NEŞET ERTAŞ; BİR SES SANATÇISI DEĞİL, GELENEĞİNİN OZANIDIR…

10 Şubat 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
749 defa okundu.
NEŞET ERTAŞ; BİR SES SANATÇISI DEĞİL, GELENEĞİNİN OZANIDIR…

NEŞET ERTAŞ; BİR SES SANATÇISI DEĞİL, GELENEĞİNİN OZANIDIR…

Daha gerilerde kopuzlu Veli Ustaların atası, elinde kopuz taşıyan kimselerin “hürmeti”ne saygı gördüğüne inanılan Dede Korkut

Ve de Hoca Ahmet Yesevi döneminin halk geleneğinin de idi, mensup olduğu “Abdallar”…  

13 yüzyıl “Babaileri” ile onların “bakiyeleri” olarak sürdü geldi.

Baba İlyas, torunu Âşık Paşa

”Babailer” “Kırım, kıyam”a uğrayınca sindiler… Kardeşi Menteş’i bu isyanlarda kaybeden Hacı Bektaş gizlice geldi, kondu Kırşehir topraklarına…

Ahi Evran’la “kara gün dostları” oldular…

Biri “köy” bir de “şehirüretmenlerinin başı oldu.

“Babailik”, “Bektaşiliğe büründü…

Çığlıklar, çığlıklar…

Geldik Osmanlıya…

“Celali İsyanları”yla çalkanırken Anadolu, Pir Sultan kaldırdı sazını bu gelenekten…

Anadolu’da türküyü şarkıyı “günah” sayıp, bunu sürdürenleri ”hak mezhep dışı“ gören kadı zadelerle, tasavvufçular çatıştı.

Anadolu’yu, Arap cephesinden estirilen ve dinin, çıkara dayalı örtü edildiği bir rüzgâr sardı sarmaladı

Oklar; “Türk kültür ve gelenekleri” ne atıldı

“Abdal” adı zaman içinde aşağılanan bir sıfata dönüştürüldü.

“Çalgıyı türküyü günah sayan”ların tepeden dayattığı “Sünni taassup” şarkıyı türküyü “Abdallara” havale etmişti…

Tarihe “Kadızadeler” adıyla geçen ve şeriat açısından katı bir yol tutan âlimlerle “tasavvufçular” arasındaki çekişmede,Osmanlı İdarecilerine sırtını dayayan “Kadızadelerin” sözü geçer oldu,

Tasavvufçuların yadsımadığı musiki ve Semah’ın, “günah ve sapkınlık” olduğunu söyleyen “Kadızadelerin”, dini de kullanarak yaptığı menfi propaganda bir hayli etkili oldu.

Anadolu halkında çeşitli sebeplerle oluşan; “Sünnî taassup” adeta çalgıyı, türküyü Abdallara havale etmişti..

Abdallar da doğal olarak “kendilerine terk edilenTürk Halk Müziği’nin ve oyun kültürünün doğal taşıyıcıları oldular.

Babadan oğula birlik olup taşıdılar “yüzyılların deyişlerini”…

Düğünlerde, muhabbet sofralarında yaşattılar.

Sonrasında Anadolu’da halk; eski “Saray Müzisyenleri”nin esamisini okumazken bu geleneğini benimsedi ve yüceltti.

İşte bu geleneğin “sevgi”, ”aşk” donundaki bir tezenesi, Yaşar Kemal’in nitelemesiyle ”bozkırın tezenesi” uçtu Anadolu’ya..

Hem geleneğinin hem de yaşadıklarının avazıyla…

Yüzyılların bakir kültüründen geldi. Yüzyıllara kazıttı çabalarıyla…

Aşklarda, gönüllerde, dilden dile kuşaktan kuşağa sevda türkülerinde…

Edebiyat, müzik, folklor tarihimize kazınarak

“’Devlet Sanatçısı’ Sıfatı Bu Geleneğe Göre “Ayrımcılık”

Dönün bakın geriye;

Anadolu’nun her süreçlerinde sırtını “egemenler”e dayayan hiçbir “çakma sanatçı” ve çıkarcı “methiye”ye, bağrında yer vermeyen halk, yüzünü halka dönenleriyle yaşattı geleneğini..

…Ve sözü geleneğinin ozanı “Büyük Usta”nın “devlet sanatçılığı” ile ilgili açıklamalarıyla sonlandırayım:

“Hepimiz bu devletin sanatçısıyız, ayrıca bir devlet sanatçısı sıfatı bana ayrımcılık geliyor’ diyerek teklifi kabul etmedim. Ben halkın sanatçısı olarak kalırsam benim için en büyük mutluluk bu. Şimdiye kadar devletten bir kuruş almadım, bir tek TBMM tarafından üstün hizmet ödülünü kabul ettim. Onu da bu kültüre hizmet eden ecdadımız adına aldım.”

 

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN