Bu Kuşatmadan Nasıl Çıkarız?

15 Aralık 2016
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz

  kürşat zorlu

 

1992-1996 yılları arasında Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği görevini yürüten Butros Gali, dönemin gelişmelerini özetleyen şu cümleyi kurmuştu: “İlk olarak mikro milliyetçilik, ardından makro devletçilik önümüzdeki gelecekte dünyanın dönüşümünü simgeleyecek.”

PEKİ NEDEN MİKRO MİLLİYETÇİLİK İSTENİYORDU? MAKRO DEVLETLERİN ARDINDAKİ GERÇEK NEYDİ?

Bu soruların cevabını ortaya koymadan İstanbul’daki menfur saldırıyı ve gerçek faillerini irdelemek kolay olmayacaktır. Evet saldırıyı PKK’nın yansıması TAK üstlendi. Şubat, Mart 2016’da Ankara’da, Haziran 2016’da İstanbul’da çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği saldırıyı üstlendikleri gibi…

Ancak şu önemli gerçeği sunmak/hatırlatmak doğru olacaktır. Bu örgütlerin yöneldiği hedefin ardında biri stratejik diğeri taktiksel boyutta irdelenebilecek iki önemli süreç bulunuyor. Stratejik arka planda küreselleşme olgusuyla kökleşen ve mekanikleşen kapitalist/neoliberal güç ve merkezler bulunuyor. ABD öncülüğünde Batı’da yükselen küresel sermaye özellikle Soğuk Savaş’ın sona ermesiyle birlikte kendisine katalizör etkisi yapan yüksek teknolojinin dayanılmaz cazibesini ulus devletleri hedef alarak dayattı. Aslında küresel sermaye ile ulus devletlerin ortaya çıkışı tarihsel olarak benzer bir döneme rastlar. Önceleri eş zamanlı bir uyumluluk yaşansa da zamanla küresel şirketler çok uluslu sistemleri ile devletçiklerin devleti olmaya muktedir bir hedefe evrilmiştir. Bugün Afrika’da, Orta Doğu’da ve zaman zaman merkezi Asya’da karşılaşılan koordinat ve demografi tanzim çabalarının salt “demokrasi” ve özgürlükler üzerinden açıklanması yine küresel kapitalizmin sosyolojik savaş araçlarından birisi olarak kabul edilmelidir. Bölünerek, parçalanarak ve ayrıştırılarak köklü ulus devletlerin, onlara ait kaynakların kontrol altına alınması düşüncesi böylesine bir stratejik/küresel oyunun yegane yaşama alanıdır.

ETNİKLEŞME VE VEKALETLER

Taktiksel boyutta ise bu sistemin araçları, etnisite üzerinden kurulan iç ve dış dinamiklerin harekete geçirilmesi olmuştur. Soğuk Savaş döneminde başlayan bir konumlanma olarak devletler karşı karşıya gelmeleri durumunda maruz kalacakları çeşitli tehditler (nükleer, demografi vb.) sebebiyle terör örgütlerini kullanarak karşıdakini alt etme ya da mesaj verme yoluna başvurmaktadır. Bu yöntem çok sayıda oyuncunun eklemlendiği yeni büyük oyun stratejisinde “vekalet savaşları” olarak literatürdeki yerini almaktadır. Üstelik bugün hiçbir terör örgütü yoktur ki, sadece tek bir ülkenin iç ve dış dinamikleriyle ilişkilendirilebilsin… Artık terör ve terörist kavramı uluslararası vekalet sularında ciddi bir rekabet alanının kıskacındadır. Buna bir de terör ve terörizm kavramına yönelik “ben merkezli” tanımlama yaklaşımı eklendiğinde “ateş düştüğü yeri yakar” sözü terörizmin uluslararası dayanaklarının ironik bir neticesi haline dönüşmektedir. Çok açık ki bir ülkede ya da bir coğrafyada terör ve terörist olarak kabul edilen herhangi bir örgüt başka bir ülke ya da coğrafyada “özgürlük savaşçısı” haline dönüşebilmektedir. Bu çelişkiyi ortaya çıkaran zemin ulusüstü yapılanmaların ve yayılma stratejilerinin meydana getirdiği kâr/zarar dengesidir. Bir ülkenin yönelimini ya da aldığı kararları kendi küresel stratejisine engel gören küresel sistemin oyuncuları söz konusu ülkenin tarihsel ve iç dinamiklerine büründürülmüş bir terörizm denklemini yine o ülkenin yakın coğrafyasında yazmaktadır.

BUNA KARŞI…

                İbni Haldun, Mukaddime adlı eserinde; “Devletlerin ömürleri onları ayakta tutanlarla orantılıdır. Ayakta tutan güç, devletlerin iç yapılarının gücüne bağlıdır. Bu iç yapı yakınlık bağı ile müteşekkildir. Yakınlık yani bir milletin mensubu olmak ve daha genel olarak birlikte gelecek arayışına baş koymak… İşte bu ne denli büyük olursa devletin iç yapısı da o denli güçlü olur. Yakınlık bağının güç etkisi ise böyle hissedenlerin sayıca çoğunluğu ile ölçülebilir.” diyor. Türkiye bugün hem küresel kapitalizmin hem stratejik hem de taktiksel adımlarının iz bıraktığı bir yönelimin kuşatması altındadır. Çevremizi ve iç yapıdaki hücreleri sarmaya çalışan terör örgütleri bu oyunun sadece piyonlarıdır.

Bize düşen; ilk olarak, İbni Haldun’un dediği gibi yakınlık bağımızı sayıca artırmak ve güçlendirmektir. Ardından ise akıl ve karşı strateji ile kuşatmayı kırmanın yolunu aramalıyız.

 

YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com