu Türkistan’dan Türkiye’ye yapılan çileli göçünün bir kısmını geçen hafta yazmıştık. Bugünde o çileli göçün devamını kaldığımız yerden yazmaya devam edelim.

Mehmet Kasım çileli göçe devam ederken liderliğini Mir Ahmet Batur’un yaptığı üçüncü kafilenin de sınırdan geçtiği haberini alır. Bu kafilede bulunanların çoğunluğunu ihtiyar kadın ve erkekler ile çocuklar oluşmuştur. Kafile büyük sıkıntılarla Afganistan’ın İşkaşim denen vilayetine ulaşır. Mehmet Kasım ve bazı ileri gelenler hemen Bedahşan  valisine başvurur. Valiye, üçüncü kafilenin durumunu ve çektikleri sıkıntılar anlatılarak bunlara yardımcı olunmasını ister. Valinin tahsis ettiği kamyonlar ile Mehmet Kasım ve arkadaşları İşkaşim’e doğru yola çıkmıştır. Üçüncü kafileyi alıp geri dönmeleri tam bir hafta sürmüştür. Bu arada yerleşik olan ikinci kafilenin bir kısmı evlere yerleştirilmiştir. Mehmet Kasım’ın getirdiği üçüncü kafile Bağa bölgesine yerleştirilmiştir.Bu arada liderliğini Yusuf Batuhan’ın yaptığı dördüncü kafilede Afganistan’a giriş yapmıştır. Metmet Kasım, bunları Bedahşan, Gazne, Kandahar, Hanabat ve Belh gibi şehirlerden kiraladıkları evlere yerleştirir.

1962 Yılında bu evlere yerleşen Doğu Türkistanlı 24 aileyi Pamir yaylası üzerinden Çin’e iade edileceği öğrenilir. Bunun üzerine Mehmet Kasım ve arkadaşları Çin’e geri gönderilmek istenen bu dördüncü kafiledeki kişileri görmek için yanlarına gitmişlerdir. Ancak bu kafiledeki kişilerin bir suçu olmamasına rağmen sanki azılı suçlularmış gibi muamele gördükleri için bunlara görüşme izini vermemişlerdir. Bunun üzerine Mehmet Kasım ve arkadaşları Bedahşan Valisine gitmeye karar verirler. Bu görüşmeden olumlu bir sonuç alamazlar. Vali kendilerine hudut komutanına gitmelerini söyler. Mehmet Kasım ve arkadaşları hudut komutanına bu 24 ailenin Çin’e teslim edilmemesi için ağlayarak yalvarırlar. Hudut komutanı bu aileyi yerinde görmek için Mehmet Kasım ve arkadaşları ile Bedahşan’a yola çıkmıştır. Komutan buraya vardığında 24 Doğu Türkistanlı ailenin feryatlarını ve yerlere yatarak çırpınışlarını gören Komutan gördüklerinden çok duygulanır. Mehmet Kasım, bunların Çin’e geri gönderildiğinde hemen sınırda kurşuna dizileceğini söyler. Bunları Çinlilere teslim edeceğinize siz kurşuna dizin daha iyi olur. Kanımız hiç olmazsa Müslüman olanlar tarafında akıtılmış olur. Kanımız size helal olsun der. Hudut Komutanı hemen oradaki askerlere dönerek, kışlalarına dönmelerini, kendisinin merkeze telgraf çekeceğini ve ikinci bir emri bekleyeceğini söylemiştir. Bunun üzerine Mehmet Kasım ve arkadaşları bu 24 aileyi hemen kendi evlerine yerleştirmiştir.

Bu arada herkes geçim kaygısına düşmüştür. Mesleği olanlar kendi meslekleri ile alakalı işlerde çalışırken, meslekleri olmayanlar ise çeşitli fabrikalara yerleşerek buralarda buralarda çalışmaya başlamışlardır.

Mehmet Kasım’ın Türkiye’ye çileli göçünü yazmaya haftaya devam edeceğim.  Doğu Türkistan’daki mezalimi iyi anlayabilmeniz için  her hafta yazımıza,   Yeniçağ Gazetesinin 6 Kasım 2018 tarihinde Batuhan Çolak imzası ile çıkan yazısını ekleyeceğim.

   Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

Kaynak Yeniçağ: Soydaşını unutmuş, ümmeti kurtaracak! – Batuhan ÇOLAK

 

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com