MAMAK ASKERİ CEZA EVİNDEN GELEN MEKTUP

20 Ağustos 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
512 defa okundu.
MAMAK ASKERİ CEZA EVİNDEN GELEN MEKTUP

sait-yanik-gazeteciler-federasyonu-yuksek-ist-7711991_x_o

 

26 Kasım 2013 Tarihinde Bize posta ile bir yazı gelmişti. Zarfın üzerinde Er mektubu kaşesi görülmüştür yazıyordu o zamanlar heyecanla açıp baktık ’ki Ceza evinden geliyordu. Zarfın ve Mektubun üzerinde direk adıma Sayın Sait Yanık yazılıydı, Heyecanla açıp okumaya başladım gözlerim doldu ve sonuna doğruda ağlamaya başladım çok duygulanmıştım. Nasıl olurda Türkiye Cumhuriyetinin Savcıları, Hakimleri bu kumpası göremez bu kadar gösterilen delilleri şahitleri yok sayamaz diye günlerce düşündüm. Türk Subayı Türk Askeri yapmaz yapamaz Devletine ve Cumhuriyete ihanet etmez diyordum. Mektup 31/10/2013 Yazılmış Mektubu yazan Dz.Kur.Alb. Hasan Özyurt. O günler bir filim şeridi gibi gözümün önünden geçti geldi şimdiyse bakıyorum Türk subay elbisesi giyinmiş, Cepsiz cübbe giyinmiş ne çok vatan haini FETO  Terör örgütü üyeleri varmış bu vatan ne çok ekmeğini yediği silahını arabasını tüm devlet imkanlarını kullandığı ne kadar hain yetiştirmişte Koskoca Devletimiz görememiş.

Bu Mektup bize Mamak Askeri Ceza evinden gelmişti.40 Arena Gazetesi 26 Kasım 2013 yayınlayarak tüm dikkatleri üzerine çekerek bize de o zamanları  Balyoz’ cu, Ergenekon’ cu  yakıştırması yapmışlardı hatta Valilikte Emniyet ve Jandarmada bize öcü olarak bakarlardı.Sevgili 40 Arena Okuyucuları Sayın Dz.Kur.Alb. Hasan Özyurt Bakın bizlere ne yazmış birlikte okuyalım.

Sayın Sait Yanık,

Bizler, Balyoz iftirasından mağdur albaylarız. Bize üzülmenizi değil, sadece gerçekleri bilmenizi istiyoruz.

Bizi sizin adınıza, Türk Milleti adına yargıladılar ve sizin adınıza ceza kararları verdiler. Sizin adınıza yargıladılar ama bu davayı sizin gözünüzden kaçırmak için de her şeyi yaptılar. Mahkemeyi İstanbul’dan 90 km. Uzaklıkta Silivri Cezaevinin içinde spor salonundan bozma bir yere kurdular. Duruşmaların televizyondan canlı veya banttan yayınlanması talebimizi kabul etmediler.  Biliyorlardı ki bir tek celsenin dahi sizin tarafınızdan izlenmesi çıplak gerçeği görmenizi ve davanın kocaman bir yalandan ibaret olduğunu anlamanızı sağlayacaktı.

Siz haklı olarak, “iddialar ciddi ama şüpheli yanları da var. Bakalım yargılansınlar, sonunda devletin hâkimleri, mahkemeleri nasıl olsa doğru bir karar verecektir” düşüncesi içinde oldunuz. İnanın, biz de garip bir saflıkla, mahkemenin, ne kadar yanlı olursa olsun, savunmalarımız, delillerin sahte olduğunu gösteren binlerce tutarsızlık ve 30’a yakın bilirkişi raporu karşısında mahkûmiyet kararı vermeyeceğini, veremeyeceğini düşünüyorduk. Ama öyle olmadı.

Bu mektuba ek yaptığımız listede yargılamanın adaletine ilişkin örnekleri sunduk. Mahkemenin nasıl cereyan ettiğini anlamanız için de bazı örnekler vereceğiz.

Mahkemede, içimizden biri, “Ben o yazıyı yazdığımı söylediğiniz saat ve dakikada su altında dalıştaydım, işte bu da TRT’nin kamera görüntüsü” dedi, “peki” dediler.

Pilot olan bir arkadaşımız, “Bana F-16 uçağı ile Fenerbahçe Stadına doldurulacak insanları havadan kontrol görevi vermişler. Bu stadın havadan çekilmiş fotoğrafı, bu da uçağın sürati, stadın üzerinden geçmem 3 saniyeden az sürüyor, neyi nasıl kontrol edeceğim, bu imkânsız.” Dedi, “peki” dediler.

Bir diğeri “Bu yazıyı benim yazdığımı söylüyorsunuz, altından imzam yok diyorum inanmıyorsunuz, ama adım da yanlış yazılmış. Ben kendi adımı yanlış yazacak kadar zekâdan yoksun birisi miyim?” diye sordu yine “peki” dediler. Başka bir şey sormadılar, söylemediler.

Avukatlarımızdan birisi, “Sayın Başkan, Ankara ODTÜ’den bilgisayar uzmanı öğretim üyesi bilirkişi tanığımız şu an salon dışında hazır, heyetinizce dinlenmesini talep ediyoruz, kanun da savunma tarafından hazır edilen bir tanığın dinlemesi gerektiğini söylüyor.” Dedi duymazdan geldiler. Talebini akşama kadar defalarca yineledi cevap vermediler, en sonunda da ”dinlemeye gerek yok” dediler.

Bir diğer arkadaşımız “o yazıyı yazdığımı söylediğiniz saat ve dakikada denizaltı ile manevra yapıyordum, bu gemi jurnali (seyir defteri), ayrıca o esnada yanımda olan subaylarımın tanık olarak dinlenmesini talep ediyorum, şu anda salonun dışında hazırlar, şu kanunun şu maddesine göre tanıklarımı dinlemeniz gerekir” dedi, oralı bile olmadılar. “Ortaya koyduğumuz çelişkileri delillerin tartışılması aşamasında ele alacağız” dediler, daha sonra da “delillerin tartışılması siz zaten savunmalarınızda yaptınız ayrıca bir aşamaya gerek yok” dediler, hepimizin ağzı açık kaldı. İşte böyle yargılandık.

Sonrada Türk Milleti adına, yani sizin adınıza karar veriyoruz diyerek, tüyü bitmemiş yetimin hakkıyla yetişmiş bizleri mahkûm ettiler. Siz görseydiniz, bilseydiniz buna müsaade etmezdiniz, ama gözünüzden kaçırdılar.

Temyiz için Yargıtay’a gittiğimizde, oradaki duruşmaları izleyen yakınlarımız bize, oradaki hâkimlerin avukatlarımızın savunmalarını ne kadar dikkatle dinlediklerini, hatta not bile aldıklarını ve hakka, hukuka uygun bir karar vereceklerini izlenimini edindiklerini anlattılar. Biz de sevindik ve umutlandık. Meğer ne kadar safmışız. Birilerinin, tüm adalet sistemini çökertmek pahasına da olsa, bizleri mahkûm etmeyi aklına koyduğunu nereden bilebilirdik. Savunmalarımız, tanıklarımız, bilirkişilerin ifadeleri… Hiçbiri dikkate alınmadı. Devletine ve Milletine yıllarca hizmet eden bizlere, üzerimize atılan iftira karşısında adil yargılanma hakkını bile çok gördüler.

Nerede hukuk bu kadar çok çiğnenirse, nerede adalet bu kadar gecikirse, nerede bir dava bu kadar politikleştirilirse orada insanlar ayağa kalkar, sizin gibi… Mahkeme ne derse desin, bu dava bizce vicdanlarla kazanılmıştır.

İlginiz ve yaşadığımız bu zulme kayıtsız kalmamanız bize güç verdi. İftiradan ve adaletsizlikten uzak bir yaşam sürmeniz dileğiyle, saygılar sunarız.

 

Balyoz Davasında Çarpıcı Gerçeklerden Seçmeler

Kanıt olarak öne sürülen dijital dosyaların sahte olduğu ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi, Yıldız Teknik Üniversiteleri dâhil, ülkemizin en saygın üniversiteleri ile ABD ve Almanya’daki adli bilişim uzman kuruluşlarından alınan 30 bilirkişi raporu ile kanıtlanmıştır. Fakat bu bilirkişi raporları ile savunmalarımıza mahkeme kararlarında yer verilmemiştir.

Mart 2003’de kaydedilmiş ve kapatılmış bir CD’de yer alan dijital dosyalarda 2007 yılında piyasaya sürülen Office 2007 uygulamasına ait yazı karakterleri bulunduğu Microsoft Firmasının Mahkemeye gönderdiği resmi yazı ile kanıtlanmıştır.

Türkiye’nin taraf olduğu ve yetkisini 5 Ağustos 2006 tarihinde Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN imzalı Bakanlar Kurulu Kararı ile tanıdığı BM Keyfi Tutuklamalar Çalışma Grubu, şikâyetimiz üzerine Türkiye’nin resmi yanıtını da aldıktan sonra verdiği kararında:“ Mağdurların keyfi olarak tutuklandıklarını,  savunma haklarının yok sayılarak adil yargılanmadıklarını ve bu uygulamanın ağır insan hakları ihlalleri olduğunu” tespit etmiş ve Türk Hükümetinden “ Keyfi tutuklamanın sona erdirilmesi ve ihlallerin iç hukuk yolları ile düzeltilmesini” talep etmiştir.

Eski Yargıtay Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk eski AİHM yargıcı Milletvekili Rıza Türmen, Türk Ceza Kanununun hazırlık çalışmalarına iştirak eden Başbakanımızın hukuk danışmalarında Prof. Dr. İzzet Özgenç, eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıları Vural Savaş ve Sabih Kanadoğlu da dahil olmak üzere hukukçularımız ve Barolarımız Balyoz Davasında yargılanmanın adil olmadığını, Mahkemenin değerlendirmelerinde önemli hukuka aykırılıklar ve hatalar olduğunu ifade etmişlerdir.

Yargılandığımız Mahkemenin Başkanı 12 Eylül 2010 halk oylaması sonrasında teşkil eden Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından yargılama başladıktan altı ay sonra duruşmalar başlamadan iki gün önce değiştirilmiştir. Temyiz sürecinin yapıldığı Ceza Dairesinin Başkanı 24 Ekim 2011 tarihinde bu göreve seçilmiş üyelerden birisi 24 Ocak 2011 tarihinde diğer üç üye ise 24 Şubat 2011 tarihinde HSYK tarafından Yargıtay Üyesi olarak seçilmişlerdir.

2007 model bir arabanın 2003 yılında kaza yaptığına inanabilir misiniz?

Dijital olarak 2003 yılında hazırlandığı ileri  sürülen bir yazı içerisinde, TSK personel kanununun 2005 yılında TBMM’de değiştirilmiş halinin yer aldığını,

03 Ocak 2003 tarihinde Aksaz/Marmaris Deniz Üssünde subayların bir araya gelerek darbe hazırlığıyla ilgili bir toplantı yaptıkları iddia edilmişti. Oysa o tarihte, adı geçen bir subayın yurtdışında büyükelçimiz ile çekilmiş fotoğrafı bazı yayımlanmış olduğunu,

Deniz Kuvvetleri komutanlığı Karargâhında  13 Aralık 2002 ve 02 Ocak 2003 tarihlerinde yasadışı toplantıya katıldıkları iddia edilen bir subayın yurtdışında diğerinin ise ameliyat sonrası istirahatli olduğunu,

Değeri yüz milyar dolarla ölçülen İstanbul Menkul Kıymetler Borsasının iki havacı subayı ile kontrol altına alınmasının planlandığı iddia edildiğini ancak, subaylardan birisi 16 yıl ceza alırken diğerinin ifadesinin dahi alınmadığını,

Komutanını tutuklamakla görevlendirildiği iddia edilen bir subayın görev aldığı iddia edilen tarihte lenf kanseri ameliyatı olduğunu ve hastanede yattığını resmi belgelerle kanıtlamasına rağmen hüküm aldığını biliyor musunuz?

FETO Terör Örgütünü bizler Yıllar önce görüp Gazetemizde ve Köşemizde haber yapmıştık bakmayın şimdiki demokrasi havarilerine. Allah Göstermesin Darbe Gerçekleşmiş olsaydı bu sefer o alanlardakilerin yine %70-80 Bayrak sallardı. Devletimiz büyük bir tehlike atlattı şimdi ise sırada PKK,İŞİD ve PYD Terör Örgütlerini temizlemek kaldı.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com