3 Aralık 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
483 defa okundu.

Halk ozanı Neşet Ertaş’ın babası bozlak ustası Muharrem Ertaş, ölümünün 34. Yılında mezarı başında anıldı.

KIRGARAT-C Bozlak Ustası Muharrem Ertaş’ı mezarı başında andı

Abdal kültüründen gelen sanatçılar başta olmak üzere Kırşehir Gazeteciler Radyocular ve Televizyoncular Cemiyet Başkanı, Gazetemiz İmtiyaz Sahibi Sait Yanık, KIRGARAT- C üyesi Gazetemiz Editörü Sümeyye Şahin, Gazetemiz Muhabiri Didem Ceylan, KIRGARAT-C Üyeleri olan Gazeteciler ve vatandaşlar Muharrem Ertaş’ın merkez Bağbaşı Mezarlığı’ndaki kabrini ziyaret etti. Dua okuyup, mezara çiçek bırakan ziyaretçiler, mezarı babasının ayakucunda olan Neşet Ertaş için de dua etti.

“GAZETECİLER VE BASIN MENSUPLARI OLARAK DEĞERLERİMİZ OLAN USTALARIMIZI UNUTMAYACAĞIZ, UNUTTURMAYACAĞIZ”

Kırşehir Gazeteciler, Radyocular, Televizyoncular Cemiyeti Başkanı Sait Yanık, “Ziyaretin ardından yaptığı açıklamada, Muharrem Ertaş’ın Kırşehir’in yetiştirdiği büyük bozlak ustalarından biri olduğunu belirterek, basın mensuplarıyla 34. ölüm yıl dönümünde Ertaş’ı mezarı başında andıklarını söyledi.

Muharrem Ertaş’ın, dilden dile dolaşan sayısız eser kazandırdığını aktaran Yanık, “İsterdik ki Kırşehir’in adını dünyaya duyuran Neşet Ertaş’ın hem ustası hem de babası Muharrem Ertaş’ı daha çok kişi gelerek, ansın. Gazeteciler ve basın mensupları olarak değerlerimiz olan ustalarımızı unutmayacağız, unutturmayacağız.” dedi.

– MUHARREM ERTAŞ

Halk ozanı Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş, 1913 yılında Yağmurlu büyükoba köyünde zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan birisi olarak dünyaya geldi. Köyünde başlayan çileli yaşamı merkez Bağbaşı Mahallesi’nde bulunan gecekonduda devam eden bozlak ustası Muharrem Ertaş, 1984 yılında, 71 yaşında hayatını kaybetti. Muharrem Ertaş, “Kalktı Göç Eyledi Avşar Elleri”, “Kırat Bozlağı”, “Aldı Dert Beni”, “Yağmur Yağdı Yine Bulandı Hava”, “Yeni Geldim Dinek Dağı”, “Şu Yalan Dünyadan Usandım”, “Ağ Ellerin Sala Sala Gelen Yar”, “Ela Gözlerini Sevdiğim Dilber”, “Gönül Ne Gezersin”, “Kısmet Kalktı Şu Ellerde Durulmaz” gibi birçok türkü ve bozlağı Türk halk müziğine kazandırdı.

“ÇALDI VE SÖYLEDİ”

Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş 1913 yılında Yağmurlubüyükoba köyünde başlayan yoksul ve çileli hayatı, Kırşehir’in Bağbaşı mahallesindeki yoksul gecekondulardan birinde noktalandığında 71 yaşındaydı. Ömrünün neredeyse tümünü çalıp çağırarak geçiren Muharrem Usata’nın bütün bir hayatı bir bakıma bu iki kelimede saklı: “Çaldı ve söyledi.” Musiki kültürümüzün en orijinal ve sanatkarane örneklerini içeren hususi repertuarı ve icra uslubu üzerine değil akademik çalışmalar yapılması, ciddi bir makalenin bile yayınlanmadığı göz önüne alınırsa, ülkemizde Muharrem Ertaş’ı derli toplu değerlendiren elinizdeki yayın olduğu söylenebilir. Ülkemizde diyoruz, zira çeşitli zamanlarda A.B.D. ve Japonya’dan gelen müzikolog ve etnomüzikologların Muharrem Ertaş üzerinde çalıştıklarını biliyoruz.

YÖRENİN EN ÜNLÜ SAZ USTALARINDAN

Muharrem Ertaş zurnacı Kara Ahmet ile Ayşe Hanım’ın 5 çocuğundan biri dedelerinin deveci kabilesi mensup olduğu ve Horasan’dan gelip Kırşehir’in Yağmurlubüyükoba köyüne yerleştiğini daha sonra bir tek kişi (Yusuf Usta) hariç, bu köyün tamamını 1940’lı yılların başında Kırşehir’in Bağbaşı Mahallesine göç ettiğini biliyoruz. Henüz 7-8 yaşında iken ilk bağlama derslerini aldığı dayısı Bulduk Ustadan sonra, Muharrem Ertaş’ın asıl ustası bu Yusuf Ustadır. Yusuf Usta yöresinin anonim ezgilerinin yanı sıra, daha çok Toklumen’li Aşık Sait’in (1835-1910) şiirlerini ustaca çalıp söyleyen ve bütün bunları Muharrem Ertaş’a da öğreten yörenin en ünlü saz ustalarından biridir.

MUHARREM ERTAŞ O GÜNLERİ ŞÖYLE ANLATIYOR:

“Çalıp söyleme merakım küçük yaşlarda başladı. Bulduk adındaki dayımın çok güzel sesi vardı. Bir köyde türkü söyledi mi diğer köyde dinlenirdi. Hatta seferberlikte asker kaçaklarını yakalamak için subaylar dayımı yanlarına alıp köy köy dolaşırlarmış. Dayıma türkü söylettirip kendileri de pusuya yatarlar ve dayımın sesine dağlardan köye inen kaçakları yakalarlarmış. Derken Yusuf Usta beni çok severdi, merakımı görünce beni yanına aldı her gittiği yere götürdü. Düğünler de, bayramlarda, eğlencelerde yanından ayırmayarak ustalarından öğrendiğini bana da öğretirdi. Yedi yıl O’nun la çalıştıktan sonra artık tek başıma çalıp söylemeye başladım.”

İlk karısı Hatice Hanım’ın kısa bir süre sonra vefatı üzerine evlendiği ikinci karısı Döne Hanım’dan Necati, Neşet, Ayşe ve Nadiye adında dört çocuğu olur. Daha sonra Döne Hanım’da vefat eder ve bir düğün için geldiği Yozgat’ın Kırıksoku köyünde kader karşısına Arzu Hanım’ı çıkarır.

Bu son evliliğinden Ekrem, Ali, Muharrem ve Cemal adlarında dört çocuğu daha olur ve ömrü, yöresel tabirle sekiz baş horantaya ekmek parası kazanmak uğruna son derece zor ve kötü şartlarda çalışıp çırpınmakla geçer.

“ÖYLE BİR OKUYUŞTUR Kİ ŞİMDİYE KADAR SAZ ÇALIP OKUYANLARIN HİÇ BİRİNE BENZEMEMEKTEDİR”

Muharrem Ertaş’ın adı bir TV programında okuduğu sözleri Dadaloğlu’na ait ünlü ‘Avşar Bozlağı’ ile yurt genelinde duyulur. Bu öyle bir okuyuştur ki şimdiye kadar saz çalıp okuyanların hiç birine benzememektedir. Tok ve davul gibi gümbürdeyen, ama alabildiğine duygulu bir divan sazı eşliğinde; tiz, gür, parlak ve bir o kadar da içli ve yanık bir sesin okuduğu, bir buçuk oktavı aşan ses genişliğine sahip bir Dadaloğlu gürlemesi:

Kalktı göç eyledi avşar elleri

Ağır ağır giden eller bizimdir

Arap atlar yakın eyler ırağı

Yüce dağdan aşan yollar bizimdir

Repertuarındaki diğer eserler de kimsenin bilmediği, söylemediği, bilenlerin ise asla bu derece güzel ve etkileyici okuyamayacaklarını itiraf ettikleri türküler, bozlaklar, ağıtlar ve halay havaları…. Her biri tümünün en güçlü ve orijinal örnekleri…

Muharrem Ertaş, 1970’li yıllardan itibaren, o yıllarda büyük bir şöhrete sahip olan ‘Neşet Ertaş’ın babası Muharrem Ertaş’ olarak ismi daha çok duyulur olmuş fakat hiçbir zaman layık olduğu gerçek şöhrete erişememiştir. O şan şöhret için, büyük paralar kazanmak için sanat yapan biri olmadığı hiçbir zaman, olamazdı da. Çünkü çalıp söylemek, O’nun için doğal yaşam biçimiydi.

Bu dünyada 71 yıl yoksul kendi halinde ve sessizce yaşayan Muharrem Ertaş, 1984 yılının 3 Aralık günü yine yoksul ve sessizce öldü.

HABER: SÜMEYYE ŞAHİN

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN