Türk Lira’sında Yaşanan Değer Kaybı

16 Ağustos 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
982 defa okundu.
Türk Lira’sında Yaşanan Değer Kaybı

Türk Lira’sında Yaşanan Değer Kaybı

Türkiye’ de son dönemin en popüler konusu döviz kurları özellikle dolarda yaşanan hareketlilik en önemli gündem maddelerinden biri haline geldi.

Para piyasalarında geçtiğimiz günlerde tam anlamıyla zirveler yaşandı.

Dolar, euro, altın tarihi rekor seviyelerine yükseldi.

Yaşanan sert çıkışlar (spekülatif ataklar) tüm ilginin dolara yönelmesine neden olurken herkes önümüzdeki dönemde dolar kurun nereye gideceğini sorguluyor.

Piyasanın önde gelen uzmanları dolarla ilgili beklentiler, kritik seviyeler, riskler, destek ve direnç noktalarını değerlendirmeye çalışıyor.

Türk Lirasında oluşan değer kaybında ve döviz fiyatlamasında; siyasal istikrarsızlıktan jeopolitik nedenlere, ekonomi politikasını oluşturan çelişkilerden, dış dünyada oluşan gelişmelere, dış politika tutarsızlığından, küresel rüzgârlara ve şimdi spekülatif ataklara kadar birçok neden var.

Küresel piyasalarda dolar tüm para birimlerine karşı değer kazanırken, en fazla kaybı TL yaşadı. Gelişen ülke para birimleri arasında açık ara en kötü performans Türk Lirası’na ait.

Türkiye ekonomisinin kuru yükselten riskleri

  • Yapısal bir hal alan ve sürekli artan cari açık,
  • Büyümenin ek borçlanma ile finansmanı ve
  • Dış finansal koşullara artan hassasiyet.
  • Ve yüksek enflasyon

Son yılların en yüksek seviyelerinde seyreden enflasyon, Türkiye ekonomisini tehdit etmeye devam ediyor eğer enflasyon düşüşe geçerse bu durum kurların gevşemesine katkı sağlayacak.

  • Bu noktada gerek enflasyona gerekse yüksek enflasyonu besleyen diğer yapısal problemlere karşı gerçekleştirilecek reformlarda kat edilecek yol, sadece 2018’de sağlanacak büyüme için değil, daha uzun vadede toplumsal kalkınma için daha önemli hale geliyor.
  • Eğer FED daha sert bir faiz politikası uygulamaya karar verirse, risk daha belirgin hale gelecek ve bu durumda sadece TL’de değil, diğer gelişmekte olan ülke para birimlerinde de değer kayıpları yaşanacak.

Döviz kurlarında görülen spekülatif ataklar makroekonomik veriler üzerinde de baskı yaratıyor. Bu durumda tartışmalar enflasyon ve Merkez Bankası’nın faiz politikası üzerinde yoğunlaşıyor.

Piyasa faiz artışı bekliyordu fakat Merkez Bankası’nın son kararla faiz arttırma konusunda sorun yaşadığı izlenimi oluşuyor. Bu noktada Merkez Bankası’nın haksız eleştirildiğine inanıyorum.

Sorunu yaratan tek başına Merkez Bankası değil, çözümü üreten de Merkez bankası olamaz, geçici de olsa TCMB’ nın sahaya inmesi gerektiğini düşünüyorum ki uygulamaya geçti.

Hafta içindeki BDDK’ nın SWAP hamlesinin yanı sıra TCMB’ nın döviz likiditesini rahatlatmaya yönelik adımları kurda yaşanan sert yükselişleri durdurdu. TCMB’ nın zorunlu karşılıklarda yaptığı indirim ve bankaların Türk lirası işlemleri için kullanabilecekleri teminat döviz depo limitlerini yükseltmesi hamleleri ile kurda dengelenme oluştu ve risk biraz da olsa giderilmiş oldu.

Gelişmekte olan ülkeler Merkez Bankaları da Türkiye piyasalarında yaşanan dalgalanmaya karşı kendi piyasalarında önlemler almaya başladı.

Arjantin Merkez Bankası Pezoyu desteklemek için Politika Faizini %45’e çıkardı.

Cumhurbaşkanımız büyükelçilere yaptığı konuşmada; Türkiye’ ye karşı spekülatif atakların sürdüğü ancak TR nin ekonomik dinamiklerinin sağlam olduğunu, döviz kurunun ekonomi içinde makul seviyesine geleceğini, serbest piyasa kurallarından asla taviz verilmeyeceğini dile getirdi.

Peki ne yapılması gerekiyor?

  • Türkiye acilen eğitim reformuna başlamalı.
  • Yabancı yatırımcıların güvenini kazanacak rasyonel politikalar ortaya konmalı.
  • Enflasyonla mutlak derecede mücadele edileceği vurgulanmalı
  • Mali disipline geri dönülmeli

Bunların asıl sonuçları uzun vade de gelse bile kısa vade de bunlara girişmemiz bile bize döviz getirenlere güven olacaktır.

Döviz deki spekülatif atakların kısa vade de durdurulmasının yolu ise Merkez Bankasının tam bağımsız olmasıdır. Merkez Bankası piyasa oyuncularını faiz artırabilirim hem de istediğim kadar diye tehdit edemediği sürece hiç bir etkisi olmayacaktır.  Kısa vade de MB’ dan gelecek sert, ani ve beklenti üstü faiz kararı Doları durdurur. Ama o zaman da ekonomik büyüme rakamları düşük gerçekleşir.

Son olarak;  Türkiye’ nin dış Dünyaya 465 milyar dolar borcu var. Bu borcun 140 milyar doları kamuya, 325 milyar doları özel sektöre ait.

Finans dışı şirketlerin 210 milyar dolar açığı var. Krediler dolarla alınıyor ve Bankalarımız verdikleri kredileri Dolar ve Euro ile dışarıdan alıyor.

Türk-Malı dediğimiz ürünleri bile üretirken ham maddeyi dışarıdan alıyoruz. Yani ihraç ederken bile ithal etmek zorundayız. Açık ve net Türkiye’nin cari açık veren daha bir çok başka ülke gibi Dolara ihtiyacı var. Dolar bizi ilgilendirmez demek tam anlamı ile hayalperestlik.

Maalesef yaşananlar Türkiye ile başlayıp Türkiye ile bitmiyor.

Henüz içeriği net olarak tanımlanamayan, bir yandan mevcut yapısal krizi aşmak için ‘yerli üretimi’ artırmaya çalışan ancak diğer yandan da enflasyon artışını sınırlamak için tarım ürünlerini ithal etmeye izin veren, kısacası, ekonomik yönelim sorunun çözülemediği bir model var. İçinden geçmekte olduğumuz ekonomideki  yapısal kriz, basitçe ‘faiz artışı’, ya da ‘işin ehline bırakılması’ ile çözülebilecek bir düzeyde değil artık.

KAYNAK: Dönemin basın yayın organlarından özetler

FATMA ACAR ÜNLÜ 15.08.2018

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN