Çağın Mot­to­su

26 Kasım 2021
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
424 defa okundu.
Çağın Mot­to­su

Muhammed Rıdvan Sadıkoğlu

Sağ­lık­lı ola­rak dün­ya­ya gel­miş bir çocuk dü­şü­ne­lim. Açlık çek­mi­yor ve sa­de­ce has­ta­lan­dı­ğın­da te­da­vi olmak için değil, daha anne kar­nı­na düş­tü­ğü andan iti­ba­ren dü­zen­li bir sağ­lık hiz­me­ti alı­yor.
Daha üç ay­lık­ken an­ne­si mev­cut yaşam ko­şul­la­rın­dan kay­nak­lı ça­lış­mak zo­run­da ol­du­ğu için ondan ko­pa­rı­lıp an­ne­an­ne, ba­ba­an­ne, ba­kı­cı ya da kreşe ema­net edil­mi­yor.
Ya­şı­nın ge­li­şim özel­lik­le­ri­ne uygun ve ka­mu­sal bir hak ola­rak bir plan da­hi­lin­de ih­ti­yaç­la­rı kar­şı­la­nı­yor.
Okul çağı gel­di­ğin­de ni­te­lik­li ve bi­lim­sel bir eği­tim hiz­me­ti­ne “be­del­siz­ce” eri­şi­yor. Sınav yor­gu­nu ol­ma­dı­ğı için, ya­şa­dı­ğı dün­ya­yı ya­şı­na uygun ola­rak de­rin­le­şen bir şe­kil­de an­la­ma im­ka­nı­na sahip ola­rak ha­ya­tı­nın her saf­ha­sı­nı, özel­lik­le de ço­cuk­lu­ğu­nu doya doya ya­şı­yor.
Yaşı bü­yü­dük­çe in­san­lar ara­sın­da renk, dil, cin­si­yet, mez­hep, sınıf gibi ay­rım­la­rın ‘pom­pa­lan­ma­dı­ğı’ bir ül­ke­de nefes alıp ver­di­ği­ni öğ­re­ni­yor.
Eği­tim ha­ya­tı­nın so­nun­da; edin­di­ği mes­le­ği­ni veya ye­te­nek­le­ri­ni, ya­şıt­la­rı­nın önüne geçip iş sa­hi­bi olmak için değil, öğ­re­ti­len de­ğer­le­rin ışı­ğın­da ye­şer­di­ği ve bu de­ğer­le­rin göğ­sün­den süt eme­rek ru­hu­nu bes­le­di­ği için top­lu­mun ih­ti­yaç­la­rı için kul­la­nı­yor.
Ça­lış­ma­nın, üret­me­nin, işe ya­ra­ma­nın ‘be­den­sel bir en­ge­li ol­ma­dı­ğı sü­re­ce’ her insan için hem hak hem de yü­küm­lü­lük ola­rak gö­rül­dü­ğü bir top­lum­da ya­şı­yor. Kendi türü dı­şın­da­ki can­lı­la­rın do­ğa­nın bir par­ça­sı ol­du­ğu ve on­la­rın da yaşam hak­la­rı­na say­gı­lı ol­ma­sı ge­rek­ti­ği­nin far­kın­da.
Değer gör­mek, değer ver­mek, kendi türü için­de eşit olmak, pay­laş­mak, da­ya­nış­mak gibi ‘in­sa­nı insan yapan’ vaz­ge­çi­le­mez de­ğer­le­ri yal­nız­ca ha­yal­le­rin­de gör­mü­yor.
Top­lu­mu ayak­ta tutan en önem­li unsur olan ada­let kav­ra­mı­nı, sa­de­ce ki­tap­lar­dan veya uy­gu­lan(a)mayan hukuk me­tin­le­rin­den oku­mu­yor. Bun­la­rın biz­zat için­de ya­şı­yor.
Hal böyle olun­ca insan iliş­ki­le­ri de doğal ola­rak baş­ka­la­şı­yor.
Ne maddi ola­rak ken­di­si­ne muh­taç gör­dü­ğü “ça­re­si­ze” dik­le­ne­bi­li­yor; ne de yap­tı­ğı­nın ce­za­sız ka­la­ca­ğı gü­ve­niy­le ha­re­ket ede­bi­li­yor. Çünkü içine kod­la­nan vic­dan çipi, yü­re­ği için bir pu­su­la iş­le­vi gö­rü­yor.
Bu pu­su­la­nın reh­ber­li­ğin­de; bir nes­ney­le, bir in­san­la veya başka tür­de­ki bir can­lıy­la, sa­hip­lik üze­rin­den iliş­ki kur­mu­yor. Zira için­de ya­şa­dı­ğı ko­şul­lar buna gerek ya da fır­sat bı­rak­mı­yor.
Ya­şa­dı­ğı ül­ke­de temel ih­ti­yaç ka­lem­le­rin­den tutun da kül­tür ve sa­na­ta kadar ni­te­lik­li her türlü hiz­me­te eri­şi­mi as­ga­ri se­vi­ye­de de olsa müm­kün. Üs­te­lik bunun için bir met­ro­po­le sı­ğış­mak zo­run­da da kal­mı­yor. Çünkü tüm bu hiz­met­ler aynı ni­te­lik­te ül­ke­nin her ya­nı­na ulaş­mış du­rum­da.
Ula­şım hiz­met­le­rin­de in­san­la­rın leb­le­bi gibi öl­dü­ğü; ihmal, de­ne­tim­siz­lik ve li­ya­kat­siz­lik­le­rin adına kader den­di­ği; de­re­si­ne, te­pe­si­ne, ha­va­sı­na, su­yu­na zehir akan bir coğ­raf­ya çok es­ki­de kal­mış.
Bir avuç sö­mü­rü­cü muk­te­di­rin “is­tih­dam sağ­lı­yor” diye kut­san­dı­ğı za­man­lar geçip git­miş. Zira in­sa­nın ve do­ğa­nın zen­gin­lik­le­ri, pat­ron sı­nı­fı­nın hü­küm­ran­lı­ğın­dan çı­ka­rı­lıp plan­lı ve prog­ram­lı bir şe­kil­de bütün top­lu­ma tah­sis edil­miş.
Makul bir mesai sü­re­sin­ce ve in­sa­ni ko­şul­lar­da ha­yat­ta kal­mak için değil top­lum için ça­lı­şıp, üre­ti­yor. Ya­şa­dı­ğı çağa olan bor­cu­nun erin­cin­de biri ola­rak he­de­fi, ken­din­den son­ra­ki nesle güzel bir ge­lecek bı­ra­ka­bil­mek!
Ça­lış­ma dö­ne­mi geçip de yaşın iler­le­me­ye baş­la­dı­ğı dönem gel­di­ğin­de ise, her türlü ih­ti­ya­cın yine ka­mu­sal ola­rak gi­de­ril­di­ği, mali yük ola­rak gö­rül­me­den ve top­lum­dan dış­lan­ma­dan ya­şa­na­cak uzun “emek­li­lik” yıl­la­rı baş­lı­yor.
Yaşam sü­re­si­nin bi­lim­sel plan­la­ma­lar ışı­ğın­da uza­dı­ğı, olur da sal­gın filan ya­şa­nır­sa ilk göz­den çı­ka­rı­lan top­lu­luk ola­rak gö­rül­me­ye­ce­ğin za­man­lar­dan sonra yaşam dön­gü­sü­nün ta­mam­lan­dı­ğı bah­ti­yar bir ölüm ile de ar­ka­sın­da “hoş bir sada” bı­ra­ka­rak dünya sah­ne­si­ni ka­pa­tı­yor.
Şimdi so­ru­yo­rum:
Bu say­dı­ğım ko­şul­lar­da cen­net ya­şan­ma­ma­sı müm­kün mü?
Ya da böy­le­si bir coğ­raf­ya­da kö­tü­lü­ğün hüküm sür­me­si ve si­ya­hı­nı gün­den güne ar­tır­ma­sı­nın imkân ve ih­ti­ma­li var mı?
“Hayır” de­di­ği­ni­zi duyar gi­bi­yim!
Ama, özel­lik­le de ka­yıt­sız­lı­ğın değ­di­ği hemen her şeyi taş yı­ğı­nı­na çe­vir­di­ği ve ya­şan­tı­nın cı­lız­la­şa­rak anlam de­rin­li­ği­ni gün­den güne yi­tir­di­ği bu çağda, tüm bu say­dık­la­rı­mın “üto­pik bir kurgu” ol­du­ğu­nu bi­li­yo­rum.
Ancak, inan­dı­ğı­mı­zı iddia et­ti­ği­miz kadim de­ğer­le­rin ve ilahi öğ­re­ti­nin “da­rüs-se­lam” de­di­ği barış ve esen­lik yur­du­nun işa­ret et­ti­ği dünya, tam da an­dı­ğım gibi bir dünya ve bu dün­ya­nın inşa edil­me­si için iman id­di­asın­da­ki her birey bunun için gö­rev­len­di­ril­miş, böy­le­si bir dün­ya­nın in­şa­sı için ıs­rar­la bi­linç ve far­kın­da­lı­ğa davet edil­miş­tir.
Bu yüz­den de hep söy­lü­yo­rum; iyi­lik ve gü­zel­lik bu dün­ya­nın ma­ya­sı­dır!
Bugün, yer­yü­zü­nün hemen her bir ka­re­si­nin ma­su­mi­ye­ti, bizim yapıp et­tik­le­ri­miz ne­de­niy­le kir­len­miş­se de dünya er ya da geç asli ma­ya­sı olan iyi­lik ve gü­zel­li­ğe dö­necek; bunu en­gel­le­me­ye de hiç kim­se­nin gücü yet­me­ye­cek­tir.
Evet, kabul etmek ge­re­ki­yor!
Kö­tü­lü­ğün si­ya­hı kar­şı­sın­da yü­rek­le­ri­mi­zin di­re­ni­şi­ne en çok ih­ti­yaç duy­du­ğu­muz şu gün­ler­de gö­rü­yor ve an­lı­yo­ruz ki; iha­net ve kö­tü­lük Kabil’den beri pu­su­da bek­li­yor ve insan ha­ya­tı­nın kut­sal­lı­ğı­na kast ede­rek bizim pa­sif­li­ği­miz yü­zün­den zul­mü­nü icra ede­rek ka­ran­lı­ğın si­ya­hı­nı ar­tı­rı­yor!
Çünkü bu­gün­kü yaşam ga­ile­si ile bir­lik­te mo­dern ça­lış­ma dü­ze­ni ve kül­tür em­per­ya­liz­min (tek­no­lo­jik erk­le­ri de ar­ka­sı­na ala­rak) kur­du­ğu arzu ve algı im­pa­ra­tor­lu­ğu sa­ye­sin­de, insan ruhu as­lın­dan adım adım uzak­laş­tı­rı­la­rak ‘en kaba ta­bir­le’ emi­lip po­sa­ya çev­ri­li­yor.
Ya­şa­dı­ğı­mız çağda ner­dey­se tüm dün­ya­yı di­zayn eden ve bil­gi­nin gü­cü­nü elin­de tutan muk­te­dir­ler; bunu ba­şar­dık­la­rı ve ‘ya­şa­mı yaşam kılan’ asli de­ğer­ler çok hızlı bir şe­kil­de asi­mi­le edil­di­ği için de bugün mut­lu­lu­ğun kay­na­ğı veya ha­ya­tın an­la­mı de­yin­ce ak­lı­mı­za sa­de­ce sahip ol­du­ğu­muz maddi de­ğer­ler ge­li­yor.
Zih­nen kö­le­leş­ti­ği­miz için de sahip ol­du­ğu­mu­zu san­dık­la­rı­mı­zı bir yaşam ve­re­rek satın al­dı­ğı­mı­zın ama bu alış­ve­ri­şin aley­hi­mi­ze ol­du­ğu­nun yazık ki far­kı­na dahi va­ra­mı­yo­ruz.
Çünkü, çağın ben­lik­le­re di­re­ti­len mot­to­su belli;
“Za­ma­nı­nı, eme­ği­ni, yürek te­ri­ni hatta ait ol­du­ğun kök­ler­le bes­len­di­ğin ru­hu­nu sat! Bu alış­ve­ri­şin kar­şı­lı­ğın­da; büyük büyük ev­le­rin, ara­ba­la­rın, sa­yı­sı­nı senin bile unu­ta­ca­ğın eş­ya­la­rın olsun!”
Bu hırs ne­de­niy­le, bugün es­ki­ye oran­la ulaş­tı­ğı­mız maddi refah, bizim için bir mut­lu­luk pa­ra­met­re­si ola­rak gö­rü­nü­yor ama gelin görün ki içi­miz­de bir yer­ler­de derin bir anlam aç­lı­ğı ile yaşan(a)mayan bir ha­ya­tın ek­sik­li­ği hep var.
Çünkü, ba­şı­mız­dan aşağı sü­rek­li im­ge­ler yağan ve kro­no­lo­jik za­ma­nın bi­yo­lo­jik sa­at­le­ri hızla çe­vir­di­ği bu paslı ik­lim­de, baş dön­dü­rü­cü bir de­ği­şi­min rüz­gar­la­rı; bize ait olan, bizi ruh kök­le­ri­mi­ze bağ­la­yan ‘ne varsa’ önüne katıp gö­tü­rü­yor ve ya­şa­dı­ğı­mız bu hız, artık kök­le­ri­mi­ze tu­tun­ma­mı­za dahi engel olu­yor.
Soh­bet ve ma­ka­le­le­rim­de ıs­rar­la anı­yo­rum;
Daha fazla güç, daha fazla ik­ti­dar, daha yük­sek mev­ki­ler, daha çok para ve mal, daha fazla alkış hırsı için­de bir baş­ka­sı­nın acı­sı­na ka­na­ma­yı bı­rak­tı­ğı­mız ve o acıya bi­gâ­ne kal­dı­ğı­mız gün, biz “bizi” yi­tir­dik. Top­lu­mun yazık ki ruh kök­le­rin­de var olan “öteki” kav­ra­mı­nı ku­cak­la­mak, öte­ki­ne rağ­men değil öteki ile bir­lik­te cen­ne­ti inşa et­mek­ten vaz­geç­ti­ği­miz gün, bize ait olan de­ğer­le­ri­mi­ze “gönül bir­li­ği” için­de selâ oku­duk.
Bes­len­di­ği kadim de­ğer­le­ri ve ka­ran­lı­ğı­na ışık tu­ta­cak eşsiz ta­ri­hi­ne rağ­men dün­ya­yı de­ğiş­ti­recek ta­ka­ti ken­din­de bu­la­ma­yan; gücü elin­de bu­lun­du­ran­la­rın yap­tı­ğı sal­vo­la­rı korku için­de iz­le­yip geri çe­kil­mek­ten, kendi içine daha da bü­kül­mek­ten öte sa­vun­ma öğren(e)meyen gü­nü­müz in­sa­nı, ken­di­ne biç­ti­ği de­ğer­ler ile ha­ya­tın da­yat­tı­ğı ger­çek­ler ara­sın­da­ki uçu­rum açıl­dık­ça da, açı­lan boş­lu­ğa adım adım keder da­mı­tı­yor artık.
Bu yüz­den belki be­den­le­ri­miz bir­bi­ri­ne de­ği­yor ama çabuk tat­mi­ne ayar­lı “yeni dünya dü­ze­ni” kar­şı­sın­da kalp­le­ri ve ruh­la­rı “in­san­lık na­mı­na” ortak pay­da­lar­da bu­lu­şa­bi­len insan sa­yı­sı, çok ama çok az artık.
Bu azlar da yazık ki ta­rih­te ol­du­ğu gibi “yal­nız­lı­ğın” yaz­gı­sı­nı ya­şı­yor­lar. Tek ba­şı­na­lı­ğın makus ka­de­ri­ni so­lu­duk­la­rı için de; kibre karşı te­va­zu­yu, sığ­lı­ğa karşı de­rin­li­ği, ben­cil­li­ğe karşı di­ğer­kâm­lı­ğı, ha­se­de karşı da­ya­nış­ma­yı, hıza karşı ya­vaş­lı­ğı, yal­nız­lı­ğa karşı ya­ren­li­ği ve som akla karşı gönlü inşa et­mek­te ye­ter­siz ka­lı­yor, doğ­ru­lar­da ka­la­ba­lık­la­şa­mı­yor­lar.
Peki, ya­zı­nın ba­şın­da an­dı­ğım bir dün­ya­yı inşa etmek yani cen­ne­ti bu­ra­da kur­mak ger­çek­ten hayal mi? Biz o tab­lo­yu ger­çek­ten bir “hayal” ola­rak mı gör­me­li­yiz?
Bence hayır!
Çünkü bu işin çö­zü­mü çok zor değil!
Sö­zü­nü et­ti­ğim tab­lo­ya ulaş­mak ve ya­şa­dı­ğı­mız çağa kal­bi­mi­zin ren­gi­ni sun­mak is­ti­yor­sak; tıpkı bir per­gel gibi, bir aya­ğı­mız 1500 yıl ön­ce­ki kadim de­ğer­ler­den güç ala­cak; öbür aya­ğı­mız ise insan ka­la­bil­me ça­ba­sı uğ­ru­na son ne­fe­si­ne kadar yürek teri dö­kecek.
Bunu ya­pa­bil­di­ği­miz vakit böy­le­si bir di­na­mizm, bizim ne 1500 yıl ön­ce­ki de­ğer­ler­de ça­kı­lı kal­ma­mı­zı sağ­la­yıp göğ­sün­den süt em­di­ği­miz çağa ya­ban­cı bı­ra­ka­cak (Ta­li­ban ör­ne­ğin­de ol­du­ğu gibi) ne de bugün İslam id­di­asın­da ol­ma­mı­za rağ­men ya­şa­dı­ğı­mız çağ bize ve ya­şam­la­rı­mı­za şekil ve­recek.
Çünkü, bir aya­ğı­mı­zı sabit tut­tu­ğu­muz ve in­san­lı­ğın insan kalma mü­ca­de­le­sin­de kadim bir di­na­miz­mi fı­sıl­da­yan o de­ğer­ler, ya­şa­dı­ğı­mız çağa o in­sa­ni de­ğer­le­ri aşı­la­ma­mı­za ön ayak ola­cak ve ku­şan­dı­ğı­mız de­ğer­ler hal dili ile et­ra­fı­mız ka­ran­lık­sa bir güneş gibi ısı­ta­cak, so­ğuk­sa aynı şe­kil­de bu mis­yo­nu yük­le­ne­rek ısı­ta­cak­tır.
Yani çözüm açık!
Kal­ben geç­miş­ten bes­len­mek, için­de­ki ka­ran­lık­la­rı bu sa­ye­de ay­dın­lık­la­ra boğ­mak ve insan kalma mü­ca­de­le­sin­de ilk in­san­dan son in­sa­na var ol­ma­sı ge­re­ken de­ğer­le­ri so­luk­la­mak; zih­nen ise kal­bin­den al­dı­ğın o be­si­ni ya­şa­mı­na ve çağa yay­mak!
Bu sa­ye­de de “eşref” olma ve Müs­lü­man­lık sı­fa­tıy­la ve­ri­len şe­re­fi ka­zan­mak uğ­ru­na da­rüs-se­lam ola­rak işa­ret edi­len dünya cen­ne­ti­ni, üyesi ol­du­ğun ailen­den baş­la­mak üzere adım adım top­lum­da ya­ra­ta­bil­mek!
Bizim ta­kıl­dı­ğı­mız, sı­nıf­ta kal­dı­ğı­mız ve ba­şa­ra­ma­dı­ğı­mız yer, tam da bu­ra­sı işte!
Zira kal­bi­miz geç­miş­ten bes­len­mi­yor, çünkü ilk emir “oku” ol­ma­sı­na rağ­men oku­ma­dı­ğı­mız için bil­mi­yo­ruz. Öğ­ren­mek gibi bir yürek ağ­rı­mız da yok! Çünkü duy­duk­la­rı­mı­zın bil­gi­si bizi tat­min edi­yor.

Anahtar Kelime:
Bu haberi okuyanlar bunları da okudu.
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

Nude straight boys with monster cocks gay Fucking the Nerd - straight, boys, Nude Nasty Gay fuck 1 - Nasty, fuck, Gay Blacks On Boys - Gay Bareback BBC Nasty Gay Fuck 08 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Hardcore Interracial Gay Fuck Video 13 - Blacks, On, Boys Blacks On Boys - Nasty Hardcore Interracial Gay Fuck 02 - Boys, Blacks, On