‘HAK’ KAVRAMI VE KÜLTÜREL YAPI

15 Ağustos 2022
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
203 defa okundu.
‘HAK’ KAVRAMI VE KÜLTÜREL YAPI

Ferhat Yıldırım

İnsan­lı­ğın var­lı­ğın­dan bu­gü­ne iki büyük has­le­ti var­dır. Bun­lar ‘öz­gür­lük ve eşit­lik’ tir. Bun­lar da in­san­lı­ğın hak­kı­dır. Ancak, mut­lak bir öz­gür­lük ve mut­lak bir eşit­lik müm­kün ol­ma­dı­ğı­na göre, bunun hu­kuk­sal ya­nı­nı dü­zen­le­mek ge­rek­mek­te­dir.
Hu­kuk­ta eşit­lik, öz­gür­lük kav­ra­mı için­de bir un­sur­dur: Yani ‘her­kes­le eşit hak­la­ra sahip olma ve bir şeyi yapma veya yap­ma­ma hakkı’ de­mek­tir. Bu da ki­şi­ye ana­ya­sa ve ka­nun­lar ile ta­nın­mış yet­ki­ler de­mek­tir.
Yani ki­şi­nin bir ko­nu­da hakkı var ise, dev­let­ten veya diğer ki­şi­ler­den onun ye­ri­ne ge­ti­ril­me­si­ni ‘is­te­me yet­ki­si’ne sahip ol­ma­sı­dır.

Sı­nı­rı­nı bir ki­şi­nin-züm­re­nin veya dev­let or­ga­nı­nın; ‘bir eylem ve fa­ali­ye­ti­nin baş­ka­sı­na zarar ver­me­den ger­çek­leş­tir­me hakkı’ ola­rak ele alır­sak, öz­gür­lü­ğün de sı­nı­rı­nı çiz­miş olu­ruz.
Bir ülke yurt­ta­şı­nın; Seç­me-se­çil­me, der­nek kurma, si­ya­sal parti ve der­nek­le­re üye olma, kendi kül­tü­rü­nü (dil, din, mez­hep, inanç örf-ge­le­nek vs.) genel ku­ral­lar­la çe­liş­me­di­ği sü­re­ce ya­şa­ma, mül­ki­yet edin­me, ti­ca­ret yapma, sos­yal ak­ti­vi­te­le­re ka­tıl­ma, gös­te­ri yapma, se­ya­hat etme gibi temel hak­lar­dan belki de en önem­li­si; ‘ko­run­ma hakkı’dır.
Ki­şi­nin can ve mal gü­ven­li­ğin­den baş­la­mak üzere, tüm temel hak ve hür­ri­yet­le­rin; ya­sa­ma or­ga­nı­na, yü­rüt­me ve ona bağlı tüm dev­let ku­rum­la­rı­na ve de özel ve tüzel kişi ve grup­la­ra karşı ko­run­ma hakkı olmak zo­run­da­dır.
Bu nokta çok önem­li­dir. Çünkü, ki­şi­yi dev­let­ten ve baş ede­me­ye­ce­ği dü­zey­de­ki güçlü ya­pı­lar­dan ko­ru­ma­lı­dır. Bu ne­den­le ki­şi­le­rin bu hak­la­rı, ana­ya­sa­da somut ifa­de­si­ni bul­ma­lı­dır.
Tür­ki­ye’nin de imza at­tı­ğı insan hak­la­rı bil­dir­ge­sin­de ki, şu mad­de­le­rin yüzde yüz uy­gu­lan­dı­ğı­na ina­nı­yor mu­su­nuz?
Bütün in­san­lar hür; hay­si­yet ve hak­lar ba­kı­mın­dan eşit doğar.
Kimse ırk, renk, cins, dil, din, si­ya­si ya da her­han­gi bir dü­şü­nüş­ten do­la­yı ay­rı­la­maz .
Ya­şa­mak ve hür­ri­yet her­ke­sin hak­kı­dır.
Hiç kimse kö­le­lik ya da kul­luk al­tın­da bu­lun­du­ru­la­maz.
Her­kes, eşit ve pa­ra­sız eği­tim görme hak­kı­na sa­hip­tir.
Hiç kim­se­ye iş­ken­ce ve in­san­lık dışı ha­re­ket­ler ya­pı­la­maz.
Hiç kim­se­ye hay­si­yet kı­rı­cı ce­za­lar ve­ri­le­mez.
Kanun önün­de her­kes eşit­tir.
Yu­ka­rı­da­ki “bu mad­de­le­rin yüzde yüz uy­gu­lan­dı­ğı­na ina­nı­yor mu­su­nuz?” so­ru­nun ya­nı­tı­nı ve­ri­yo­rum; ta­bi­ki de hayır.
Ül­ke­miz­de bu mad­de­le­rin çoğu, aile ola­rak sosyo eko­no­mik ve sosyo kül­tü­rel fark­lı­lık­la­rı do­la­yı­sıy­la, çe­şit­li dü­zey­ler­de eşit­lik söz ko­nu­su değil, ama öyle mad­de­ler var ki, bun­la­rın sos­yal yada eko­no­mik du­run­la iliş­ki­si yok, bun­la­rın yüzde yüz uy­gu­lan­ma­sı ge­re­ki­yor.
Uy­gu­la­nı­yor mu? Ta­bi­ki de hayır.
O nok­ta­da da si­ya­si ka­yır­ma­cı­lık öne çı­kı­yor.
Çünkü, ül­ke­mi­zin kül­tü­rel ya­pı­sı, bu hak­la­rı eşit uy­gu­la­ma­yan ida­re­ci­le­rin var­lı­ğı­nı nor­mal bu­lu­yor.
Şöyle ki;
Ül­ke­miz­de, ka­pi­ta­lizm kendi iç di­na­mi­ği ile ge­liş­me­di­ğin­den top­lum­sal hak­lar bir sa­va­şım so­nu­cu oluş­ma­mış­tır. Mev­cut hak­lar, ge­nel­lik­le mo­dern dev­let kur­ma­ya ça­lı­şan aydın bir grup ta­ra­fın­dan yu­ka­rı­dan ve­ril­miş, do­la­yı­sıy­la top­lum­sal ya­pı­da ‘hak’lar bi­lin­ci oluş­ma­mış­tır.
Bu an­lam­da hem ana­ya­sal iliş­ki, hem de top­lu­mun kül­tü­rel özel­lik­le­ri ge­re­ği ül­ke­miz­de;
Ka­mu-Bi­rey çıkar çe­liş­ki­sin­de, kamu esas alın­mak­ta­dır.
Sivil top­lum dahil tüm ku­rum­lar­da de­mok­ra­si ge­le­ne­ği otur­ma­mış­tır.
İkti­dar sa­hip­le­ri, edin­dik­le­ri yet­ki­le­ri­ni pay­laş­ma kül­tü­rü­ne sahip de­ğil­dir.
Bu kül­tü­re uygun ola­rak; mev­cut sis­tem yü­rüt­me gü­cü­nün; hem ya­sa­ma­yı, hem de yar­gı­yı kont­rol al­tı­na al­dı­ğı; ki­şi­sel hak ve öz­gür­lük­le­rin kamu kar­şı­sın­da ikin­cil kabul edil­di­ği bir mo­del­dir.
Ay­rı­ca si­ya­si ik­ti­da­ra karşı çı­ka­bi­lecek ve de­net­le­ye­bi­lecek ku­rum­sal ve sivil güç­ler oluş­ma­mış­tır. Den­ge­le­me ta­ma­men yü­rüt­me le­hi­ne­dir.
Kül­tü­rel yapı bu olun­ca, her ku­rum­da­ki yü­rüt­me gücü, bu hak­la­rı çoğu zaman başa bela ola­rak gör­müş, ya­sa­yı ya tüm­den kal­dı­ra­cak ya da ke­na­rın­dan do­la­şa­rak uy­gu­la­na­maz hale ge­ti­recek dü­zen­le­me­ler oluş­tur­muş­lar­dır.
Vel­ha­sıl; ben bil­dim bi­le­li, ül­ke­miz­de ‘insan hakkı, kul hakkı’ adına ne der­sen de;
der­ne­ğin­den sen­di­ka­sı­na, muh­ta­rın­dan ba­kan­lı­ğı­na kadar yö­ne­ti­ci­nin po­li­ti­ka­sı­na hiz­met et­ti­ği veya yö­net­me mo­de­li­ne zarar ge­tir­me­di­ği du­rum­da kul­la­nı­la­bi­lir.
Ama o da kont­rol­lü olmak üzere.
Bu an­la­yış de­ğiş­mez­se, ül­ke­ye de­mok­ra­si ge­le­mez. De­mok­ra­si sa­de­ce yasa de­ğil­dir, ondan daha önem­li olan kül­tür­dür.
Bu kül­tü­rün temel öğesi de ‘hak bi­lin­ci’dir.

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN