
“Kuş Uçar Kanar Ağlar” kitabı ile Behçet Necatigil Ödülünü kazanan Şükrü Erbaş:
Ertaş’ın Işık Tuttuğu Hayatlar
“Kuş Uçar Kanar Ağlar” kitabı ile Behçet Necatigil Ödülünü kazanan Şükrü Erbaş,Kırıkkale il gazetesinde yayınlanan röportajında neşet ertaşla ilgili ilginç açıklamalarda bulundu.
Erbaş “Son yıllarda beni de şaşkınlığa düşüren bir sayıyla çoğaltıyorlar yazdıklarımı. Sanırım yaralarımız örtüşüyor.”ded,
Yeni kitabı “Kuş Uçar Kanat Ağlar”da Şükrü Erbaş zamandan ve mekandan azade aşkı, sonsuzluğu, yarayı, yareyi tanımlıyor. Ayrılığı, acıyı, ölümü adeta yeni bir tanıma kavuşturuyor. Şükrü Erbaş’la edebiyatımızda denenmeyen ‘ŞiirHikaye’den, Pir Sultan Abdal’a, Yunus Emre’den Neşet Ertaş’a kadar süregelen aşkı konuştuk.
Son kitabınız Kuş Uçar Kanat Ağlar’da yazım yolculuğunuzda pek denenmeyen bir türü deniyorsunuz: ŞiirHikâye… Behçet Necatigil’in “Şimdilik edebiyat kitaplarımızda böyle bir tür yok, ama ileride ‘şiir-hikaye’ diye, şiirle hikaye arasında ortak bir türe yer verileceğine inanıyorum” sözüne yaslanacak olursak, nedir “ŞiirHikâye”?
İlk kez denediğim bir tür değil aslında. Önceki kitaplarımda ara ara yaptığım, düzyazı şiir diye bilinen bir biçimdir ŞiirHikâye. ‘Kuş Uçar Kanat Ağlar’da Necatigil’in 1955 yılında yaptığı “Şiirimizde Hikâye” adlı bir konuşmadan güç alarak adını koydum. ‘İnsanın Acısını İnsan Alır’, ‘Çekilme Suları’ kitaplarımdaki denemelerin pek çoğu benzer türün içerisinde sayılabilir. İlk kez bu kitapta açıkça söylemiş oldum. Dil olarak baştan sona şiir yazdıklarım. Az az hikâyenin olanaklarını yer yer denemenin olanaklarını kullanmaktan çekinmedim. Çünkü aslolanın, insanın derdini en yakıcı biçimde söylemek olduğuna inanıyorum. Dert biçimini alıp geliyor. Bir de, okuru sıkı metinlere götürmek, kolay okumayacağı bir yapıyla yormak istedim belki de
Dizelerinizde Pir Sultan’a, Yunus Emre’ye, Karacoğlan’a, Kırşehirli Halk ozanı Bozkır’ın Tezenesi Neşet Ertaş’a göndermelerde bulunan ve Haydar Ergülen sizin için “Abdallığın mertebesine ulaştı” diyen yazar Şükrü Erbaş tarihsel bir geleneğe sahip olan ozanlığın, abdallığın neresinde bulunduğu ile ilgili açıklamalarında ise şu ifadelere yer verdi: “Haydar Ergülen’e çok teşekkür ederim. Benim kırık yıllık yazı ve gönül dostum, yoldaşım. Onurlandırdı beni. Sanırım Dede Sultan’a ancak bir Abdal arkadaşlık edebilir. Şiirlerimde yazılarımda bizden ve dünyadan büyük insanlardan alıntılar yaparım. Bu biraz da kendiliğinden oluyor. Onlar, yaşadıklarımla birlikte benim duyarlılığımı oluşturan güzellikler, büyüklükler. Harflerimde kalpleri, akılları var. Daha iyisini söyleseydim kullanmazdım sanırım onları. Belki de sessizce, küçücük bir saygı sunma halidir.
Çok sevdiğinizi bildiğim için sormadan edemeyeceğim. “BENİ DEYİP GELDİNİZ, BASIP GELDİĞİNİZ YOLLARDA BENİM YÜZÜM SERİLİ” gibi nice sözlerle hançerimize ok gibi saplanan Bozkır’ın Tezenesi Neşet Ertaş ile ilgili de Öyle iki cümleyle özetlenecek bir büyüklük değil Kırşehirli Halk Ozanı Neşet Ertaş. Çocukluğumdan, gençliğimden beri hayal hanemi, kalbimi, dünyamı oluşturan bir yaralı gönül, bir yakıcı arzu, bir çaresiz avaz. Sesten öte yaşantı, yaşantıdan öte bir coğrafyanın kültürü, bir halkın hayatı, bütün Abdalları hançeresinde buluşturan bir büyük Abdal. Bu sesin şiirini yazabilsem, diye çırpınıp döndüğüm bir hazine. Yunus’un 13. Yüz yılda söylediği “Bana rahmet yerden yağar / Benim yüzüm yerde gerek” dizeleri gelmiş, Neşet’te andığın söze dönmüştür. Dinletilerin bitişinde saygıyla anarak kullanırım.
(Aslıhan BUYRUK)









