BOMBA

20 Ekim 2015
0 Yorum Yapıldı Yorum Yaz
505 defa okundu.

 

serap 5Geçen hafta yazamadım. Sadece ürkütücü tempom nedeniyle değil, ruh hali olarak da…

 

Ölümlerin sıradanlaştığı, her ölüm haberinden sonra “taraf”ına sığınma adına “karşı taraf”ın ölümlerine bir “iç ferahlaması” olarak “sevinebilme” ruh halinin etrafımda bunca yaygın olduğunu görmek, “söz”ün aczini sergiliyordu yine. Bu vahşi düşün iklimine nasıl bir “söz” ile direnebilir, nasıl bir “söylem” ile çok değil, hiç olmazsa 1 kişinin kendini sorgulamasını sağlayabilirdim?

 

Ama hayatın o en büyük gerçeği, “yine de hayat devam ediyor” bilgisi, beni tekrar masaya oturttu, istemeden de olsa. Şimdi yayın yasağı olsa da, bizim gazetemizde de yayınlandı, “81 ile          terör eylemi uyarı yazısı gönderildiği” halde, yüzlerce ölüm olmasına, tüm resmi makamlarla birlikte “bakakaldığımız” haberi…

 

Yine bizim gazetemizdeki haberde de yer aldığı üzere; ülkemizin pek çok kentinden toplanan insanların, Suriye sınırından geçerek, “terör” yapmak üzere eğitildikleri bilgisi… “Canlı bomba” olma ihtimali oldukça yüksek görünen kişilerin tek tek isimleri… L

 

Önce acıdan yandık; sonra susakaldık; sonra sosyal medyada “canlı bomba”lar üzerine yürütülen müthiş espri seline, acı da olsa gülümseyerek tutunmaya çalıştık… Güldürü yeteneğimizin ne zaman böylesine geliştiğini düşünürken, bu acı gerçeği keşfettik: Öyle çıkışsızdık ki, gülmeceden başka tepki kanalımız kalmamıştı. L

 

Nüktedanlık bir zeka işaretidir bunu kabul ederim ama “yalın alaycılık” en sevmediğim yaklaşımlardan biridir. Alaycı kişinin tarzını bir doktor şöyle yorumluyor: “Hayattan çok şey bekleyen, bekledikleri de umduğu gibi çıkmayan kimseler gibi o da, genellikle herkese, her şeye karşı alaylı bir tavır takınırdı.” s.52

 

Peki o “doktor” kim diye soracak olursanız, onun aslında önemli bir İskoç doktor ve yazar da olduğunu söylerim. Söz ettiğim yazar, Archibald Joseph Cronin ve dilimize “Sabah Yıldızı” diye çevrilen romanında söylüyor bu sözü. (Cronin, Archibald Joseph (1972), Sabah Yıldızı, Şaheser Romanlar, Çev. Vahdet Gültekin, 4. Baskı, Güven Yay., İstanbul.

 

Cronin, bir doktor öyküsünü anlattığı bu romanı yanı sıra birçok romanı bulunan son derece üretken bir yazar ve The Citadel” adlı romanı ile de “tıp etiği” konusunda toplumun dikkatini çekerek, alana büyük katkı sağlayan biridir.

 

Değindiğim kitapta, savaş, bomba, din ve misyonerlik kavramları üzerine şöyle bir diyalog aktarıyor yazar: -Misyonerliğin ne olduğunu bilmiyorsunuz, bu konudaki bilginiz sanırım, çok eskiden gördüğünüz bir karikatüre dayanıyor. Öyleyse, bakın size haber vereyim: Çin’de savaş var. Milyonlarca insan yersiz, yurtsuz, evsiz barksız kalmış, aç biilaç. Uçaklar başlarına bomba yağdırıyor. Dört bir yanda kolera salgını var. Hastalık, ölüm zavallıları kırıp geçiriyor. Kadınlar, çocuklar akla gelmez, inanılmaz eza, cefa çekiyorlar. “Ekmek, ekmek!” diye bağırıyorlar. İmdatlarına koşacak kimse yok.

Paul Venner ciddi ciddi dinliyordu. Aynı halle sordu:

-Siz de onlara koltuğunuzun altından çıkardığınız bir somun ekmeği İncil’den yırtılmış bir yaprağın içine sararak vereceksiniz öyle mi?

Mary Murray, hafifçe boynunu bükerek kabul etti:

-Evet. Yalnız bu ekmeği onlara Tanrının gönderdiğini göstermek için.

Paul Venner acı acı gülümsedi: -Bombaları da Tanrı yollamıyor mu?

-Hayır, Tanrı’yı unutan insanlar yolluyor bombaları!

-Öyleyse, siz de Tanrı’yı tanıtmak için dağıttığınız beyannameleri niçin bunlara göndermiyorsunuz?”

 

“Allah için savaş” verenlerin, “bomba”larla ilişkisini bu yüzyılda düşünmek, onlarla iç içe yaşadığımız gerçeğini hep anımsamak karşısında, “söz”ler zaten yitiyor.

Anahtar Kelime:
YORUMLAR Bu Yazıya Henüz Yorum Yapılmadı.. Belki İlk Yorumu Sen Yapmalısın..

SOSYAL MEDYA BİZİ TAKİP EDİN

HTML Snippets Powered By : XYZScripts.com