RAUF DENKTAŞ ve KKTC (2)

29 Ocak 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
885 defa okundu.
RAUF DENKTAŞ ve KKTC (2)

RAUF DENKTAŞ ve KKTC (2)

Geçen haftaki yazımda 12 Ocak 2019 tarihinin yedi yıl önce vefat eden KKTC kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ın  bağımsız KKTC için ne kadar mücadele ettiğini vurguladıktan sonra,   ona hayatayken yapılan haksızlıklardan bahsetmiştik. Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan Petrol ve Doğal gazın varlığı ve orada hak iddia etmemizin yasal dayanağının da bağımsız KKTC olduğunun ülkemiz yöneticileri tarafından şimdi yeni yeni anlaşılması Rauf Denktaş’ın  hayattayken yaptığı mücadelenin önemini gözümüzün önüne koyuyor.  Rauf Denktaş’ın Annan Planına hayır denmesi için gerek ülkemiz içinde gerekse,  kendi halkı içerisinde ne kadar mücadele ettiğini hatırlayalım. Şayet o plana Rum kesimi evet deseydi bugün bağımsız KKTC’den söz edemeyecektik. Dolayısıyla Doğu Akdeniz deki  haklarımız tamamı, eskiden olduğu gibi İdarenin ve halkın çoğunluğunu oluşturan  Rumların  kontrolündeki Kıbrıs Cumhuriyetinin olacaktı.

Merhum Rauf Denktaş’ın hatırasına binaen  Yeniçağ Gazetesinde 29 Nisan 2011 tarihinde yazdığı makaleyi okumanız dileğiyle yazıma son veriyorum.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Kurucu Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş bundan 7 yıl önce aramızdan ayrıldı. Minnet ve rahmetle anıyoruz. Rauf Denktaş’ın 29 Nisan 2011 tarihinde gazetemize yazdığı makalesini günün önemine binaen tekrar yayınlıyoruz.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti, Kasım ayında 28. yaşına girecek. Toprağına, halkına sahip, Türkiye tarafından tanınmış, İslam Konferansı Birliği’nde yeri ve sözü olan, birçok alanda birçok ülke ile sosyal, ekonomik, kültürel ilişkileri olan bir devlettir.

Bir devletin varlığı, onun başkaları tarafından tanınmasına bağlı değildir.

Ambargolar nedeniyle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ekonomisinin, müşterek millî bir davada iş birliği yaptığı Anavatanına muhtaç olması geçici bir olaydır; hudutlarımızın savunulmasında garantör Anavatanın askerî desteğine muhtaç oluşumuz da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığına ve onu var eden halkımızın kendi kaderini tayin hakkı olan egemenliğine gölge düşürmez. Bugün, dünya haritasında, kimseden destek almaksızın, tek başına ayakları üzerinde durabilen devlet yoktur. Uluslararası birlikler, kuruluşlar, ittifaklar bunun kanıtıdır.

Esas olan halkımızın ve özellikle 1955-58’leri, 1963-1974’leri yaşamamış olan ve Rum-Yunan ikilisinin Megali İdea’ya dayalı siyasetini bilmeyen genç nesillerin Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin varlığından vazgeçildiği takdirde, Rum çoğunluğunun içinde, istenmeyen, “Türkçe konuşan Kıbrıslı” muamelesi karşısında eriyip yok olacağını bilmesindedir.

Tuzağa düşülmemeli

20 yıllık bir bekleyişten ve yeniden birleşme çabasından sonra, devletini ilan etmek zorunda kalan bir halk, kendisine bu yirmi yıllık cefayı Enosis adına çektiren Rum öyle istiyor diye devletinden, egemenliğinden vazgeçerek, 1960-63 yılları arasında denenmiş, fakat toplu mezarlara gömülmüş bir “müşterek bağımsızlık, müşterek devlet, müşterek egemenlik”  tuzağına düşmemelidir. Devletini ilan etmek zorunda bırakılmış olan bir halkın namusu, şerefi, tarihe ve şehitlere olan borcu, o devleti, her zorluğa rağmen, yaşatmak ve yüceltmektir.

Bugün, Rum liderliği Kıbrıs’ta Helenizim için mücadele ettiklerini açıkça ilan etmektedir. Biz de 1571’den bu yana, Rum’un Yunan’ın, İngiliz’in her baskısına rağmen Türklüğümüzü, dinimizi, dilimizi koruduk. Rum liderliği “Yunanistan ile her konuda anlaşarak, görüş birliği içinde hareket ediyoruz” diye övünmektedir. Biz de, şimdiye kadar garantör Anavatan ile uyum içinde hareket etmekten bir zarar görmedik, bilakis, yürümek zorunda kaldığımız çetin yollarda yalnız bırakılmadık. Barış Harekâtı ile hürriyetimize kavuştuk, toplu mezarlardan kurtulduk, geleceğe sahip çıktık.

Şimdi ne olduk ki, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni yaşatmak ve yüceltmek davamızda, boyumuzda ve karşımızdakilerin siyasetlerinde bir santimlik bile bir değişiklik olmamasına rağmen, Rum’un kucağına düşmüş üç-beş kendini bilmez çıkarcının yarattığı kaosu dağıtıp “Ben varım ve var olacağım” diyeceğimize, kendi ayaklarımıza kurşun sıkmayı “kimliğimize ve kişiliğimize sahip çıkma” olayı olarak düşünebiliyoruz?

Aklımızı mı kaybettik?

Kaynak Yeniçağ: Varız, var olacağız – Rauf DENKTAŞ

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com