CUMHURİYETİMİZİN  KURULUŞ YILLARI  VE  EKONOMİK DEĞİŞİMİN  ÖYKÜSÜ

9 Kasım 2018
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
CUMHURİYETİMİZİN  KURULUŞ YILLARI  VE  EKONOMİK DEĞİŞİMİN  ÖYKÜSÜ

CUMHURİYETİMİZİN  KURULUŞ YILLARI  VE  EKONOMİK DEĞİŞİMİN  ÖYKÜSÜ

Cum­huriyet, bir dünya imparatorluğunun yok olmaya yönelirken, onun enkazları üze­rinde yeniden ve farklı biçimde yeşerme­nin öyküsüdür.

Türkiye; Cumhuriyetle topyekün yenilenmeye girerek, bugünlere ulaşmıştır. Bunu yaparken  toplum; politik, ekonomik  ve sosyal  boyutları içinde  yeniden  yapılanmıştır.

Döneminde dünyanın sü­per gücü olan Osmanlı İmparatorluğu, zamanla yaşlanmış çözülmüş ve çökmüştür.  I.     Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmış, İstanbul ve Osmanlı sultanı Batılı ül­kelerin denetimine girmiş, Türk unsurlara da, Anadolu’nun içlerinde sınırlı iller bırakılmıştı.

Osmanlı Devleti’nden Kalan Ekonomik Miras

Osmanlı Devleti son dönemlerinde iktisadi sahada ciddi problemlerle mücadele etmiştir. Bu problemlerin başlıcaları; sanayileşememe, uzun süren savaşlar, nüfus yetersizliği, alt yapı eksiklikleri, borçlanmalar ve yabancı sermaye yatırımlarının zararları olarak sıralanabilir.

Ayrıca Osmanlı Devleti 1854 yılında Kırım Savaşı’nın meydana getirdiği harcamaları finanse etmeye yönelik ilk dış borçlanmaya gitmiştir. Dış borçlanma, borçların ödenmeyeceğinin ilan edildiği 1875 yılına kadar sürmüştür. 1881 yılında kurulan Düyun-u Umumiye ile birlikte Osmanlı, mali denetim altına girmiştir

Ayrıca bu dönem yapılan yabancı sermaye yatırımları Osmanlı’dan ham madde alımını kolaylaştırmak ve askeri stratejilerine hizmet amaçlı demir yolları ve limanlara yönelik yatırımlar olmuştur. Osmanlı Devleti’nin bir diğer iktisadi çıkmazı ise 1838’de İngilizlerle ve devamında 1861’ de diğer ülkelerin lehine genişletilen ticari serbestlikler, yani kapitülasyonlardır.

Bu ayrıcalıklar sanayisi hali hazırda kötü durumda olan Osmanlı Devleti’nin gelişmesini daha da zor hale getirmiştir. Ekonominin lokomotifi durumundaki tarım ise Aşar Vergisi benzeri uygulamalar, ihracatta yaşanan zorluklar, insan gücü yetersizliği ve alt yapı eksiklikleri içinde ancak iç piyasaya kısmen yetecek durumda kalmıştır.

Batı sermayesinin devreye girmesin­den sonra, onlarla işbirliği içinde bazı yeni sanayi dallan kurulmuştu. Kömür ve tersane işleri, maden çı­karımı, halı dokumacılığı batılıların işbirliği veya kontro­lünde kurulan sanayi dallan olmuştu. Osmanlı’nın son döneminde, verilen imtiyazlar, ayrıcalıklar ve kontrol mekanizmaları yoluyla Batı için bulunmaz bir pazar durumuna gelmiştir.

264 işyeri mevcut olup bunun %56.1’i gıda ve dokuma olmak üzere iki sektör­de toplanmıştı.  Gıda % 28.6 ve dokuma %27.5.

Bu işletmelerde sermaye ve emek mik­tarının ancak % 15’lik oranları Türk­lere ait olup; Rumların payı sırasıyla ser­mayede % 50; emekte yüzde 60’dır. Ermenilerin payı sırasıyla % 20 ve 15, Yahudilerin payı % 5 ve 10’dur.

Kurtuluş Savaşı ertesinde önemli bir kesiminin ülkeyi terk etmesi, Cumhuri­yet öncesindeki ekonominin durumu gözler önüne serer. İmparatorluğun devlete ait fabrikalarından Cumhuriyete devredileni ancak 4 adettir.

NOT: Duyun-u Umumi­ye, yeni yönetime 86 milyon altın lira borç bırakmıştı. (faiziyle birlikte yaklaşık 107 milyon altın lira)

Nüfusun % 75’i tarımda çalışıyor­du. Tarımsal teknoloji ilkel ve kapalı ekonomi nedeniyle tarımsal ürünleri pazar­lama olanakları yoktu.

1923 yılında milli gelir içinde sanayinin payı % 13,2, imalat sanayinin payı %12.3 idi. 1923 yılında, kişi başına milli gelir 75 TL; 45 dolar dolaylarında bulunuyordu.

(Kaynak; DlE, Türkiye’de Toplumsal ve Ekonomik Gelişmenin 50 yılı s. 142)

Kurtuluş Savaşı‘na bu şartlar altında girilmiş ve bu mücadelenin sonunda yeni bir ülke kurulmuştur. Mustafa Kemal, daha Cumhuriyet’i kurmadan İzmir’de Türkiye iktisat Kongresi’ni  toplamıştır.

İzmir İktisat Kongresi

Mustafa Kemal, bir toplum düzenin­de ekonominin önemini iyi biliyordu. Savaş sonrası bağımsız Türkiye’nin iz­leyeceği ekonomi politikasını saptamak üzere bir kurul oluşturmuş Ziya Gökalp başkanlığındaki bu kurul çalışmalarını Ankara Garı’nda bir vagon içinde yürütmüş Sonuç, kapitalizm ve sosyalizm arası bir ara yol ve “karma ekonomi” yani üçün­cü yol olarak ortaya çıkmıştır.

Savaşın bitiminden 5 ay sonra; henüz Cumhuriyet ilan edilme­mişti. Lozan görüşmeleri oldukça çetin geçmekteydi. İşte bu ortamda 17 Şubat 1923’te İzmir iktisat Kongresi, tüm top­lum kesimlerinin temsilcilerinin katılı­mıyla toplandı. Osmanlı Devleti’nin son dönemini iyi analiz eden Cumhuriyet’in kurucu kadrosu, politikalarının merkezine ekonomiyi yerleştirmişlerdir.

Kısacası, 1923 İzmir iktisat Kongresi ile üstü ka­palı olarak Batı uygarlığının piyasa sis­temi benimsenmiş ve uygulanması amaçlanan politikalar özde liberal nite­likli olmuştur. Yeni kurulan sistemin ih­tiyaç duyduğu kurumsal ve yasal düzen­lemeler öncelik almıştır.

Yokluklar döneminde, tarımda, sanayide üretimin başlatılabilmesi ve sürdürülebilmesi çok önemlidir. Unutmayalım, Atatürk döneminde tarımda da, sanayide de yatırım ve üretim devlet tarafından başlatılmıştır. Döneminin ekonomi­si genellikle iki alt döneme ayrılır.

 İzmir iktisat Kongresi sonrası, yani Cumhuriyetle 1923’te başlayan liberal dönem

1932’den sonra başlayan devletçi dönemdir.

Bu dönem içinde 1. İktisat Kongresi’nde alınan karar gereği

  • 1925’te Aşar Vergisi kaldırılmıştır. Bütçenin önemli bir kısmını teşkil eden Aşarın kaldırılmasından sonra 1926 yılı ile birlikte Aşarın kaldırılışından doğacak açıkları kapatmak adına dolaylı vergilerde arttırıma gidilmiştir.
  • 1924 yılında Haydarpaşa liman ve rıhtımı ile birlikte Haydarpaşa-Ankara, Eskişehir-Konya ve Arifiye-Adapazarı; 1928’de Mersin-Tarsus-Adana demiryolu hatları devletleştirilmiştir.
  • 1925 yılında Osmanlı döneminin ağır miraslarından tütün rejisi, 4 milyon liraya satın alınarak devletleştirilmiştir.
  • 1924 yılı İş Bankası kurulmuştur. Türk bankacılık hayatının önemli bir kilometre taşı olmuştur. Banka, şeker fabrikası gibi kuruluşların meydana getirilmesi ve ülke hizmetine sunulmasını sağlamıştır.
  • 1926 Takip eden yılda devlet eliyle Türkiye Sanayi ve Maadin Bankası kurulmuştur. Sanayinin kurulması için gerekli ilk unsur sermayedir, memleketimizde ise bir sermaye birikimi mevcut değildir Memleketimizde ise hükümet kapısından başka bir kapı yoktur denilerek kuruluş amacı ortaya konmuştur.
  • Aynı yıl İstatistik Genel Müdürlüğü Kurum 1927’de nüfus sayımı ile sa­nayi ve tarım sayımlarını gerçekleştirilmiştir.
  • 1928’de Ticaret ve Tarım Bakanlıkla­rı birleştirilerek, “iktisat Vekaleti” ku­rulmuştur.
  • 1929’da Gümrük Tarife Kanunu, Lo­zan’da konan kısıtlamaların kalkmasıyla birlikte devreye sokuldu. Ayrıca Menkul Kıymetler ve Kambiyo Borsaları Ka­nunu çıkarıldı.
  • Cumhuriyet’in ilk bütçesi 1 Mart 1924’te uygulamaya konuldu. Cumhuri­yet hükümetleri, “denk bütçe düzgün ödeme” ilkesinden hiç taviz vermediler.
  • Para politikalarının karar birimi olan Merkez Bankası ise l930 yılında kurul­muştur.

NOT: 1938’e kadar geçen dönemde, bütçeler ya denktir ya da fazla vermiştir. Sadece 1925 yılı bütçesi, Musul Sorunu yüzün­den İngilizlerin kışkırtması nedeniyle gündeme gelen Şeyh Sait İsyanı’nın ge­tirdiği ek harcamalar yüzünden ve Aşar’ın kaldırılması nedeniyle açık vermiştir.

Bütün bu çabalara karşın sanayileş­mede arzulanan ivme yakalanamamıştır. Çünkü kalkınma ve sanayileşme için ge­rekli sermaye birikimi ve özel girişimci­lik yetersiz kalmıştır. Üstüne üstlük 1929-30 Dünya Ekono­mik Krizi patlak vermiş, Sanayinin gelişimi için devletin desteği yetmemiştir, devlet bizzat kendisi sanayinin içine daha aktif  olarak yer almıştır.

Dönemin özetlenecek politikaları içinde, ülkenin milli geliri 1928’den 1929’a ikiye katlanmıştır

Cumhuriyette  Devletçi Dönem (1930-1939)

Dünya krizinin yarattığı ortam, yeni arayışları beraberinde ge­tirdi.

  • 1932 yılına kadar devlet müdahalesi­ni içeren bir seri yasa ile devletin etkin­liğinin arttığı bir dönem yaşandı.  İtha­lat, ihracat ve spekülasyonları düzenleyici yasalar çıkarıldı.
  • 1931-32’de hazırlığı yapılan Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı Mayıs 1934’te uygulamaya konuldu. Böylece devlet öncülüğünde sanayileşme, planlı biçim­de gündeme geldi. Belli tesisler; Sovyet, ABD, Alman ve İngiliz heyetlerine ayrı ayrı incelemeler yaptırılarak  kurulma kararları verilmiştir. Devletçilik, 1937’de Anayasa’ya da girdi.

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı zama­nından önce basarı ile bitirildi. Sanayi­leşmede ciddi bir atılım sağlandı. İkinci Beş Yıllık Sanayi Planı için 1936’da hazırlık­lar başlanmış daha kapsamlı, ara mallarının üretimine ve ihracata yönelik bir planlama hazırlanmışsa da , İkinci Dünya Harbi’nin ayak sesleri yüzünden; 1938-1943 yıllan için öngörülen bu planın uygulanmasına geçilememiştir.

  • Ka­dınlara seçme ve seçilme hakkı tanın­ması gibi gelişmeler dönemin kayda de­ğer politik gelişmeleridir.
  • Nüfus 11 milyondan 17 milyona, okuma-yazma oranı yüzde 20’ye,
  • Demiryolu 4 bin km.den 7 bin km’ye çıkarken demir-çelik, çimento ve şeker fabrikalarını da kuran Türkiye, sanayileşmede ciddi bir hamle yapmıştır.

NOT: 1930’da Nuri Kıllıgil silah üretmeye, 1935’te Nuri Demirağ uçak, Şakir Zümre tabanca yapmaya başladı. Bunlar özel sektörün öncü üretim tesisleri olmuştur.

Kıt imkânlarla çok sayıda sanayi tesisi ve kamu altyapı kurumları kuruldu. Bunların başlıcaları; Sümerbank , Gemlik Suni İpek Fabrikası, Isparta Gülyağı Fabrikası, İzmit Kibrit Asidi Fabrikası, Zonguldak Seramik Fabrikası, Paşabahçe Şişe ve Cam, Çimento Fabrikası, Karabük Demir Çelik, İzmit Kâğıt ve Selüloz, Keçiborlu Kükürt, Bakırköy Pamuklu Dokuma, Kayseri Pamuklu Dokuma, Nazilli Pamuklu Dokuma, Malatya İplik ve Dokuma, Iğdır İplik, Bursa Merinos Kamgarn Mensucat Fabrikası, Kastamonu Kendir Sanayi Fabrikası’dır.Ayrıca

İller Bankası, Türkiye Emlak Kredi Bankası, Denizbank,  Devlet Ziraat işletmeleri Kurumu, Halk Bankası kurulmuş,  Kırıkkale’de barut, tüfek ve top (MKEK) tesisi işletmeye açılmıştır. Uşak Şeker, Eskişehir ve Turhal şeker fabrikaları inşa edilmiştir..

Buğday fiyatlarının hükümetçe desteklenmeye başlanmıştır.( buğday kanunu )

Divriği Demir Madeni İşletmesi, Toprak Mahsulleri Ofisi ,Tekel Genel Müdürlüğü, PTT Genel Müdürlüğü  ve  Hava Yolları İşletmesi, Türkiye  Şeker Fabr Gen müd., Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü, Etibank –  MTA    ve   Elektrik İşleri Etüt İdaresi,Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü kurulmuştur. Taş kömürü işletmeleri ve Bakır işletmeleri devletleştirilmiştir.

1924-29 arasında GSMH ortalama %11,   sanayi sektörü % 8.5, tarım sektörü % 16 oranında artış göstermiştir.

1933-39 yıllarında ortalama %9 büyüme oranı yakalanmıştır. Tarım %57.6  ve Sanayi %63  lük bir büyüme oranı yakalamıştır.

Sonuç ve Değerlendirme

Genç Cumhuriyet’in kurucu kadroları başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, iktisadi hayatın önemini kavramış, gerekli analizleri yapmış ve kararları vermişlerdir. Ancak gerek dönemin şartlarına baktığımızda ne ilk dönemi liberal dönem ne de ikinci dönemi tam devletçi dönem olarak değerlendirebiliyoruz. İki döneminde öncülüğünü yapan sektörler farklı olsa da bu ideolojik bir alt yapının ürünü olmamış, tamamen dönemin ve ülkemizin ihtiyaçları doğrultusunda verilen kararlar olmuşlardır. Yazımızın amacı, Cumhuriyetin ilk yıllarında Türkiye’nin izlediği iktisadi politikaların, uygulanan sistemin kendine özgülüğü ve Osmanlıdan kalan mirasın kısa bir analizinin yapılmasıdır.

FATMA ACAR ÜNLÜ 07.11.18

KAYNAKLAR: Prof  Dr. Hüsnü Erkan DEÜ. – Cumhuriyet Tarihi , Mehmet Hanefi Benzer Gazi Üni. – Milliyet Blog – Atatürk Araştırma Merkezi Başkanlığı

 

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com