(Mehmet Kasım Cantürk’ü Hayattayken Tanıyanların Anıları)

30 Ekim 2019
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
2 defa okundu.
(Mehmet Kasım Cantürk’ü Hayattayken Tanıyanların Anıları)

UNUTTURULMAK İSTENEN DOĞU TÜRKİSTAN (7)

(Mehmet Kasım Cantürk’ü Hayattayken Tanıyanların Anıları)

Türkiye’ye hicret eden Doğu Türkistan Türkleri kafile başkanı Mehmet Kasım ve arkadaşlarının    doğup büyüdükleri yurtlarından 5000 metre yükseklikteki meşhur Pamir yayları üzerinden  aylarca yürüdükten sonra  Afganistan’a iltica etmişlerdir.  Afganistan’a sığındıktan sonra  İstanbul’daki Doğu Türkistan göçmenler Cemiyetine müracaat eden bu Doğu Türkistanlılar, Türkiye’ye göç etmek istediklerini bildirmişler. Bunun üzerine ilk önce  1963 tarihinde 118 aile ve 1967 tarihinde de 165 kişilik aile  iskanlı göçmen olarak Türkiye’ye getirilerek Kayseri iline  yerleştirilmişler. Mehmet Kasım Cantürk ve arkadaşlarının Çin zulmünden kaçarak Türkiye’ye hicretleri ile ilgili olarak  Cantürk’ü hayatta iken  tanıyan ve onla ilgili hatıraları olan kişilerden   Nurala Göktürk’ün anıları:

1961  ylı Doğu Türkistan’dan Afganistan’a 1965 yılı ise  Afganistan’da Türkiye’ye gelişimizle hayatımızın nereden nereye gittiğni kestiremediğimiz yıllardı. Türkiye’ye geldikten bir yıl sonra Hac münasebeti ile Suudi Arabistan’a gitmiş sekiz ay sonra dönmüştük. Babam her  gittiğimiz yerde bir hoca bulur götürür eline teslim ederdi. Çocukken okumanın, öğrenmenin değerini bilmezdik. 1967 Yılı idi, yaz tatilinde babam  bizi ( Emrullah ağabeyim, ben ve benim bir küçüğüm Hayrullah) Cantürk hocamıza götürüp teslim etmişti. Cantürk hocamızı ilk kez o gün yakından tanımıştım. Çok sempatik, sevecen güler yüzlü, yumuşak huylu bir insandı. Onu ömrümce hep o güler yüzü ile hatırlarım.

Hocamız bize ilk günden milli marşları öğrenmemizin önemini kısaca anlatmış, derslerimizi birer saat  dini ve milli olarak devam edeceğimizi söylemişti. O yaşlarda müziğe, şiire kısaca  edebiyata olan merakımdan  hocamızın söylediklerini can kulağı ile dinlemiştim. Mehter Marşını  ve Doğu Türkistan’ımızın milli marşını çok çabuk öğrenmiştik. Namaz sürelerini annemden öğrenmiş olduğumuz için, bize İslam’ın şartlarını, diğer arkadaşlarımıza  namaz sürelerini ödev vermişti.

Bir aylık sürenin sonunda babam bizi karşısına almış öğrendiklerimizden sınava tutmuştu. Biz babama Cantürk Hocamızdan öğrendiğimiz milli marşlarımızı ve Mehter Marşını söyleyince dikkatle ve tebessümle dinlemişti. Mehmet Kasım Cantürk Hocamıza ancak  dört Pazar ikişer saat devam edebilmiştik. Hocamızın işlerinin yoğunluğu dolayısıyla  daha sonra Zümrüt Mahallesindeki Merhum Sütçü İmam Ömer efendinin derslerine devam etmiştik.

Merhum liderimiz İsa Yusuf Alptekin  Beyin önerileri ile kurulan folklor ekibinin de başını çekmiş, gecesini gündüzüne katarak canla, başla çalışmıştı. Folklor eğitimi verilen  evlerin pencerelerinden seyretmeye geldiğimizde bizi kovmak isteyenlere izin vermezdi. Çocuk yüreğimizde o yıllarda  vatan hasreti ile iz bırakan şarkıları, türküleri, marşları ben de yıllar sonra pek çok çocuğa öğrettim.

Nurala  Göktürk’ün,  Mehmet Kasım Cantürk ile ilgili  anılarına haftaya devam edeceğim.    Doğu Türkistan’daki mezalimi iyi anlayabilmeniz için  aşağıya aldığım   Yeniçağ Gazetesinin 6  Kasım 2018 tarihinde yayınlanan Batuhan Çolak imzası ile çıkan yazısını  okumanız dileğiyle;

Geçtiğimiz Cumartesi günü Ankara Millî Kütüphane’de bir panel vardı. Türk Ocakları Genel Merkezi tarafından düzenlenen “Doğu Türkistan’da insan hakları” başlıklı panelde anlatılanlar tarihî öneme sahip.

AA, DHA ve İHA gibi haber ajansları konuyu görmezden geldi.

Etkinlikle ilgili tek haberi Kırım Haber Ajansı’nda (QHA) bulabildim.

Panelin ilk konuşmacısı bir turizmci… Adı Ömürbek Bekali… Doğu Türkistan’daki Çin kampından “Özbekistan vatandaşı” olduğu için çıkabiliyor. Anlattıkları korkunç.

Bekali, kampta yaşadıklarına dikkat çekebilmek için kürsüye elleri ve ayakları zincirlenmiş olarak çıkıyor ve şunları anlatıyor:

“Ben bir turizmciyim. Bir Doğu Türkistanlıyım. Kazak vatandaşıyım. Dedemi görmek için gittiğim Şark-ı Türkistan’da 8 ay tutuklu kaldım. Kazakistan vatandaşı olduğum halde kamplara alındım. Orada Türk olmanız, Müslüman olmanız tutuklanmanız için yeterlidir. Ben bugün Şark-ı Türkistan’daki 30 milyon Uygur Türkünün durumunu, yaşadığı zulmü anlatmak için geldim, bunun için çok gururluyum.

Kamplarda bize, ‘Siz Suriye’deki teröristlere yardım ediyorsunuz terörü buraya da taşıyacaksınız’ diye aşağılıyorlardı. Bir öğün yemek için, Çin liderlerini, devlet başkanını, komünist parti başkanlarını metheden şarkılar söylemeniz gerekiyordu. Buraya zincirlerle çıktım çünkü kampa ilk geleni bu şekilde tutuyorlar. Hiçbir yere gidemiyorsunuz tüm ihtiyaçlarınızı orada gidermek zorundasınız. Yerinize yeni biri gelene kadar. Böyle bir zulüm ve baskı var. Çin, yakın zamana kadar varlığını bile inkâr ettiği kampları dünyaya “eğitim kampları” olarak göstermeye çalışıyor. Orası eğitim kampı falan değil! Benim eğitime ihtiyacım mı var? Ailemde kamplara alınan akademisyenler, eğitimciler var bunların eğitime ihtiyacı olabilir mi? O kamplardan ben Kazakistan vatandaşı olduğum için çıkabildim. Başka türlü çıkma ihtimaliniz yok. Ancak ölünüz çıkar. Nitekim geçen ay (18 Eylül’de) kampta olan babamın ölüm haberini aldım. Bu haberi de kardeşim Doğu Türkistan’dan kendini tehlikeye atarak bana iletti. Muhtemelen bu haberi verdiği için onu da kampa aldılar. Zulüm bu seviyede.

Ben bir Hun evladı ve Türk soylu biri olarak, oradaki kardeşlerimin halini dünyaya anlatmayı kendime bir vazife olarak görüyorum. Ömrümün sonuna kadar, Şarki Türkistan’ın bağımsızlığı için mücadele vereceğim. Doğu Türkistan’da Türk, Türkiye dediğiniz zaman oradaki insanlar için akan sular durur. Türkiye’yi çok severler. Ancak Türkiye’nin bizim yaşadığımız duruma tepki vermemesi bizi çok üzüyor. Son olarak, bize Türk diyorlar. Böyle doğduk böyle öleceğiz.”

İşte Doğu Türkistan’daki yaşananların kısa bir özeti…

Türk oldukları için uğramadıkları işkence kalmayan milyonlarca insan.

Daha ne kadar susabiliriz, daha ne kadar duyarsız kalabiliriz? Soydaşlarını unutan bir millet, geleceğine nasıl umutla bakabilir? Hepsinden de ötesi soydaşını unutan bir millet, ümmetini nasıl kurtaracak?

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN