İçgörü..?

11 Ekim 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
338 defa okundu.
İçgörü..?

İçgörü..?

Yazı köşesinin adı, yazarın olaylara ve düşüncelere bakış tarzını ortaya koyar. Köşenin temasını yansıtır.

Geçen hafta okurlara merhaba yazımda, köşenin adını okurlarla paylaşacağımı yazmıştım.

İçgörü nedir?

İçgörü; kısaca kişinin kendini bilmesidir. Daha geniş anlamıyla, kişinin duygu, düşünce ve davranışlarını tanıyabilmesi ve gerçeğe uygun bir şekilde fiziksel ve sosyal çevresiyle bağ kurabilmesidir. Yani kişinin kendi kendisiyle empati kurabilmesidir. Kişinin kendi iç dünyasına ayna tutmasıdır. Kendini doğru tanımlamasıdır.

İçgörüsü gelişmiş kişiler, yeteneklerini ve ihtiyaçlarını iyi bilirler. Sorunlara karşı etkili bir şekilde mücadele etme yetisi gelişmiştir. Kişi sahip olduğu duygu ve düşüncelerinin ne kadar farkında olursa; neyi, neden ve nasıl yaptığını daha iyi bilir.

Büyük tasavvufçu Yunus Emre’nin temel felsefesi, “kendini bilmektir”. Yunus Emre, şiirlerinde insan sevgisi, yaşam, insanın kendini tanıması gibi konuları işlemiştir. Bir insanın kendini tanıması ve hislerinin farkına varması bireyin eğitim almasından daha öncelikli ve değerlidir, diyor. O meşhur dörtlüğünde şöyle der;

“İlim ilim bilmektir.
İlim kendin bilmektir.
Sen kendini bilmezsin,
Ya nice okumaktır.”

Aslolan insanın yaşamı boyunca kendini anlama ve öğrenmenin, bilim öğrenmek kadar önemli ve öncelikli olduğu tezini savunmuştur. Güçlü bir içgörü felsefecisidir. Bu dörtlüğün içinde ve bütününde içgörünün temel felsefesi yatmaktadır.

Hacı Bektaş-ı Veli’nin “Eline, diline ve beline sahip ol” yaşam felsefesi; kişinin kendi duygu, düşünce ve isteklerini, fiziksel ve sosyal çevreye zarar vermeden bir özdenetim mekanizması oluşturmasıdır. Kişi doğuştan getirdiği nefsini, toplumsal ahlakın normlarına uydurmalıdır. Nefsinin, toplumsal değerlere karşılık gelmeyen yanını köreltebilmelidir. Kendini iyi tanıyan insan, başkalarını korur ve yüceltir.

Rus Edebiyatının klasikleşmiş eserlerinin yazarlarından Fyodor Mihayloviç Dostoyevski, “Suç ve Ceza” romanında aslında içgörüyü işliyor. Eserde Raskolnikov, parasız kalmış bir üniversite öğrencisidir. Komşusu, paralı yaşlı kadını öldürür. Polis peşine düşer, takip edildiğini fark eder. Uzun bir süre yakalanma korkusu yaşar. Bu korku giderek çekilmez ızdıraplara ve paranoyalara kadar uzanır. Büyük bir iç çekişmesi yaşar. Günlerce kendi kendisiyle yüzleşir. Sonunda vicdanı galip gelir, “korkarak ve hezeyanlar içinde yaşamaktansa, adaletin güvenlikli kollarına ruhumu ve bedenimi teslim etmek insan olmamın sorumluğudur” der. Böylece polise teslim olur.

Dostoyeviski, suç ve ceza romanında, kendini vicdanında yargılarken, içgörü üzerinden yapar. İnsan vicdanının temeli, içgörü üzerine inşa edilir. Romanın kahramanı Raskolnikov, cinayet ve polise teslim arasındaki süreçte büyük bir vicdan muhasebesi yapmıştır. İşte bu süreç, bir içgörü sürecidir. Adeta kendi vicdanında bir mahkeme kurmuştur. Kendini vicdanında yargılamıştır. İçgörü, insanın iç dünyasındaki mahkemesidir.

Günümüz insan sorunlarında, insanın yaptığı ve ortaya koyduğu davranışları kendi vicdanında doğru ve gerçekçi bir biçimde yargılatabiliyorsak, en üst ahlakı oluşturma yolunda ilerliyoruz, demektir.

Yaşam, bir öğrenme sürecidir. İnsan öğrendikçe kemale ulaşır. İnsan kendi kendisinin öğretmenidir. İnsan öğrendikçe önce kendini keşfeder, sonra çevresini keşfeder. İnsan kendini tanıma, anlamlandırma ve yapılandırma uğraşısı içindedir.

İnsan aklına ve ruhuna hakim olabilmelidir. Onları büyütmeli ve geliştirmelidir. İnsan kendini yönetebilmelidir. Üzerine atılı sorumluluklarını geliştirerek taşımasını bilmelidir.

Bazen iç dünyamızla baş başa kalabilmeliyiz. Kendimizle hesaplaşabilmeliyiz, kendimizle konuşmalıyız, dinlemeliyiz kendimizi… Bir çiçeğe bakar gibi, ruhumuza bakmalıyız. Dingin bir ruh, her daim aklın büyük destekçisidir.

İnsan, içinde bulunduğu sosyal çevreyle organik bir bağ içinde olmalıdır. Kendi gücü, becerisi ve yeteneklerinin, toplumun değer yargılarıyla nasıl bir ilişki içinde olması gerektiğini iyi bilmelidir.

Beş duyumuzu ve algılarımızı dış dünyaya açık tutmalıyız. Sadece bedenimizle var olmak değil, akıl ve ruh dünyamızla var olmalıyız.

İnsan toplumsal bir varlıktır. İnsan yaşamdan beklentileriyle, toplumun genel kabul ve beklentilerini uyuşturarak yaşamasını bilmelidir.

İçgörü, bireyin kendi dünyasına yaptığı bir yolculuktur.

Bir iç gözlemdir.

 

Atila İNCE

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN