TÜRKİYE YENİDEN AÇILIM SÜRECİNE Mİ GİDİYOR (1)

12 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
TÜRKİYE YENİDEN AÇILIM SÜRECİNE Mİ GİDİYOR (1)

TÜRKİYE YENİDEN AÇILIM SÜRECİNE Mİ GİDİYOR (1)

     Ak Parti milletvekili  Ravza Kavakçı’nın Almanya ziyaretini, “Ak Parti Genel Merkez heyetimizle Alman federal Konseyi Bundesrat’ı ziyaret ettik ve ayrıca  Federal Sistem hakkında bilgi alışverişinde bulunduk” ifadesi 31 Mart 2019 yapılacak mahalli seçimler arifesinde ülke gündemini meşgul etmeye devam ediyor. Ülke gündemimiz mahalli seçimlere kilitlenmişken HDP dışındaki tüm partiler bu federal sistem nereden çıktı demeye başladılar. Basında çıkan birçok yazıda da bu ziyaret eleştirilerek “ Kürt açılımı” adı ile başlayan sonradan “Demokratik açılıma” dönüşen çözüm süreci garabeti yeniden mi sofraya konuyor denilmeye başlandı.

      Şimdi çözüm süreci ile başlayan 2011 – 2015 yıllarını bir hatırlayalım.  PKK  Güneydoğu illerimizin bir çoğunda sözde öz yönetim adı altında kendi yargısını ve maliyesini  kurmuştu. Vatandaş adli bir davası olduğunda zorunlu olarak ilk önce her mahallede kurulan sözde halk mahkemesine gidiyor ve çözümü orada arıyordu. Sözde bu halk mahkemesinin verdiği karara da itiraz edemiyordu. Yine PKK yöre halkının Devlete vergi vermemesini istiyor ve vergi adı altında esnaftan haraç topluyordu. Bu yörelerde iş yapacak müteahhitler ilk önce  PKK’ya  rüşvet vermek zorundaydı. Bu uygulamalardan yöre halkı hiç memnun değildi, adeta canından bezmişti.  PKK’nın korkusundan da sesini çıkaramıyordu.

    PKK Devletin açılım süreci zarar görmesin diye göz yumması ile iyice azgınlaşmış, Diyarbakır başta olmak üzere Van, Şırnak ve Hakkari illerinde hendekler kazarak buralar bizim demeye başlamıştı. İllerin  mülki amirleri de bu yapılanlara istemeyerek göz yummak zorunda kalmıştı. Çünkü bu çözüm sürecine kim karşı çıkıyorsa  hain ilan edilip “ siz barış istemiyorsunuz” diyerek asker- polis (Ergenekon  kumpasını hatırlayalım) görevini yapamaz hale gelmişti. Bu süreç boyunca da   muhalefet de susturulmaya çalışıldı. Sonuç ne oldu derseniz. Devletimiz  bu açılım süreci sonuncunda büyük bir hayal kırıklığına uğradı. 07 Haziran 2015 seçimlerinde Ak Partinin çoğunluğu kaybetmesi bu sürecin ülkemizin Milli dokusuna uymadığı görüldü. PKK ile müzakere olmayacağı, bu  terör örgütünün ancak ortadan kaldırılması ile ülkenin huzura kavuşacağı anlaşıldı. PKK’nın çözüm süreci evresinde,  yukarıda belirtilen ilerlerde kazılan hendekleri ortadan kaldırmak için güvenlik güçleri ( çoğu özel harekatçı) 800 ‘e yakın şehit vererek o yöreleri PKK’dan temizledi.

    1999 seçimleri sonucu MHP’den  Devlet Bakanı seçilen Sadi Somuncuoğlu’nun  2011 de başlayan açılımı konu alan “Bir Açılım Hikayesinin Özeti”  konulu  makalesini buraya almak istiyorum.

 Sadi  Somuncuoğlu,  gazeteci Soner Yalçın’ın “Girit açılımı” konulu yazısını özetleyerek yorumsuz olarak okuyucusuna sunuyor.  Soner Yalçın’ın araştırma yazısı aynen şöyle:

  Girit adasının “Açılımın birinci aşaması: Genel af çıkartıldı.

  Rumlar, Mihail Korakas liderliğinde ayaklandı.

  Osmanlı ordusu tam isyanı bastıracakken devreye İngiltere ve Fransa girdi.Teklifleri sundu: Girit adası Yunan’a verilemezdi, ancak Osmanlı da “Girit Açılım” yapmalıydı.

   İlk şart, askeri harekat hemen durdurulmalıydı.

   Silah bırakacak isyancılar için umumi af çıkarılmalıydı.

   Tanıdık geliyor mu? Devam edelim:

   Girit yoksuldu; ada halkı iki yıl vergiden muaf olmalıydı.

   Padişah’ın atayacağı valinin biri Türk, diğeri Rum iki yardımcısı olmalıydı. Ayrıca resmi yazışmalarda Türkçe zorunluluğu kaldırılmalıydı.

   Osmanlı açılımı kabul etti.

   Türkler rahatladı: köy ve mezralarına döndü. Müslümanlar, “Bu açılım ne kadar güzelmiş “ demeye başladı.

  Açılımın ikinci aşaması: Jandarma yeniden düzenlendi.

  Osmanlı 1878’de Ruslara yenilince, Girit’te ayaklanma oldu. Olan köylerine dönen “açılım kurbanı” Türklere oldu; evleri, tarlaları yakıldı; canlarından oldular.

   Osmanlı ordusu, yine isyancıların peşine düştü. Ve devriye yine Avrupalılar girdi. Girit’ özel imtiyazlar tanındı; yani yeni bir sözleşme/açılım yapıldı.

  25.10.1878’deki bu Halepa Sözleşmesi/Açılımı şöyle olacaktı:

  Girit Valisi sadece Müslümanlardan seçilmeyecekti, Hıristiyan da olacaktı. Vilayet genel meclisi ve mahkeme dili Rumca olacak; ancak resmi zabıtlar ve dilekçeler Rumca ve Türkçe olabilecekti. Ve en önemlisi asayişi sağlayan Jandarma, yerli halktan seçilecekti.

  Osmanlı bu açılıma da evet dedi. Yeter ki kardeşkanı dursun diyordu. Diyeceksiniz ki, “Durdu mu?”Hayır…

  Açılımın üçüncü aşaması: Avrupa’ya müdahale hakkı

   En büyük isyan 1896’da oldu. Girit yanıyordu. İngiltere, Fransa, İtalya, Almanya, Rusya asayiş amacıyla gemilerini Girit’e gönderdiler. Ve Osmanlı’ya yine, yeni bir sözleşme/açılım dayattılar.

  Girit Valisi kesinlikle Hıristiyan olacaktı. Vali, adada karışıklık çıkması halinde Batı’dan silah ve asker isteyebilecekti. Hemen genel af ilan edilecekti. Memurun üçte biri Hıristiyan olacaktı. Avrupalı hukukçular adli bir ıslahat reformu hazırlayacaktı.

    Osmanlı bu açılıma da boyun eğdi. İstanbul’un  Girit’te açılım yapmaktan başı dönmüştü.

   Elleri silahlı Rumlar, artık şehir merkezinde bile Türkleri öldürmeye başladılar. Girit’te oluk oluk Türk kanı akıyordu. Toplu katliamlar başladı. Türk köyleri yakılıp yıkıldı. Türkler artık adadan kaçış yolları arıyordu. Hanya ve Resmo’da altmış bin Müslüman sığınmacı kurtarılmayı bekliyordu.

  Sonunda  Osmanlı, 18.4.1897’de Yunanistan’a savaş açtı. Beklendiği gibi bir ay gibi kısa sürede Yunan ordusunu perişan etti. Türk ordusu Atina’ya girecekken, Rus Çarı 2. Nikolay’ın isteği ve İngiltere’nin baskısıyla 2. Hamit Türk ordusunun durdurdu. Osmanlı, bırakın bir avuç toprağı, savaş tazminatı bile alamadı. Aksine Girit’te nüfuzunu kaybetti.

  Açılımın dördüncü aşaması: Otonom ilan edildi.

   Diyeceksiniz ki, bu yenilgiden Girit’teki Rumlar korkup sinmişlerdir. Ne gezer!

   Acıklısı Girit’te yaşandı. “Türkler Rumları kesecekler” iddiası ile Avrupalılar adaya asker çıkardı. Asayişi artık onların askeri sağlayacaktı. Türk askerine gerek yoktu. “Osmanlı askeri gidince Rumlar bir daha ayaklanmazdı!

 Gülmeyiniz, aynı gerekçeler günümüzde  Kıbrıs için söyleniyor.

 Türk askeri 1898’de Girit’ten çekildi. Adada otonom ilan edildi.

  Avrupalılar, Rumların ve Türklerin can ve mal güvenliklerini garanti altına aldıktan sonra adadan ayrılacaklardı. Girit’ barış gelecekti. Harika!

  Girit Valisini seçme hakkı, büyük devletlerin onaylaması şartı ile Osmanlı padişahına bırakıldı. Sonunda Prens Otto Girit Valisi yapıldı. Kısa bir süre sonra dört devlet adadan çekildi.

  Ve sonuç

1910’da  Girit Meclisi Yunanistan’la birleşme kararı aldı. Girit Adası  onca açılıma rağmen 1913’te Osmanlı’nın elinden kuş olup uçtu gitti.

   İşte Osmanlı, toprakların çoğunu  bu diploması oyunları ile kaybetti. Bu konuya haftaya devam edeceğim.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com