![]()
Toplumsal ahlak kırılmışsa!
Onlar sağır. Onlar elleriyle bir duvar ördüler halkla kendi aralarına. Ulaşmak mümkün değil. Sırf muhalefet olsun diyerek üreteni, çalışanı karalamak bence ahlaki değil. Eğer o eleştiriler gerçeği yansıtıyorsa, içi doluysa elbette ki muhalefet yapılmalı. Ya içi boşsa. Ya içi çıkar odaklıysa. Türkiye’de muhalefetlik toplumsal çıkarlar yerini kişisel çıkarlara doğru yönlendirmeyi düstur haline getirmiş ise, bu anlayış kentlere kadar inmiş ise, adına ahlaklı yaklaşım demek mümkün değildir. Türkiye’de muhalefet bu noktada başlar. Bireysel çıkar. Konuşmuş olmak için konuşmanın, muhalefet yapmak için muhalefet yapmanın hiç kimseye hiç bir faydası yok.
Bana bir kişi telefon açtı. özel numaradan arıyor. Birkaç kez açmadım. Sonuçta sıkıldım ve kim bu ya düşüncesiyle açtım. Çirkin ve galiz konuşmalar. Adamı sonuna kadar dinledim. Ben kimseye yağ çekmem. Birilerine göre yazılarım böyle algılanmış olabilir. Ağırlıklı olarak genel politikalar üzerinden yazıyorum. İktidarı da, Muhalefeti de eleştiriyorum. Ben inandığım doğruları yazıyorum. Kentsel eleştiriye gelince, birileri mutlu olsun diye, ben Yaşar Bahçeci’yi eleştiremem. Başarılımı? Evet. İşini iyi yapıyor mu? Evet. Ben buna bakarım. Ben buna bakarım.
Sırf muhalefet olsun diye ben şehrimi karalayamam. Bu lafı ederken, bu lafın altında elbette ki; makro milliyetçiliğim var. Tüm doğrulara rağmen hizmet aldığım unsuru hangi amaçla karalamalıyım? Bu olacak iş değil. Başkalarının gözünde kentle ilgili olumsuz algı oluşturmak bana çokta ahlaki gelmiyor. Bu ülkede ahlakın evrim değiştirdiğini çok rahat söyleyebilirim. Muhalefetlik adına her iyinin, her güzelin, her faydanın arkasında illa ki bir çapanoğlu aramak, eleştirebilmek adına ağızlara sakız yapılacak nitelikte bir açık aramak! Dürüstlük olabilir mi? Ben kalemimi kırarım, ancak silah olarak kullanamam.
Yanlışları gerçeği ile yazmak farklı. Hizmeti karalamak farklı. Ben böyle düşünüyorum. “Kırşehir kabuk değiştirdi”. Gerçeğini neresinden eleştirebilirsiniz? Sırf laf olsun diyerek şaşı baktığınız olayların esasta toplumsal birer hizmet olduğunu anlayabilirseniz yer edinirsiniz. Kazanırsınız. yazdıklarınız, çizdikleriniz sadece muhalefet yapmak adına ortaya atılmış iddialarsa inanın kimsenin umurunda bile olmuyor. Zira Halk olan biteni görüyor çünkü içinde kendi yaşıyor.
Yaratılmaya çalışılan o çirkin algının muhatabı o kenti tanımayan insanlar. Böyle bir durumda, laf olsun diye, o kişiler mutlu olsun diye, basiret boyunduruğu altında ezilmiş anlayışla yapılan muhalefetin cezasını kim çekmiş olur? Arada bir dilinizi ısırmanızda fayda var. Demek ki, konuşmuş olmak için konuşmanın, muhalefet yapmak için muhalefet yapmanın hiç kimseye bir faydası yok.
Recep Tayyip Erdoğan’ın 2012 yılında “Sizleri tasmalarınızdan ben kurtardım”. Cümlesini; Hiç unutmadım. Yabana atmadım. Düşündüm. Bu ülkede ‘Tasmalı aydının isteği, tasmalı Türkiye’dir. Tasmalı gazetecinin sonu çöplüktür’. Ben dönemin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın bu tümcelerini böyle değerlendiriyorum.. O gün tasmalarından kurtulanlar bugün toplumsal çıkarlar üzerinden ne yapmaktadırlar? Kişisel çıkar çok tatlı ve risk olmadığı düşüncesiyle, onlar tasmalılarına bağlı olan zincirleri birilerinin eline vermeleri çok önemli değil. Zinciri tutan elin sağ, sol veya liberal olması önemli değil. Hangi bilek güçlüyse tasmanın zincirini o ele uzatmak ahlaki olamaz. Önemli olan tasmanın zincirini birilerinin eline vermek değil. Boynunuza tasma taktırmamaktır. Ben hep bunun için derim ki; isyanı olmayanın erdemi olmaz.
Türkiye Sosyal ve Ekonomik değerler içinde yönetilmekte. Beğensek de, beğenmesek de adı “Hukuk Devleti” Kişisel çıkışları bir kenara itip baktığınızda bu ülkede oluşan veya oluşmakta olan krizlerin altında birçok farklı parametre ve neden var. Mali politikalardaki sıkıntılar, ambargolar, enflasyon, işsizlik, terör, yurtdışı gelişmeler… Bu noktada eleştiri yapıyor ve yerine uygulanabilir bir çözüm üretebiliyorsanız; muhalefet görevinizi yapıyorsunuz demektir. Sırf lafazanlık olsun diye konuşuyorsanız muhalefetlik değildir yaptığınız iş. Soytarılıktır.
