

Ali Aydemir
Yılmaz Yılmaz’ı Mucur’da tanımayan çok az kişi vardır.
Mucur’un eski bakkallarından Osman Yılmaz’ın en büyük oğlu Yılmaz’ ın halk arasındaki lâkabı “CONSOLOS”dur.
Şakalar ve espriler konusunda ilk akla gelenlerden biridir. Kendisi 73 yaşına gelmiştir. Hastalık ve sıkıntılar Yılmaz Yılmaz’ın yakasını bırakmamaktadır.
Yılmaz Yılmaz’ın unutulmayan şakalarından birini sizlere sunuyorum:
Yılmaz Yılmaz, Yücesanlar’ın tesislerinde kasa görevlisi olarak çalışırken, aynı lokantada çalışan Esat Bağcı’nın oyununa gelir.
Yılmaz Yılmaz epey bir Sayısal Loto oynar. Esat, oynanan numaralardan bir seriyi elinde tutar. Çekilişin olduğu gün Esat’tan Yılmaz Yılmaz sonuçları sorar. Esat’ta garsonlardan birini çağırıp önceden ezberlediği numaraları garsona gizlice söyler ve sonuçları gönderir.
Garson sonuçları Yılmaz Yılmaz’a getirir. Yılmaz Yılmaz oynadığı kuponlarla gelen rakamları kontrol eder. Gelen numaralarla kendi numarasının aynı olduğunu görüp heyecanlanır ve doğruca Lokanta Sahibi Recep Yücesan’ın yanına varır.
‘’Recep Ağabey, rahatsızlandım, karnım çok ağrıyor, izin verirseniz eve gideceğim.”diyerek evin yolunu tutar. Yılmaz Yılmaz’ın bu sevinci ve heyecanı çok kısa sürer. Gerçeği öğrendikten sonra Esat’a fırça üstüne fırça atar. ‘’Yeğenim, bu yaptığına eşşek şakası derler, bir daha böyle şaka yapma anladın mı?” diyerek Esat’la bir ay kadar konuşmaz.
ELMALIĞIN SULANMASI
Consolos Yılmaz’a rahmetli babası Bakkal Osman, Acı öz’deki bağın sulanmasını sıkı sıkıya tembihler. Yılmaz Yılmaz’da ‘’tamam baba, gider elmalığı iyice sularım” diyerek çarşıya iner. O ara arkadaşlarını görür, onların ısrarına dayanamayarak kahveye oyunun başına otururlar. Oyun buya, kolay kolay başından kalkılmıyor.
Tabi akşam oluyor. Bakkal Osman meraktan Yılmaz acaba kavga mı etti? Niye böyle gecikti diye meraklanmakta. Neyse Yılmaz ve arkadaşlarının oyun işi gece 12’de biter.
Yılmaz eve dönecek, babasına ne söyleyecek? Herkes elmalığı Yılmaz suladı biliyor. Bu düşüncelerle eve yönelen Yılmaz, Emine Hatun (Nakışlı Camii) arkasındaki çeşmenin yanına geldiğinde aklına orijinal bir fikir gelir. Hemen çeşmede kendini iyice bir ıslatır ve eve o şekilde gelir. ‘’Nalet olsun, bağıda, bahçesi de, elmalığı da, elmalık sulayacağım diye öz’e düştüm. Şu halime bakın! Demesi, babasının öfkesini birden yok eder. Fırça atacağı yerde Yılmaz Yılmaz’ı teselli etmeye başlar. Gidip üstünü değiştirmesini ve yatmasını söyler.
Aradan belli bir zaman geçer. Bakkal Osman elmalığa gider. Bakar ki, her taraf kup kuru, üstelik yerler susuzluktan yarılmış.
Eve döndüğünde Yılmaz’a neler söylediğini siz tahmin edin…
MOTOSİKLET GEZİSİ
Bizim Consolos Yılmaz motosiklet kullandığı zamanlarda, bir unutulmayan şakada rahmetli Yılmaz Bahçıvan ‘ a yapar.
Dostluklarından dolayı bir gün Yılmaz Bahçıvan’ı motosiklete bindirir, gezelim, diyerek Kırşehir’ e doğru yol alırlar. İnanç’ a kadar giderler ve Yılmaz motosikletin yönünü tekrar Mucur a doğru çevirir.
Derindere denilen yere gelince motosikleti stop ettirir. Yılmaz Bahçıvan’a inip motosikleti itmesini söyler.
Rahmetli Yılmaz Bahçıvan, zayıf bünyesine rağmen itmeye başlar. İteleyerek rampayı çıkarlar. Rampayı çıkar çıkmazda motosikleti çalıştırıp son sürat Mucur’ a gelir. Tabi Yılmaz Bahçıvan peşinden, el kol hareketleri yapar ama kim dinler.
O zamanlar şimdiki gibi sık arabalar geçmediğinden rahmetli Yılmaz Bahçıvan yaya olarak Mucur’ a kadar gelir.
Gelir gelmez Yılmaz’ı bulur. Sitemin bini bir para, ağzına geleni söyler. Consolos Yılmaz’ın cevabı hazır! “ Yılmazcığım, motosikleti çalıştırdım ama frenler tutmuyordu. Durmak istedim ama duramadım!” cevabını verir. Tabi buna kim inanır…
BİBERLİ GÜL KOKLATMASI
Yılmaz Yılmaz bakkallık yaparken biraz boş kalırsa müşteri olmasa, mutlaka bir oyun şaka peşindedir.
Yine baharın gülleri açtığı bir dönemde büyük bir top kadife çiçeğine kırmızı toz biberi eker ve dükkândaki masanın üzerine bırakır.
Tabi dükkâna gelen müşteri veya tanıdıklar masadaki gülü görünce çoğu o gülü alıp koklamak ister.
Birkaç kişi bu oyuna gelir. Hıçkırarak, gözleri yaşararak dışarı çıkarlar. Yılmaz’a eğlence çıkar. Kahkahanın ayyuka çıkıyordu.
Neyse müşterilerin olduğu bir sırada babası rahmetli Bakkal Osman dükkâna girer. Masanın üstündeki biberli gülü almasıyla koklaması bir olmuş. Consolos ‘’ Aman baba, gülü koklama ‘’ demeye kalmamış, Rahmetlik tekrar koklamış. Biber anında tesirini göstermiş, Tıksırıklara başlamış ama Yılmaz girecek delik aramış.
Tabi kaderine razı olmuş. Bakkal Osman eline geçirdiği bakkal küreği ile Consolos’ a 4–5 defa vurmuşsa da müşteriler araya girerek daha fazla dayak yemesini önlemişler. Consolos bu durumun tedirginliğini uzun bir zaman yaşamış.
İSMET ÖZYURT’LA KARŞILIKLI ŞAKASI
Yılmaz’ın bakkal dükkânı ile İsmet Özyurt’un (dayımın) pastanesi birbirlerine çok yakındı. Yılmaz Yılmaz ne kadar şakayı severse, şakayı yapmadan duramazsa, pastacı İsmet Özyut’ta o kadar şakacı birisiydi.
Ne zaman müşteriler olmasa, mutlaka birbirlerini ziyaret edip, nasıl bir şaka yapacaklarının planlarını yaparlardı.
Günlerden bir gün pastacı İsmet Consolos’u işletmek için telefon eder. Bir çocuğu da izlemesi için bakkal dükkânına gönderir. Pastacı İsmet, telefonda kendisini Savcı olarak tanıtır. Siparişleri yazmasını istiyor. Consolos bir taraftan telefonda istenenleri not alıyor. Bazı istenenlerin olmadığını özür dileyerek hazırlamaya başlıyor. Mesai bitiminde alacağını bildiren Pastacı İsmet (tabi savcı rolünde) “hayırlı işler” diyerek telefonu kapatıyor.
İki gün hazırlanan mutfak malzemesi dükkânda bekliyor. Pastacı İsmet dükkâna uğruyor. Şüpheli sorular Consolos’u kuşkulandırıyor. Haliyle numara ortaya çıkıyor. O gün atılan kahkahalar Consolos Yılmaz’a yeni bir rövanş hazırlamasına zemin hazırlıyor.
Aradan bir zaman geçiyor. Yılmaz İsmet Özyurt’u telefonla arıyor. “İsmet Bey ben aşağıdaki petrolden arıyorum. Size pasta malzemesi gönderdiler, petrole bırakıyorum, bunları alın” diyerek telefonu kapatıyor.
Ortalık kış, yollar kaygan, İsmet Özyurt oyuna geliyor. Bisiklete binip aşağı petrole gidiyor. Consolos takipte yanındakilerle birlikte kahkahayı basıyorlar. Pastacı İsmet petrole iniyor. Sağa sola bakıyor. Ne paket var ne adam. Petrolde çalışana sorması jetonu düşürüyor. Pastacı İsmet, moral bozuk geri dönüyor, dönerken de bisiklet kayıyor ve yeri öpmesi de cabası.
Consolos, Pastacı İsmet’in gelişini alkışlarla karşılıyor. Bir anı da böyle tarihe geçiyor.
TERZİDE GAZYAĞLI SU İÇMESİ
Yılmaz Yılmaz’ ın bakkallık yaptığı dönemlerde rahmetli terzi Yılmaz Yonar’ın da Onay Pastanesinin çaprazında terzi dükkânı vardı. Consolos fırsat bulduğu zamanlarda arada sırada dükkâna uğrar ve esperili saatler geçirirlerdi.
Yılmaz Yonar’ın terzi dükkânında da rahmetli dayım, Mustafa Özyurt çırak olarak çalışırdı.
Dükkânda 3–5 kişi sohbet ederken Consolos’ un geldiğini görürler. Akıllarına bir hainlik düşer ve Mustafa Özyurt ‘ a talimat verirler .‘’ Şimdi Yılmaz geldiğinde mutlaka kırmızı testiden su ister, sende çaktırmadan bardağın içine biraz gazyağı damlat, ver içsin bakalım bilecek mi? Diyerek planı yaparlar.
Haliyle Consolos on dakika geçmiyor .‘’ Delikanlı bir bardak su ver, içim yanıyor.” diyerek su istiyor.
Mustafa çaktırmadan gazyağını suya damlatıp veriyor. Suyu içen Consolos vaziyeti anlıyor ve hemen karşı oyuna geçiyor. ‘’ Amanın uşak bana bir şeyler oluyor, herhalde zehirlendim karnım ağrıyor ‘’ diyerek kıvranmaya başlıyor Çırak Mustafa’yı bir telaş bir korku alıyor. Dükkândakilerde oyuna ortak oluyor. ‘’ Lan oğlum! gazı fazlamı döktün herif zehirlendi, koş manavdan üzüm, elma getir de yesin zehri alsın .”
Mustafa manava gider üzüm ve elmayı aldığı gibi dükkâna damlar. Consolos bir yandan yer, bir yandan da ah, of çeker. Üzüm ve elma biter. Yılmaz oyuna devam eder. ‘’Zehirlenme geçmedi, yoğurt getirin, ben ölüyorum” diye sızlanmaya başlıyor. Dükkândakilerden biri Mustafa’ ya ‘’ Koş oğlum acele yoğurt getir. ‘’ Yoksa bu adam zehirlendi, ölürse seni hapse atarlar. ‘’ diye talimatı veriyorlar. Mustafa’nın dükkândan çıkıp eve varması beş dakika sürüyor. Gayesi evdeki helkedeki yağlı yoğurdu (yüz yoğurdu denilirdi ) getirip Consolos’a yedirmekti, aksilik bu ya anneannem kapıyı kilitlemiş komşuya gitmiş.
Mustafa’daki korku ve heyecan onu durduramamış. Komşunun duvarından evlerinin avlusuna inmiş ve helkedeki yoğurdu kaptığı gibi terzi dükkânına koşarak varmış. Oradakiler kaşıklara sarılmış. Consolos her aldığı kaşıktan sonra ‘’ Oooh! iyi geliyor, zehri götürüyor. ‘’ diyerek yoğurdu bitirirler.
Mustafa’ nın korkusunu ve heyecanını bitirirler ve gerçeği açıklamak zorunda kalırlar.
Rahmetlik Mustafa dayım Consolos Yılmaz’ı her gördüğünde ‘’ Yılmaz Abi yoğurt getireyim mi ?” diye o unutmadığı anıyı hatırlatır ve kısa gülüşmeler.
Consolos, Mustafa Özyurt’tan su istediği zaman ‘’ Koçum testiden su doldur ama gaz yağı katkılı olmasın…” esprisini yapardı.
Trafik kazasında genç yaşta vefat eden dayım Mustafa Özyurt’u bir kez daha rahmetle ve saygıyla anıyorum.
YILAN KORKUSU
Consolos Yılmaz’ın en korktuğu şey yılandır. Yılan ismi geçtiğinde bile ürperir. Bununla ilgili kısa bir anıyı da sizlerle paylaşmak istiyorum.
Consolos Yılmaz ve marangoz Mehmet birbirlerinin yakın dostlarıdır. Bir gün ikisi de karar veriyorlar. Mucur’un doğusunda Gökçeviran Mahallesinin Altınçanak denilen mevkiine gitmek üzere yola çıkarlar.
Mayıs ayının sonlarıydı. Her taraf yemyeşil. Ekinler ve otlar diz boyu. İki kafadar Delikler denilen mevkiden Altınçanak’a (bir saatlik mesafedeki yere) yaya olarak sohbet ede ede dar patika yoldan zorlanarak ulaşırlar. Başta yürüyen Mehmet Doğan’ın önünden küçük bir yılanın akıp gitmesi gezinin yarıda kalmasına sebep olur.
Yılanı gören Mehmet Doğan ‘’ Yılmaz, Yılan! ‘’ der demez, Yılmaz aniden geriye dönüp tabanları yağlıyor. Consolos yılanı görmüyor ama Mehmet Doğan’ın peşinden kendisi de son sürat Mucur’a doğru hız kesmeden koşmaya başlarlar. Bir kilometrenden fazla koştuktan sonra iyice yoruluyorlar ve durmak zorunda kalıyorlar. Durduktan sonra korka korka geriye dönüp bakıyorlar. Böylece onların yaya yolculuklarının sonu oluyor.
Yılmaz‘a bu anıları zaman zaman anlattırır ve hatırasını tazelerdik
ŞAPKAYA KONAN KIRMIZI BOYA
Consolos Yılmaz bakkal dükkânından son müşteriyi de gönderir ve kapının önüne çıkar. Yakın komşusu marangoz rahmetlik harıl harıl çalışıyor. Yazın sıcaklığı zaten bunaltmış. Birde çalışmanın harareti Yılmaz’ın aniden aklına oyunu getirmiş.
Dükkândan kımızı toz boyadan bir miktar alarak rahmetlinin yanına gelmiş. Kısa bir muhabbetten sonra “Emmi sıcaktan bunalmıyor musun? Şu şapkayı çıkar bari” diyerek şapkayı çıkarıp öteki elindeki toz boyayı çaktırmadan kafasına koyuyor. Şapkayı da tekrar kafasına takıyor.
Tekrar dükkânına dönüyor. Sıcaklığın etkisiyle kafası terleyen marangozun şapkasının altından terle birlikte kırmızı boya şakaklardan sızmaya başlıyor.
Bu ara ortağı ve dükkândaki müşteriler feryadı basıyorlar. “Aman kafan kanıyor” diyerek, şapka çıkıyor. Tabi kafanın üstünde tam bir kan manzarası, kafayı inceliyorlar. Yara yok, acıda duyulmuyor. Tabi’i ki gerçek hemen anlaşılıyor.
Tuzağın ortaya çıkmasını gören Consolos dükkânı kapattığı gibi ortadan sıvışır.
FARE OYUNU
Yılmaz bir gün fareyi dükkânda sağ yakalamış. Aklından hemen bunu bir oyunla değerlendirmek gelmiş.
Sarraftan aldığı geniş bir bilezik kabının içine koymuş, güzelce sarmış, süslü iplerle bağlamış.
Kutuyu kapının önündeki ağacın dibine kaldırıma koymuş. Elleri arkasında dükkânı önünde gezinmeye başlamış. Aradan belli bir zaman geçtikten sonra, şişman bir kadın kutuyu görmüş. Sağa sola baktıktan sonra yavaşça eğilip kutuyu almış ve yeleğinin cebine koymuş. Consolos hemen kadına yaklaşıp “Teyze sen bir şey buldun, gördüm, neyse ortağız” diye ısrar etmeye başlamış kadın inkâr etmeye kalktıysa da kurtulamamış. “Peki, paylaşalım diyerek dükkâna girmişler.
Yılmaz, kadına kutuyu açmasını söylemiş. Kadın yavaş yavaş kutuyu açmaya başlamış. Kutu açılıp ta sağ fare hareketlenince kadın “vıh, gâvurun uşağı” diyerek dükkânda düşüp bayılmış.
Consolos’u bir telaş ve korku kaplamış. Dükkân komşularını çağırmış. Epey uğraştıktan sonra kadın kendine gelmiş. Kendini affettirmek isteyen konsolos kadına dükkândan epey bir yiyecek paketleyip vermiş. Bu olayın etkisini epey üzerinden atamayan Consolos Yılmaz, bu tür şakalara ara vermiş ama eski huyundan vazgeçmeyerek yine şaka yapmaya devam etmiş.
BOYALI LOKUM
Consolos dükkânda müşteri beklerken birden kopya kalemi çıkarır, bıçakla ortadan ayırır. İçindeki ince boya kısmı birer santimetrelik uzunlukta15 kadar keser. Bayatlamış lokumların tam ortalarını çivi ile delip, deldiği yerlere kalem parçalarını yerleştirir. Lokum tozu ile üzerini rötuşlar. Boş bir kutuya koyar.
Komşu dükkânlardan birinde çalışan çırağı çağırır. “Koçum, bu lokumları karşıdaki kahvehaneye götüreceksin… Diyeceksin ki, mahallemizde bir hacı mevlit okuttu. Kalan bu lokumları kahvehaneye götür, dağıt dedi.” der, çırağı gönderir.
Çırak denileni yapıyor. Kahvehanedekilerin çoğunluğu lokumlardan alıyorlar. “Allah razı olsun” deyip yemeye başlıyorlar.
Lokumları ilk yiyenlerin ağızları tabi ki boya içinde kalıyor. Lokumları yemeyenler vaziyeti anlayıp boyalı lokumlardan kurtuluyorlar.
Bu oyunun arkasında Consolos Yılmaz’ım olduğu kısa zamanda anlaşılıyor…
MAĞARA MACERASI
Consolos Yılmaz ve kardeşim Mustafa’yla birlikte yaşadığım bir hatırayı yeri gelmişken sizlerle paylaşmanın doğru davranış olacağını sanıyorum:
1972 yılında kayınbabama (Osman Yılmaz) köyden at arabasıyla bir çeten saman getirdik. Samanı, samanlık denilen yerin penceresinin altına indirdik. Yabalarla samanlığa Mustafa’yla birlikte atmaya başladık.
Yanımıza Consolos yaklaştı. Selam ve hal hatırdan sonra “Enişte şuradaki in boş değil, mutlaka bir şeyler var” diye bizi oraya inmeye zorlamaya başladı.
Neyse yalvar yakar Mustafa’yı ikna etti. Kazma ve küreği de getirip, inin (mağaranın ağzı) içine 5 metrelik kurumuş kavak ağacını uzattılar. İkisi de aşağıya indi.
Aşağıda kazma kürek sesleriyle birlikte Consolos’unda sesleri de eksilmiyordu. “Yiğenim, şuraya da kazmayı vur, şurayı da eş” diyor ve saatler uzayıp gidiyordu.
Saman atma işini bitirdim. İnin ağzında onları dinliyordum.
Bu ara kayınbabam Bakkal Osman’ın (rahmetlinin) sesi çınlamaya başladı. “Haydin yavrum, yemek hazırmış sizi sofraya bekliyorlar.” Aynı anonsu ben de aşağıya iletiyordum ve onları çağırıyordum.
Neyse epey bir zaman sonra indikleri yere geldiler. İniş kolay ama çıkış hiç de kolay olmadı. Aşağıya kalın bir halat uzattım. Consolos halatı beline bağladı. Ben yukarı çekiyordum. Kendi kavak ağacına tutunuyor ve çıkmaya çalışıyor. Mustafa aşağıdan omuz veriyor Consolos’u yukarıya doğru itiyor.
Consolos’un göbeği inin deliğine büyük gelmeye başladı. Consolos terliyor. “Ha babam, ha babam” sesleri kâr etmedi. Bu komik duruma kimler gülmez ki.
Gülme krizinden ipi bile çekemez duruma geldik. Bizim gecikmemiz Bakkal Osman’ı da meraklandırdı. Yanımıza geldi. Durumu görünce “Oğlum, Allah akıl versin, bu ne hal?” Fırçalamalarına ilaveten kendisi de gülmeye başladı.
Yukarıdan kayınbabamla beraber ipe asıldık. Mustafa da aşağıdan ayaklarından iterek zor bela yukarı çıkardık.
Consolos’un “Aman karnım, of kollarım” sözlerini bile duymuyorduk.
Sonunda operasyon tamamlandı. Bu yaşanan olaydan sonra Consolos’un bir daha böyle bilmediği yerlere girmediğine eminim.
DÜĞÜN ANISI
Consolos Yılmaz ile yaşadığım bir olayı sizlere nakledeyim. 1980’li yıllarda kayınbabam Osman Yılmaz’ın kardeşi başkâtip Cevat Yılmaz’ın kızının düğünü cumartesi akşamı, düğün yorgunluğu ile kayınbabamın evinin ara salonunda yataklarımız serilmiş kayınbirader İsmet ve Tahir ile birlikte uykuya dalmıştık.
Gecenin 01.30’u sırasında birden gürültülerle uyanmak zorunda kaldık. Consolos, düğün akşamı kafayı iyice bulmuş. Babamın elini öpeceğim diye kapıyı çalmış. Rahmetlik kayınvalidem, kapıyı korka korka açmış. Yılmaz’ı görünce “Oğlum be ne hal, sen içmişsin, misafirlerde var uyuyor, onları rahatsız etme.” demesine rağmen Consolos, kardeşlerinin ve benim olduğumu öğrenince, bir narayla bizleri tatlı uykumuzdan uyandırdı.
Kayınbirader İsmet’i görür görmez de “Vay kardaşım İsmet, sen ne zaman geldin? Yengem nasıl? Çocuklar nasıl?” gibi sorular sorarak sorularının ardı arkası gelmiyor. İsmet cevap veriyor ama Consolos durup durup İsmet’e sarılıyor, İsmet’i öpüyordu. Arada sırada bana da sorular soruyor, uykusu kaçan Tahir Ağabey’e de sarılıyor, hal hatır soruyordu.
Uykumuz kaçtı, Consolos yanımızdan ayrılmıyor. Tahir fazla dayanamadı: “Abi, uykumuz var, yatacağız sen de git yat eve” demesi üzerine bana dönerek: “Enişte bu ne diyor? Sarhoş mu bu? Çok mu içti?” deyip bunu ayıktıralım diye mutfaktan bir bidon suyu aldı. Tahir’in kolundan tutup beni de balkona çağırarak Tahir’in kafasına bir bidon suyu döktürdü. Bir taraftan da “sarhoşluk iyi şey değil, aman kardeşim sağlığın elden gider” nasihatlerini de sıralıyordu.
Tahir’in kafası yıkanmış, o da gık demeden yapılan işlemi kabullenmek zorunda kalmıştı. Gülmekten uykumuz da kaçmıştı. Beş dakika geçmiyor İsmet’e tekrar sarılıp, İsmet’i öpüyor, ona: “Kardeşim ne iyi ettiniz de geldiniz, sizleri özlemiştik.” diyor ve arkasından bir türkü tutturuyordu.
Kayınvalide rahmetlik, arada gelip uyarıyor, Consolos’a gidip yatmasını söylüyor ama dinleyen kim?
O ara hanımı Atifet yenge geldi. Consolos’a yalvarıyor: ”Bunlar misafir, yorgun ve uykusuzlar, gidelim de rahat uyusunlar.” demesi kâr etmiyor. “Gevur avrat, git şurdan, kardeşim İsmet gelmiş. Ben onu bırakır mıyım.” diyor, peşinden bir uzun hava tutturuyordu.
Tahir bir ara dayanamadı: “Abi, Allah’ını seversen git yat, biz de uyuyalım.” demesi üzerine hemen mutfağa koşup bir kova su ile geri döndü. “Enişte, bu ayıkmamış, yine saçmalıyor, bunun kafasını tekrar yıkayalım.” deyip bizleri balkona götürmeye başladı.
Consolos’u, ikna yollarını denedik ve başardık. Hanımı koluna girdi. Bir taraftan gidiyor, bir taraftan da “Babama, kardeşlerime kurban olurum.” deyip türküye devam ediyordu.
Consolos’un sayesinde o gün 3–4 saat uykusuz kalmıştık.
ESRARENGİZ PAKET
Consolos Yılmaz’ın çok samimi olduğu ve çoğu şakalarını birlikte yaşadıkları bir ekibi var. Bu ekip hem şakayı sever hem de yeri geldiğinde birbirlerine yapmadıklarını bırakmazlardı…
Bu ekipten Allah rahmet eylesin demirci, Rasim Köksal, diğerleri de hayatta olan Ali Rıza Demirörs, Kırtasiyeci Ali Rıza Toker ve şimdi İstanbul’da ikamet eden Pastacı İsmet Özyurt’tu (Dayım) Bir araya geldiklerinde mutlaka bir oyun dönerdi.
Bir gün Consolos, İsmet Özyurt, Ali Rıza Toker ve Ali Rıza Demirörs hazırladıkları senaryoyu uygulama safhasına koyarlar.
Büyük bir mukavva kutunun içine çöplükte ne buldularsa doldururlar. Taş ve demir parçaları tabii ki çoğunluğu teşkil ediyor.
Hazırlanan koliyi güzelce bantlarlar. Kayseri’den geliyor imajı verip üzerine Kayseri’de herhangi bir adres yazarlar. Güya Demirci Rasim’in siparişiymiş gibi akşamüzeri dükkânı kapattıktan sonra Rasim’in dükkânının önüne koyarlar.
Onların gayesi sabah Demirci Rasim dükkânı açmaya geldiğinde sürprizle karşılaşması…
O zamanlar çarşı ve Mahalle Bekçileri olurdu. İki bekçi çarşıyı gezerken Demirci Rasim’in dükkânının önündeki koliyi görürler. Bir zarar görmesin, bunu sabah kendisine verelim diye kucaklayıp karakola emaneten getirirler. Koli ağır olduğu için iki bekçi epey bir sıkıntı çekerler.
Sabah oluyor. Kendilerinin nöbeti bitiyor. Ama emaneti sahibine teslim edip aferin almak isteyen bekçiler aynı koliyi terleye terleye Demirci Rasim’in dükkânın önüne getiriyorlar ve sahibinin gelmesini bekliyorlar.
Demirci Rasim dükkâna geliyor. Bekçiler güya aferin alacaklar. “Nerdesin Rasim Abi. Sana Kayseri’den gece koli gelmiş. Zarar görmesin diye karakola götürdük. Seni bekledik, çok ağırmış, kolumuz koptu.”
Demirci Rasim bir bekçilere bakmış, bir de koliye. İçine bir kuşku düşmüş. Vaziyeti anlamış. “Benim böyle bir siparişim yok, yanlış gelmiş, geri götürün” diye bekçilere koliyi tekrar yüklemiş.
Bekçilerde tansiyon yükselmiş. “Kolisi batsın, elin emaneti bizi perişan etti” diye yere atmışlar. Koli parçalanınca içindeki taş, demir vs. yere dökülmüş.
Sinirlenip koliyi tekmeleyen bekçiye Demirci Rasim (Rahmetli) bakıp gülüyor ve bu oyunun sahiplerinin kimler olduğunu gayet iyi biliyordu.
CONSOLOS YILMAZ’IN SON ŞAKASI
Zaman zaman gazetelerde unutulmaz anıları yazılan Consolos Yılmaz artık aramızda değil. Kendisi hayattayken naklettiği anılarının sonuna geldik.
Son yıllarda hastalık yakasını bırakmadı. Şekerin yüksekliği, kalp sıkıştırmaları, sigaranın verdiği büyük tahribat çoğu zaman günlerini zehir etmiştir.
Yıllarca kullandığı sigaradan dolayı ayak damarlarının tıkanması, kangren tehlikesini ortaya çıkardı. Ölümünden on gün önce sol ayağı doktorlar tarafından iki defa kesilmiştir. Sigara kullananlara bu durum ibret olur düşüncesindeyim.
. 3’ü erkek 3’ü kız 6 çocuk babası olan Yılmaz Yılmaz hayatı hep sevdi, insanları sevdi, hele hele şakaları daha çok sevdi. Totodan, lotodan, piyangodan hep bir şeyler bekledi. Eli açıktı, misafirlere bir şeyler ikram etmeden kesinlikle kaldırmazdı. Perhiz etmesi gerekirken tatlıya, turşuya hiç dayanamazdı. “Yine turşu yedim, dokuzdan gittim” esprilerilerini sık sık yapardı. Hasta yatağında yatarken dahi birisi ziyarete geldiğinde kalkmak için çaba sarf ederdi.
Onu hep sevdik, şakalarına güldük, sıkıntılarına beraber üzüldük.
Consolos Yılmaz, Azrail’e son şakasını yapıp aramızdan 12 Mart 2009 Ankara Atatürk Hastanesinde gece saat 00.30da vefat etti.13 Mart Cuma günü Mucur’da Çarşı Camiinde (Emine Hatun) kılınan cenaze namazının ardından Yenice Mahallesi mezarlığına defnedilmiştir. Kendisini rahmetle, minnetle anıyor dualarımızı sunuyoruz.
Makamın mekânın Cennet olsun. Seni hiç unutmayacağız Consolos Yılmaz.









