

İngiltere’nin tanınmış araştırmacı yazarlarından JOHN DAVENPORT’UN samimi olarak övdüğü Hz. Muhammed’in (SAV) yaşantısını, günümüz siyasetçi ve yöneticilerine örnek olsun diye yazdığım makalemi siz okurlarımla paylaşmak istiyorum;
Hz. Muhammed (SAV) in hayatı sade ve samimiydi. Asla bencil değildi. Kendi çıkarı için farklı muamele istemezdi. Halk arasında fakir, zengin, memur, amir, makamı ve konumu ne olursa olsun herkese eşit davranırdı.
Bir yere, bir topluma geldiğinde kendi için ayağa kalkmalarını istemez, el öptürmezdi.“Sevginiz kalbinizde olsun” derdi. Halkın arasında olmaktan mutlu olurdu. Gurur ve kibirli olanları sevmezdi. Bir toplumun içinde olduğunda peygamberin kim olduğu belli olmazdı. Mecliste otururken ayaklarını asla uzatmazdı. Nazik ve hoşgörülü idi. Başkaları konuşurken asla onların sözünü kesmez, tebessümle dinlerdi. Az ve öz konuşurdu. Karşısındaki insanı zor duruma sokacak soru sormaktan kaçınırdı.
Hz. Muhammed (SAV) hayatı çok severdi. Hurma, et, süt, ekmek tercih ettiği yiyeceklerdi. En çok sevdiği baldı. Elbiseleri sade idi. Erkeklerin ipekler içinde gezmesine, kadın süsleri takmalarına itiraz etmez, fakat hoş da görmezdi. Bu arada hiç kimsenin hürriyetine de müdahale etmezdi.
Onun yaşantısında temizlik ve sadelik vardı. Evi küçük odacıklardan ibaretti ve gösteriş yoktu. Lüks hayat içinde yaşayan, zengin ve istismarcı sınıfın halkı ezdiği, küfür ve zulmün yoğun olduğu dönemde bu sadelik ne muazzam bir olaydı.
Hz. Peygamber herkesi güler yüzle karşılardı, nezih ve masum latifeler yapardı. Muhatabına konuşurken “Ben” kelimesini asla kullanmazdı, dedikoduyu sevmezdi. Başkalarının kusurlarını ne söylerdi nede yanında söylenmesine izin verirdi. Yalan sözden nefret ederdi. Hoş görüyle bağışlamayı severdi.
Adaletin uygulanması noktasında onun için dost, düşman, Müslüman, putperest, Hıristiyan, Yahudi fark etmez, hepsine eşit davranırdı. Düşmanları, aralarında halledemedikleri konularda Hz. Muhammedi, “El Emin” sıfatıyla hakem tayın ederlerdi.
Kendisi açken, açları doyurduğu zamanlar olmuştur. Hastaları ziyaret eder, cenazelerin arkasından giderdi. Onun ağzından kötü söz sadır olmazdı. Vicdan hürriyetine en çok değer verirdi. “Dinde zorlama yoktur” ifadesiyle zorla taraftar kazanmayacağına inanırdı.
Hz. Muhammed “Âlemlere rahmet olarak gönderilen bir peygamberdi ” O, her zaman ilme, mantığa, ahlaka ve vicdana dayanan bir hayat tarzını benimsemiştir.
Son dinin son peygamberi, aynı zamanda başkomutan ve devlet başkanı Hz. Muhammed (SAV) çölün kumları gibi dağınık bir toplumun içinden çıkıp beş yüz milyonluk bir kitleyi arkasından sürüklemesini bilmiştir.
Bu gün İslam adına mangalda kül bırakmayanların doğruyla yanlışı, güzelle çirkini, haklı ile haksızı, günahla sevabı, istismarla gerçeği ortaya koyma noktasında ne kadar samimi olduklarını, ne ölçüde onun koyduğu kurallara uyduklarını teste tabi tutmamız gerekmez mi?
İdris Yavuz
Demokrasinin olmazsa olmaz kurallarına bağlı olarak hayatımızdan “Yaşasın ya da kahrolsun” sloganlarını silmek zorundayız. Burada Önemli olan çıkar uğruna siyasi tercih değil, ortak görüşte buluşabilmektir.
Bu ülkede yaşayan herkesimin farklı yönlerini kusur değil şans olarak görmeliyiz ve karşılıklı anlayış ve hoş görümüzü sergileyebilmeliyiz. Yanlış görüşlerden uzak, açık fikirli, herkesi kucaklayan bir anlayışı tercih etmeliyiz. Kamplaşmaların hiçbir kimseye yararı yoktur.
Demokrasinin kuralları içinde yasaklar olmamalı. Halkı ile barışık, uzlaşmayı esas alan değerleri benimseyen, yolsuzluklara kapalı, hukukun egemen olduğu, insan haklarına saygılı, sosyal bir hukuk devletini ön planda tutmalıyız. Bu ülkede fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür, insanların yaşam tarzına fırsat vermeliyiz.
Yönetimde ve hizmette güçlüyü haklı değil, haklıyı güçlü kılmak gerekir. Devlete bağlı, insan haklarına saygılı olmak vatanseverliğin gereğidir.
“Bana değmeyen yılan bin yaşasın” anlayışı doğru değildir. Bu yılan bir gün bize de size de dokunur. Özgürlük pahalıdır, bedeli de ağır olur.
Toplumda farklı düşünceler, farklı görüşler olabilir. Bu farklılıklar devleti yıkmağa ve menfaate dayanırsa o zaman tehlikeli ve zararlıdır.
Devlet yönetiminde dikensiz bir gül bahçesi beklemek yanlıştır. Vatandaşa sorarsanız; “en iyisini yukarıdakiler bilir” cevabını alırsınız. Her şeyi devletten beklemek de doğru değildir. Böyle bir demokrasi anlayışı olmaz ve olmamalıdır.
Demokrasi gömleği bazı kesimler için dar, bazılarına da oldukça geniş geliyor. Balık suda yaşar da suyun değerini bilmez. Ne zaman sudan dışarıya fırlar, işte onun kıyameti o zaman kopar. Demokrasi ve hürriyet güzel şeydir, bunun değerini bilmek gerekir.
Dış güçlerin maşası olanlar, sokakları ve iş yerlerini yine yakıp yıkmağa başladılar. Bu tehlikeli oyunu oynayanlar kime yâda kimlere hizmet etmektedir? Onların gayeleri bu milletin sabrını taşırmaktır. Bunca tecrübelerden sonra yanlış adımlar atılmamalı.
Irak parçalandı, Libya büyük bedeller ödedi. Mısır kan ağlıyor. Suriye bir bataklığın içine sürüklenmiş durumda. Etnik sınıflar ve mezhep çatışmalarını planlayan senaristler şimdi de bu oyunlarını Türkiye’nin üzerinde kurgulama niyeti ve çabası içindedirler.
Ülkede kargaşa çıkarmağa çalışanlar, demokrasinin faziletini, hürriyetin ne büyük nimet olduğunu anladıkları zaman iş işten geçmiş olacaktır.