Önemli olan husus bir noktada toplumun bir arada aynı hedefe birlikte yönelmesi değilmidir? Milli birlik ve beraberlik her iki tarafın anlayışında yer almıyor mu? Öyleyse toplumsal huzur ve barışı temin etmeye katkı sağlamak ya da, içinde yer almak çok mu zor desem! Bana göre böyle bir anlayış top yekun olarak sivil bir toplum olmaktan geçer. Bunlar olmadan devlet yaşanabilir bir yer olmaktan çıkar. Kabileye döner. Birileri de çıkar o kabilenin başına Reis olur. Yönetenin adı Erdoğan olur, Kemal olur. Sonuçta değişen ne olur? Bunu anlayabilir misiniz? Birisi ‘Reis’ olurken diğeri Türkiye Cumhuriyetine başkaldırının simgesi olmuş olan ‘Dersim’ adını “Dersim’li Kemal olarak kullanır. Toplumsal barış böyle tesis edilemez. Kurulamaz.
İktidarı elinde tutanlarda kendilerine yönelik eleştirileri toplumsal mı, bireysel çıkar bazında mı yapıldığını çözmek durumunda değilse muhalefet eline aldığı her taşı yakaladığı her boşluğa fırlatacaktır. Kazanan işbaşına geldiğinde, bu kez kaybeden eleştirmeye başlayacaktır. Doğru mu? Doğru. Her şey onlar geldiğinde mi değişecektir? Sorusunun cevabını toplum veriyorsa mesele yoktur. Aklını kiraya vermiş bir toplumu yönetmek kolay diyorlar. Kim mi? Dersimli!
Ben diyorum ki, her adım yeniden kurmak, yeniden yapmak için geride kalanları yıkmaktan geçiyorsa ki; nitekim böyle. Sıkıntılar ve düzeltilmeyenler. BU anlayış çok kolay olan anlayış değildir. Çok basit
bir örnek. Kırşehir’in kent merkezi ve çevresi (yapılanma tamamlandığında) çiçek bahçesi gibi. İş bu şehri Çiçek bahçesi yapmakla bitmiyor. Yapılanın kalıcı olması ve idamesini sağlayacak bilgi ve kadroya sahip değilseniz konuşmayacaksınız. Sizlere başarıya yönelik ortaya koyabileceğim yüzlerce örnek sıralayabilirim.
Tartışmayı bilmiyoruz. Küfürle başlanan diyalogdan sonuç çıkmaz. Dinlemeyi öğreneceksiniz. Konuşmak yerine susmayı şiar edin ki adamdan sayıl.
Ben aklımla eleştiririm. Kişisel çıkarlarımın ne istediği yerine, toplumun ne istediğini önemserim. Gerçek değerlerimize sahip çıkamaz isek, birileri gün gelir sahiplenir. Elini, hatta kafasını taşın altına koyanlara sahip çıkmak yandaş olmak değildir. Bu benim yurttaşlık görevimdir. Ben bu şehrin kaldırımlarını ve hizmetini kullanıyorum. Sizlerden akıl alacak değilim.
İktidar/muhalefet gözetmeksizin her fırsatta aslı olsun-olmasın ortaya atılan iddialar/iftiralar/suçlamalar, karalama siyaseti ve seçim sonucunda tüm bu süreçler yaşanmamışçasına ilgili aktörlerin birbiri ile olan münasebetlerini, tam anlamıyla kurgulanmış bir oyuna benzetiyorum. Bu tarz siyasi geleneğin oluşması ne yazık ki devlet ve millet yararına değil. Çünkü bu düzende partiler için “millet/ulus/halk/seçmen” iradesi yerine, onların verecekleri kararların siyasi muhatapları o zarflarda bulunan tek mühre yüklenmiş büyük sorumluluğu ya görmezden gelmekte, ya da kendi doğrularına göre okumaktadır. Öyle ki; milletin vekili olan aklı selim kişiler, milletin meclisinde yumruk yumruğa kavgaya tutuşabilecek duruma neden gelmektedirler?
Dürüstçe. Eşit, ilkeli ve ahlaklı olmamız gerekmez mi? Bağımsız denetim mekanizmalarının kurulması, bu ülke için mutlak ahlak yasalarının çıkartılması gerekmez mi? Bunları istemek muhalefetlik değil. Olması gerekeni söylemek değilmidir? Bu ihlallerin oluşması halinde yaptırımlar ve cezalar olması gerekmez mi? Adil bir hukuk sistemi kurulsun istemek suç olabilir mi? Toplumun her katmanından, her türlü ahlaka rastlamak mümkün. Toplumsal yer edinmek için kişilerin özel hayatına burnunuzu sokmaktan geçmemeli. Bunun argoda anlamı b… yemektir.
Bu yönden bakarsanız vekil vekilliğini, Belediye başkanı Başkanlığını halkta halk olduğunu ortaya koymuş olacaktır.
Önce kendinizi, sonra diğerini eleştirin.